Jump to content
Forumu Destekleyenlere Katılın ×
Paticik Forumları
2000 lerden beri faal olan, çok şukela bir paylaşım platformuyuz. Hoşgeldiniz.

Aldatıldım ve Boşandım


Öne çıkan mesajlar

Mesaj tarihi:

abi ben de meditasyon yapıyorum, sağlığımla alakalı epey dikkat ettiğim ve etmediğim da noktalar var. bir kaç kere yogaya falan meraktan gitmişliğim bile var. çok kolpa geldiği için bıraktım yogayı. nefes antrenmanları da yapıyorum. gerçi epey zamandır sinirlerimdeki bir dönmeden dolayı ne nefes ne de meditasyon yapabiliyorum stabil duramadığım için. 

yani bunları öyle tırıvırı spritüelizmler altında falan değil de direkt olarak sağlığa ve zihne faydası için yapıyorsanız sorun yok. benim hayatımda yer edinmiş şeyler olmasına rağmen karakterime ve davranışlarıma, giyimime kuşamıma, retoriğime falan bir etkisi yok, olduğunu gördüğüm anda kendimdeki o kolpalığı hissetmeye başlıyorum zaten ve bir gülme geliyor. 

meditasyonun bir miktar faydasını gördüğümü söyleyebilirim hatta bir miktardan da fazlasını. günümüzde zihnimiz o kadar çöp enformasyonla dolup o kaostan bir anlam çıkarmaya çalışıyor ki pace'i yakalayamadığı için y*rk gibi adam kıvamında ne dediği belli olmayan birbiriyle çelişen yarım bilgilerle ahkam keser hale geliyor. meditasyon orada bir dur demesini sakin kalmasını sağlıyor beynin. çöpleri silip daha berrak bir hale geliyorsun.

nefes antrenmanlarının da faydaları say say bitmez.  ama yani yoga moga falan bana özentilik geliyor artık. yani derdin streching ise gider streching hareketleri öğrenir daha pratik hale getirirsin mevzuyu. 

yani hobi olarak yapın fayda sağlamak için yapın evet ama hayatınızın merkezine koymayın böyle şeyleri. body building yaparken rocket science'a çeviren takıntılılar gibi esas amacı unutup başka bir yere çekince olayı harcadığın zamana da yaktığın hücrelerine de değmiyor. 

en güzel ölçü makuliyettir abi. makul olun. 

Mesaj tarihi:
Aceace, 24.08.2026 17:18 tarihinde dedi ki:

Lan adam alttan altta bize nefes egzersizi kitliyomuş. Birazdan yoga kötü ama yerçekimsiz yoga iyi diyecek...

Master manipülatör çıktı adam sfsfsf

abi sen gay gibi tayt giyip bisiklet sürüyosun biz bişi diyo muyuz

  • Haha 1
Mesaj tarihi:
bLackcha0s, 24.08.2026 16:20 tarihinde dedi ki:

çetin çetinbaş yoga, cihangir yoga, aile dizimi, chakra, manifest gibi hesapları takip edenlerden uzak durun

3 kedi fazla besleyenden de uzak dursunlar bunu da ekleyim

Mesaj tarihi:

Şu aile dizilimi zamazingosuna bir kere katıldım,izleyici olarak çağırdılar merakımdan gittim.Genç bir çocuk dizilim yaptırıyormus (işinde başarılıymış ama hep tedirgin ve depresifmiş) ,neyse eleman beni seçti.Dizilimi yapan kadın 1 saatten fazla ayakta bekletti,habire şuran ağrıyormu,buran ağrıyormu,şuranda sıcaklık hissediyormusun vs diye sordu.Yok dedikçe bişiler uydurdu,sonunda gencin dedesinin hak yediği;bundan kurtulmak için sokak köpeklerini beslemesi gerektiği gibi bir sürü absürd tavsiye ile bitirdik geceyi,o günden sonra tekrar çağırmadılar.İmkanınız varsa aile dizilimine katılın valla,ben baya eğlendim

  • Like 1
Mesaj tarihi:

Insan su anki evrimsel yeriyle ruhani ihtiyaclari olan bir varlik. Yarattigimiz teknolojinin hizi bizim ona uyum saglama hizimizin birkac kez ustune cikti. Mevcut insan yapisi bu kadar girdiyi iseyip ona gore pozisyon almakta zorlaniyor. Butun gelismis toplumlarda depresyon ve anksiyete tavan yapmis durumda. Haliyle bazi seyleri anlamlandirmak ve ona gore kendimizi guvenceye almak icin ruhani anlamlar ariyoruz. Bunun altyapisi da kulturel olarak insanoglunda mevcut. Kapali kesim bunu dinle cozmeye calisiyor. Modern kesim kitapli dinlerden uzaklastigi icin, ihtiyaci oldugu zaman bunun yerini cakraci, yogaci (ruhani kismi, nefes ve hareketler haric), astrolog vs. ile dolduruyor. Insan zihinsel ve biyolojik olarak evrimlestigi zaman, ruhani kavramlara olan ihtiyaci da otomatik olarak azalacak. Bu bizim hayatimizda gorebilecegimiz bir durum oldugunu sanmiyorum.

