Jump to content
Forumu Destekleyenlere Katılın ×
Paticik Forumları
2000 lerden beri faal olan, çok şukela bir paylaşım platformuyuz. Hoşgeldiniz.

Baba Olmak


paparnoz

Öne çıkan mesajlar

Oğlan 7 yaşına geldi, ikinci sınıfa geçti biraz bu konuda bir şeyler yazmak istedim, ara arada yazmayı planlıyorum. Bu forumda benden daha tecrübeli babalar olmakla birlikte daha işin acemisi olanlarda mevcut. Hem şahsi düşüncelerimi içeren ve objektif olmayan, dallanan budaklanan, Sam'in sevmediği bol bol derail olacak bir topic olsun.

Öncelikle söylemek gerekirse oğlan büyüdükçe onunla beraber bende büyüdüm, daha sağlıklı düşünmeye, daha dikkatli hareket etmeye, daha sorumluca davranmaya başladım.

Oğlum olmadan önce zaman çok yavaş geçiyormuş onu anladım, şimdi göz açıp kapayıncaya kadar gün bitiyor, eskiden yelkovanın sürtünme sesini duyar, şu saate ne zaman gelecek diye beklerdim şimdi saati duymadığım gibi vaktin bile farkına varamıyorum.

İnsanın duygularının,düşüncelerinin ve karakterinin oluşum süreci kitaplardaki basmakalıp kelimeler ve soğuk cümleler gibi değil, zaman ilerledikçe bunu anladım. Hem çok girift, dallı budaklı hemde aslında çok basit. Davranış, psikoloji ve çocuk yetiştirme el kitapları bir halta yaramıyor.

Ekseriyetimiz hep bir kahraman arayışı ile doldurulduk, Godot'yu bekledik. Babalarımızın yarı-sorumsuz hallerine alıştık. Bu yüzden çocukluktan yetişkinliğe baba figürüne bakış açısı sürekli değişken gösterirdi.

Tabii baba olunca önceki neslin babalığını da rasyonel bir şekilde tartmaya başlıyorsunuz. Anladığım şey şu, bu ülkede bunca problemin sebebi ikinci dünya savaş sonrası 1950 ve 1970 arası doğan nesil. Gerçek bir savaş görmedikleri gibi 2.dünya savaşı sonrası ekonomide yükselme ve baby boom denilen nüfus artışının artık yoğun olduğu dönemde dünyaya gelmeleri.

Teknoloji bireysel yaşamda daha yoğun bir şekilde hissedilirken, özellikle Türkiye'de köyden kente göç etme ve şehirleşme ve yerleşme dönemi bu dönem. Bu yüzden köyün mahrumiyetinden ve yokluğundan sıyırılıp, maymun gözünü açtı denilen insanların lüks ve refahı görme,keşfetme bunu anlamlandırma zamanı diyebileceğimiz bir periyot. Tabii hep köy ve kent nüfusunu karşılaştıran tablolara ilkokul'dan alışığız ama insan davranışları üzerindeki etkisini düşünmek elbette ciddi anlamda düşünme ve sorgulamaya başladığım zamanlarda anlamlandırmaya başladım.

Bu süreçte babalarımız hem kendi babaları gibi çiftçi ve köylü mantığına sahipken diğer taraftan kendilerini şehirli ve daha modern hissetmeye başlıyorlar, İlber Ortaylı'nın dediği "kasabalı aklı" işte bu kuşakta devreye giriyor. (2-3 kuşaktır şehirli olanları saymıyorum zaten onlar nüfusun küçük bir yüzdesini oluşturmakta)

Hem bu refahla karşılaştıkları için pragmatik ve haz dünyasına itiliyorlar ama diğer taraftan cinsellik, evlilik ve sonrasında çocuk onları bir başka dünyaya itiyor, bu sıkışmışlık onları değişime yöneltiyor. Erken yaşlarda köyden tiksinen ve aşağılayan bir bakış açısı geliştiriyorlar ve özellikle ergenlikleri toplanma, organize olma beraber bir kültür havzası içerisinde flörtler, bakışmalar, ilk ele ele tutuşmalar diyebileceğimiz köyde yaşayamayacakları bir dönem ama diğer taraftan bir ahlak dürtüsü bu kadarda olmaz dedikleri kendilerince bir sınır çizgisi geliştiriyorlar. Utangaç bir şekilde el ele tutuşmak, göz göze bakışmak tamam ama öpüşmek neyin nesi ? meselesi gibi.