Kendini bilmek onemli bir meziyet. Ama bunu surekli ustune etiketleyip etrafina da empoze edenlerden genelde uzak durmakta fayda var.

Mesaj tarihi:
sanssizsansli, 24.08.2026 15:49 tarihinde dedi ki:

AceAce haklı. 

yani şöyle söyliyim. bu tarz yeni bağlamlar bir nevi new age spirtuelizm tarzında avamın anlam arayışında işini kolaylaştırabilecek ve bir stance oluşturabilecek kadar yüzeysel bilgiler ile kalıp oluşturmak amacıyla elden ele dolaşan minik sözlük gibi. 

çok önceden bir kız arkadaşım hediye etmişti bunun amir levine ve rachel heller'ın yazdığı kitabını. şimdi uzun uzun detaylarını yazsam aslında argümanımın ne kadar haklı olduğunu ispat edebilirim ama üzerinde durmak istemediğim şeyler artık. 

kısaca kendilerini " ben böyleyim " diye takdim etmek amaçlı kullandıkları, özellikle günümüzde kadınların çokca başvurduğu manipülatif bir el sözlüğü gibi. 

biraz psikoloji, psikanalitik okumuşluğunuz var ya da ilginiz varsa zaten ayakları yere basmayan bir sürü şey olduğunu anlayabiliyorsunuz. bu kitap ve ortaya çıkardığı bu yeni kavramlar o kadar basitleştiriyor ve o kadar genelliyor ki olayları, bir davranışın bağlama ve bireylerin ikili dinamiklerine bağlı olduğu gerçeğini hepten yerle bir ediyor. 

bu da bir genelleme sayılabilir anca bu kaygılı-kaçıngan diye adlandırılan kişilerin esasında kişilik yapıları kendilerini koruma güdüsüne bağlı bir narsizm patterni. zira bu bireyler ilişkide oldukları bireyleri tamamiyle analiz edip sahte bir persona takınarak bulduğu açıkları kendisine oluşturabileceği muhtemel zarardan ya da kendilerindeki paradoksal açıklıkları anlayıp anlayamadığını test edebilmek amaçlı bir zeminde ilerletebileceği bir araç olarak görmekteler. ve sonunda da nihai olarak sömüremeyeğini anladıkları kişilerin ilişki sürecindeki sözüm ona açıklarını kendilerini ilişki yaşadıkları bireylerden azad edebilmek amaçlı bir argüman olarak kullanarak kurtulma eğilimindedirler. işte bu aslında tipik bir narsistik pattern.

jung'un bu konuda bazı sınıflandırmaları var, empath, dark empath, enlightenment dark empath vb. 

kaygılı kaçıngan kişilerin tamamı empath ya da dark empath olmasa da bunların karışımından bir şeylere sahip olduğu görülüyor. 

yani uzatmadan bitiriyim, bu kitap veya bağlanma stili noktasında bir argümanla birileri size bir şeyler anlatmaya çalışıyorsa önce bilginiz dahilinde olan şeylerle sağlıklı bir konuşma yapmanız gerekmekte. eğer baktınız manasız ve diretken bir fikirle size yok bence böyle, ben ilişkimde hep aldatıcak gibi hissediyorum, onu kaybetcekmiş gibi hissediyorum zart zurt bir sürü şeylerden bahsediyorsa uğraşmayın kaçın. yem olmayın. 

ilişkiler iki kişinin yaşadıklarını şeyler üzerinden değerlendirilir. siz ayşeyle kaçıngan fatmayla güvenli ilişki yaşayabilirsiniz, ayşe de sizinle kaçıngan fatma da güvenli yaşayabilir. hep öyleyim diyen kişinin ya çocukluğundan kalan bir travmayı kendisine kalkan olarak seçmişliği ve bunun intikamını alabilceği bir zemin aradığı görülür ya da öğrendiği iki tane kıçı kırık yeni nesil kavramla sizi delirtmeye çalıştığı. 

son yıllarda gohsting costing mosting bir sürü kavramı duyan herkese yapıştırmaya başladı. narsist lafını da öyle. halbu ki herkes narsisttir belli bir ölçüde, bu benliğini korumak için elzem bir şey. hepsinin bir spekturumu var, patolojik başka sosyopati başka psikopati başka. ağzı iyi laf yapan herkese, kendini iyi ifade edebilen, savunabilen herkese narsist denmeye başladı falan. 

aman abi siz siz olun kadınların bu yem olarak kullandığı yeni kavramlara bu kadar düşmeyin. kendinizi bilin en önemlisi o. şizotipal düşüncelerle sizi öyle bir manipüle ederler ki bir bakmışsınız içinizdeki gizli borderline'ı ortaya çıkarıp intihara bile sürüklerler sizi. 

 

 

Bu arada bahsettiğin kitap başarılı ve gerçekten tutarlı saptamaları var. Jung'un çıkarımları mistik ve bilim dışı. Halbuki Amir Levine ve Rachel Heller'in çıkarımları ölçülebilir, gözlemlenebilir ve deney alanına taşınabilir saptamalar. 