Elbette mevcut şehirlerin yapısı da yüksek oranda değişiyor. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi kentler hızlı bir şekilde değişim geçiriyor. Barınma ihtiyacını karşılayacak apartmanlar yükseliyor diğer taraftan köylü mantığı tüm şehir eko-sistemini ele geçiriyor. Onlar kente adapte olmuyor, kent onlara adapte olmak zorunda kalıyor.

Bu süreçte kendi kültürel habitatlarını şehirlere giydiren bu nesil hem acayip özgüvenli hemde daha saldırgan bir çizgide kalıyorlar. Ortada sadece bir Erdoğan yok milyonlarca var. Kendi öz babam olmak üzere bir çok babada gördüğüm Erdoğan davranışları mevcut, Erdoğan'ın çocukları ile konuşma kaydı mesela çocuğuna bağırması, kızması, onu aşağılaması ama diğer taraftan kızına daha koruyucu tarzda bir üslup kullanması, sürekli bir haklılık sendromu içinde olması vs. Ses sürekli yüksek, sürekli azarlar pozisyonda ve her zaman haklı. Oğullarını öpüp, koklayan seven bir baba profili göremiyoruz. Sevgi gösterisi tedirgin bir baş okşama merasimi. Erdoğan'ın oğluyla sarılırken bir pozu yok mesela.

Neyse bu konu uzar sadede gelirsem, şimdiki babalar köylüsü dahil olmak üzere çocuklarının üzerine daha çok düşüyorlar. Daha ilgili bir baba nesli daha değerli insanlar üretir diye düşünmekteyim. Hemde ülkede insanın değeri de bu nesil ve çocukları sayesinde artacaktır. Çocuğunun elinden tutup, çocuğun istediği yere götürenler, parkta çocuğun oynamasını bekleyenler, okul çıkışı çocuğunu almak için bekleyenler, çocuğu ile güzel diyalog geliştirenler vs. Bu ülkeden biraz umut besliyorsam bu neslin yetiştireceği çocuklar içindir. (kendimi övmek gibi olmasın buna bende dahilim)

Babam teknolojiden anlamadığı için sürekli kara kutumu, atarimi, bilgisayarımı çöpe atmakla tehdit eder, oynamamdan rahatsız olurdu, televizyonun kontrolünü ele geçiren atari, kara kutu, commodore 64 gibi aletler elbette babamın haberleri kaçırması düşünülmeyeceği için hışımla fişten çekilir, sert bir şekilde baba evden işe,kahveye gideceği döneme kadar rafa kaldırılırdı.

Ben farklı bir şekilde elbette oynamasına izin veriyorum. Oynamasına izin verdiğim için öncelikle kendisi bunalmıyor, bizi de bunaltmıyor. Arada minecraft muhabbeti kişisel olarak sıksa da (bak baba ne yaptım, atlı versiyonu yükledim, server açtım, market kurdum vs.) minecraft sayesinde 1. sınıfta öğrendiği okuma-yazmayı pekiştirdi ve okuma hızı arttığı gibi ingilizce öğrenmeye olan isteği de yükseldi. Sıradan bir psikolog olsa çocuklarınızı oyunlardan uzak tutun diye zırvalardı. Bir baba olarak baktığımda ise çocuk mutlu, öğrenmeye daha aç oluyor, farklı deneyimler ve gözlemler kazanıyor.

Elbette sadece sanal bir dünyaya hapis kalması abes olur ama zaten arkadaşları ile teması azaldığı noktada oyun ile meşgul oluyor. Yazın 3 ay boyunca her gün bisiklet sürüp, yüzüp, akşamları forma ve kramponunu giyip arkadaşları ile caka sattı ancak şehre dönünce apartmanlar arasında sanal dünyada eğlenmesini yasaklayacak değilim, koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derler muhabbetinde olduğu gibi yoğun apartman bloklarının olduğu noktada maalesef şehrin griliği ve beton sadece çocukları değil bizi de esir alıyor. Şu sıralar en önem verdiğim şey "mutluluk", o mutlu olunca bende mutlu oluyorum.

Tabii gittikçe Alpay Erdem'in karikatür serisi olan çocuğunu dürbünle izleyen adama dönüyorum. Hazır bahsettim bir görsel paylaşayım ehehehe.



Neyse şimdilik bu kadar, hep Ales'te, Kpss'de mi paragraf okuyacaksınız. Yazar aslında babalık tarifinde "akan zaman girdabında yeşeren umutlar" derken ne demek istiyor gibi abidik gubidik sorulara takılmak yerine, beni benden okuyun.

Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

Senin bide kızın olsunda o zaman gör babaligi.. Hele hele benim gibi oğlandan sonra kızda gelince zaman dursun hiç büyümesin hep seveyim kucağımda olsun istiyorsun.. Şu saatte bile ayakta olmamın sebebi.. Şu bi gerçek bir baba kızı olunca gerçekten baba oluyormuş.. Ne ara bir yaşına geldi anlamadım bile..
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

Xaero said:

Senin bide kızın olsunda o zaman gör babaligi.. Hele hele benim gibi oğlandan sonra kızda gelince zaman dursun hiç büyümesin hep seveyim kucağımda olsun istiyorsun.. Şu saatte bile ayakta olmamın sebebi.. Şu bi gerçek bir baba kızı olunca gerçekten baba oluyormuş.. Ne ara bir yaşına geldi anlamadım bile..


Kız istiyorum, hanımı ikna çalışmalarım sürüyor ama hanım ikincinin kız olacağı ne malum diyor, oda haklı. Hadi diyelim kız olmadı bir erkek daha oldu, oda olumlu.

https://www.youtube.com/watch?v=Jk3I4n_dafg

Özellikle şu fındığı görünce iyice gaza geldim, hanımla günde bir doz alıyoruz. Şirinlik muskası.
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

Tuhaf oldum....

Baba değilim. Evliyim. Eşimle hiç bir şekilde çocuk yapmayı düşünmüyoruz. Vazektomi yaptırsam mı diye düşünmedim değil ama dünyanın doktordan en çok korkan adamı olarak bıçak altına yatmaktan ölümüne korkuyorum. (Ne var? Adam kazara atardamarı falan keserse nolcak?) Bir çocuğu büyütme sorumluluğunu almak bana göre değil.

Paparnoz'u okuyunca kendi babam aklıma geldi. Babam farklı bir adam. Dedem knehirde boğulduğunda 3 yaşındaymış ve babaannem hamileymiş. En büyük kardeşleri hariç kente göç etmişler. 7 kardeşler ve normalde tam bir "Kasabalı" olmaları lazım.

Ancak babam şaşırtıcı bir şekilde kendisinin "Kasabalı" olduğunun, çocuğunun ise "Kasabalı" olmaması gerektiğinin farkında olan birisi. En küçük amcam aralarında üniversiteye gitmeyi başaran tek kişi. Babam kendisini okul-iş arasında geliştiremediğinin farkında.

LYS zamanı (Bizim zamanımızda adı lys'ydi. Şimdi ne olmuştur bilmiyorum) benim yüzümden annemle ayrılamadı. Malum görücü usulü evlilik ve benim annem Dünya'nın en faşist annesidir. Ya bi Hitler olmasa da Himmler gibi kadındır. Lise sınavında ben Galatasaray lisesini kazandım ancak annem "O ÇOCUK SAMSUNDAN DIŞARI ÇIKMAYACAK" şeklinde bir emir verdi. Babamın geliri anneminkinden çok daha düşük. Benim GS'ye gitmemi çok istemiş olmasına rağmen başka bir şehirde beni okutamazdı. Annemi ikna etmek için teyzemleri, kuzenlerimi hatta dersane müdürünü ve öğretmenleri dahi araya soktu ama... Olmadı işte.

Eğer anneme kalsaydı bir baba ile oğlun beraber yapmak isteyecekleri şeylerin çoğunu yapamazdık. Çok iyi hatırlıyorum babam beni lunaparka götüreceği haftasonu kahveye gitmezdi. Çaya para verirse beni çarpışan arabalara bindirecek parası kalmazdı. Ben ortaokula geçince bir deneme sınavında Samsun birincisi oldum diye bana bilgisayar aldı. Sonra da uzuuuuuuuuuun bir süre kahveye gidemedi:( Annemse sürekli bir şekilde para zulalamayı başardı. (Annem sırf kendi memur maaşıyla 2 ev aldı. Düşünün artık nasıl para kaçırmış...)

Neyse uzattım. Bir sürü şey sayarım konu çok dağılır ama şunu biliyorum. Herkesin babası iyidir ama benimki hepsinden birazcık daha iyidir. Çünkü sırf benim iyi bir geleceğim olsun diye defalarca ayrılmak istediği annemden ayrılamadı.

Sorun şu... Babam torun istiyor ve bunu açık seçik ayan beyan dile getiriyor. Benim 29 yaşıma gelmeme rağmen işsiz olduğum gerçeğini bilmesine rağmen "Torun isterim" diye tutturmuş durumda. Eşimle beraber hiç bir zaman çocuk yapmak istemediğimizi bir iki defa dile getirmeye çalıştık ama kalpten gitmek üzere olduğunu görünce çark ettik.

Bilmiyorum... Bilemiyorum. Babamı "Baba olmak istemediğime dair" ikna edemiyorum.
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

Şimdi başkalarına saygı ve toplum içinde insanları rahatsız etmemek derken ne kastediliyor ? Benim gözlemlediğim kadarıyla çocukların yetişkinlere saygısı var ama çocuklara saygı pek yok. Yaşam alanları dar ve sıkıcı olduğu gibi çocuğun kendisine tahammülde gelişmemiş, empati yoksunluğu ile alakalı bir sakatlık var, insanoğlu serada bitki gibi yetişmiyor, herkesin bir bebeklik çocukluk evresi olduğu gibi o dönemde toplum sınırlarını öğrenmek için yaptığı girişimlerde var.
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

Kesinlikle çocuk sahibi olmak istemiyorum. Bunu dayımın 3 yaşında şebek oğlu, kuzenimle vakit geçirince anladım biraz. Sıpa beni çok seviyor, çok da mizahı gelişmiş bir çocuk, şakalar falan. Baya kanka gibi olduk, kanka yumruğu falan atıyor. Gerçekten insana neşe veriyor.

Gel gör ki o sorumluluk. Yemeğini yedimi, güvende mi, koşarken bile peşindesin. Bir de yapma dediğini yapması falan. Saygısız bir çocuk değil ama şebeklik var biraz, koşma dersin koşar sırıtarak.

Gözünün önünden ayırmayacaksın büyüyene kadar. Büyüdükten sonra?

Annem ve teyzem kanserden hayatını kaybetti. Zavallı anneannemde iki evlat acısı yaşadı hayatında, bizler için dayanıyor kadın, güçlü. Bana bir gün aynen şöyle dedi; "bana bir daha sorsalar anne olmak ister misin diye, hayır derim". Çünkü evlat acısı dünyanın en büyük acısı. Geriye kalanlar, bizler tesellisi oluyoruz işte, aynen yukardaki sermaye-kar mevzusu gibi, bu da işin negatif kısmı.

Büyüdüğünde binbir dert. Hayatını adaman gerekiyor. Onun için çalışacak, onun için yıllarını ipotek edecek, borçlar altına gireceksin. Değer mi, değer orası ayrı. Ama bu işin yanında en kötüsü, böyle bir dünyada(böyle bir dünyaya çocuk getirmek geyiği) senin için en kıymetli olacak bir varlık dünyaya getirmek?

Çocuk sahibi olmak aslında insanoğlunun hayattaki en büyük amacı, vücudu bile ona göre şekil almış, fonksiyonlarını belirlemiş. Hayat amaçsız değil ama saçma bir amacı var, neslini devam ettirmek. Canlıların neden neslini devam ettirme güdüsüyle donatıldığı ise muamma. Genleri aktarıyoruz, evrimleşiyoruz, yine aktarıyoruz. Kraliyet soyundan olsak buna ek olarak sosyolojik bir kaç neden de bulunurdu tabi ama soyumuz devam etse ne olacak etmese ne olacak? Zaten aile dediğin, sosyolojik bir kurumdur. Toplumun en küçük yapısı denmesinin sebebi bu.

Bu kadar savaşın, cahilliğin, ahlaksızlığın, yoksulluğun olduğu bir dünyada çocuk sahibi olmak gerçekten zor iş. Bu yüzden, bir kere oldun mu bence dünyaya da çocuğuna yaklaşır gibi yaklaşman da gerekiyor.

Ne demiş Manic Street Preachers? "If you tolerate this, your children will be next".

TL;DR = Çocuk sahibi olurken 50 kez düşünmek lazım. Olduktan sonra da düzgün bir baba, anne olmak lazım. Çocuğa bir karakter sahibi olmasını öğretmek, onu bencil değil olgun yetiştirmek ve dünyayı da onun güzel yaşamasına uygun bir hale getirmek için çabalamak lazım.

Kolay gelsin.

edit: Ha bir de çocuğunuzun yanında kitap okuyun. Bu eylemi merak etsin. Dayım çok güzel bir alışkanlık kazandırmış benim kuzene, 3 yaşında ama top yerine kitapları açıp resimlere bakıyor. Teknolojiden de 15'e kadar uzak tutun. Siz Baldurs gate ile büyümüş olabilirsiniz ama şimdi çocuklar slime videolarıyla büyüyor.
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

güzel bir duygu olduğundan şüphem yok. ama bu duygu baba olmak için yeterli değil benim için. bir kaza olmadığı sürece de asla düşünmüyorum.

2 sene sonra kısmetse evleniyorum. 33 yaşında veya daha sonra baba olmak mı ?

bence bir insan ömrü için maddi manevi çok büyük bir fedakarlık bu.

bencil ve sorumsuz bir babayla büyüdüm. nasıl baba oluacağını öğretti sağolsun ama bir yandan da herkesin baba olmaması gerektiğini de öğrendim. varsın olsun o duyguyu yaşamadan ölelim. torun torba sevmeden soyumuz devam etmesin. önümde yaşayacağım verimli ve ekmeğini yiyeceğim 15-20 seneyi feda etmeye değer mi ? değmeyeceğini düşünüyorum. çok fazla değişken unsur olduğundan insanın hayatına göre değişiyor tabi bu karar. ama ben ııh yok yani.
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

Bu arada çocuk anan baban hayattayken yapmak en mantıklısı. Annen oğlan doğduktan sonra resmen 10 yaş gençleşti. 1 sene dil döktüğümüz kalp pilini 1 haftada şak diye taktirde. Sırf torununun peşinden daha rahat kosabilsin diye. Kendine çok iyi bakar oldu falan.

Babam mı o. Sürekli beni eleştiren adam turundan sonra pamuk gibi oldu aramız hic aklima gelmicek kadar iyi.

Ben mi. Bende şunu fark ettim gitgide babama benziyorum..
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

21. yuzyilin buyuk problemlerinden birisi de akilli, egitimli insanlarin cocuk yapmama istedigi. Biraz yeni yuzyildaki bireysellik anlayisi, biraz da egitimli olunca 120bin varyasyonu dusunup(Or. Turkiye de egitimsiz kesimin is alaninda egitimli kesime gore daha girisken olmasi) basarisizliga ugrama dusuncesi. Sadece yakin cevremde cocuk yapmamaya karar verdik diyen en az uc-dort cift var, bayagi da ciddiler, isi tup baglatmaya kadar goturenler var.

Esasinda akli basi yerinde insanlarin cocuk yapmasinin hem sizin icin hem de toplum icin onemli ve gerekli bir olgu.
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

türkiye özelinde son 10 yılı görüp de çocuk yapan macerayı seviyor demektir. iş dünyasında bla bla değil, alışveriş merkezinde oyuncak alırken patlama riskin var. sabah servise koyduğun anda ömür törpüsü başlar. bugün ne olacak diye. darbesi, dincisi, teröristi, yobazı, sapığı, adanalısı sonu gelmeyen bir liste. hep vardı. hiçbir zaman güvenli değildi ama artık hard'dan hell'e geçmiş durumdayız jeopolitik durumdan dolayı. ondan çocuk isteyenler go go go medeni ülkeler. çocuğun bir geleceği, sizinde akıl sağlığınız olur böylecek.
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

Öncelikle geçmiş olsun photographer.

Bizlerin de dünyaya geldiği zaman burası cennet gibi değildi. Çoğumuz 70-80 kuşağıyız ki, annelerimiz babalarımız nelere maruz kaldılar o dönemde.

Hamburg'da bir hocam vardı. Soğuk savaş dönemindeki karamsar gelecek belki hiç gelmeyecek diye çocuk yapmamışlar. Hayatımın en büyük hatası diyordu.

Ayrıca bu işin çıkmazını bir arkadaş bahsetmiş. Rasyonel düşünebilen insanlar çok az çocuk yaparken, eğitimsiz nesil tavşan gibi ürüyor.
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

Geçmiş olsun photographer.

Çocuk yapmak için nasıl bir motivasyon gerekiyor? Ne oluyor da hadi bir çocuk yapalım diyor insan acaba?

DNA'ya falan kodlanmış "neslini devam ettirme isteği" ise rasyonel düşününce saçma geliyor.

O yüzden başka bir motivasyon var mıdır çocuk yapmak için? Evet çocuk seviyorum gider oynarım falan da günümün tamamını yıllarca ona ayırmam gereken, kendi istediğim şeylere zaman ayırmayıp tüm düzenimi ona kanalize etmem gereken bir varlığı neden kendim yaratayım?
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...