Kaygılı, Kaçıngan ve Güvenli bağlanma üç bağlanma stili ama bunlar zaten alt kollara ayrıldılar. Sadece genel hatlar bu üç grup ve bariz şekilde ben kaygılıyım, bazı insanlar kaçıngan. 

Yazarların önerisi de zaten kaygılı bireylerin, güvenli bağlanan bireylerle ilişki kurması üzerine ve gayet tutarlı, mantıklı öneri. Mesela kaygılı birey, içindeki hisleri karşı tarafa aktardığında kaçıngansa buna sert reaksiyon gösteriyor ve sıkışıyor ama tam tersine güvenli bağlanan birey mantıklı ve tutarlı cevaplar vererek partnerinin kaygılarının yatışmasına vesile oluyor ve kaygılı bağlanan giderek güvenli bağlanma stilini benimsiyor.

Diğer husus, benim kaygılı bağlanma nedenim çocukluğumdan kaynaklı ki bu saptama da doğru çünkü ben çalışan bir annenin oğluydum. Dolayısıyla, annem ile kurduğum bağ sınırlı ve sürekli git - gelli kayıp hissinin yoğun olduğu bir ilişkiydi. Bu partner ilişkisine de yansıyor. Aslında kaygılı bağ genel olarak kadınlarda görülür çünkü bağlandıkları babaları sürekli dışarıda çalışmak zorunda oldukları ve eve gelince sınırlı alanda ilgilendikleri için kaçıngan erkeklere bağlanma eğilimleri daha yüksek oluyor.

Ben kitabı okuduktan sonra içimde anlamlandıramadığım çoğu duyguyu anlamlandırmayı başardım, bana büyük fayda sağladı. Çözümü de yazarların bahsettiği güvenli bağ kesinlikle.

Mesaj tarihi:

çözümü karşıda değil kendinde araman gerekiyor. bu kitaptaki bilgiler yüzeysel dediğim gibi, aa evet lan harbiden böyle dediğin bir çok şey var fakat insan yaşadığı her şeyi geçmiş tecrübelerinden edindiklerini tekrar yaşamamak adına kendine giydirdiği bir davranışsal kalıp üzerine oturtur. o kitapta hatırladığım kadarıyla testlerde kaygılı-kaçıngan diye bir seçenek yoktu, yani ikisinden birinin ölçüsü diğerinden fazla oluyordu ve eğilim ya kaçıngan ya da kaygılı olarak belirtiliyordu. kaygılı-kaçıngan diye kitapta olmayan kavramı da okuyucular kendilerine yakıştırıp çıkarım yapıyorlardı galiba. çok uzun süre geçti okuduğum zamanın üzerinden hafızam yanıltıyor da olabilir bilemedim.

misal gidip robert sopolskinin kitaplarını okursan bu sefer de ya bu diğer kitaplarda anlatılanlar harbi zırvaymış diyebileceğin bir kanıya da ulaşabiliyorsun. çünkü hepsinden daha fazla ölçülebilir ve gözlemlenebilir argümanlar. 

psikoloji biraz böyle bir şey, bazı doneleri görüyorsun, bu bende var ya diyorsun ondan sonra öyle bir benimsiyorsun ki diğer tüm çıkarımları kenara bırakıp tamam kesin bu böyledir diye kendini rahatlatmak için kendi kendine teşhis koyuyorsun. yani insanların ekseriyetle yaptığı şey bu oluyor. bu mevzular o kadar karmaşık ki holistik bakmadığın sürece bir yere varmak mümkün değil. tipik bir insanın hayatındaki bilinmezliği bir şemaya oturturmak için yaptığı basit bir tespit ile yaşamak işine geliyor. böyle şeyleri politik arenada da, ikili ilişkilerde de her yerde yapıyoruz. çünkü üzerine daha fazla düşündükçe daha fazla bilgi aldıkça aslında ne kadar yanılabileceğimizi ve ne kadar hatalı olabileceğimizi görüyoruz ve bu bizi sanki çözümsüzlüğe itecekmiş gibi hissettiriyor, ama işte böyle az biraz bilgiyle kesin böyledir dediğimizde bir rahatlama geliyor ve kendimizi etiketleyip yolumuza devam ediyoruz. sonra da bu etiketi karakterimizmiş gibi etraftaki insanlara satabiliyoruz falan. ben o yüzden diyorum kadınlar bunu çokca yapıyorlar diye filan.

jung'un çıkarımları mistik ve bilimdışı mı buna ben karar verebilecek yetkinlikte değilim. yoksa lacan da okudum freud da okudum adler de okudum. her şeylerini okumadım elbette ama hatır sayılır vakit harcadım kendimce. bana kalsa zaten benim genel görüşüm psikanalitik bilim başlı başına bir kapı eşiği, kapıdan geçip yola çıktığında bambaşka şeylerle karşılaşabiliyorsun. bir şeyleri gördükçe ve tecrübe ettikçe de karşılaştırmalı olarak analiz yapabiliyorsun. bu kişişler ve bağlanma kitabının yazarlarının da yaptığı esasında bu. acaba dediğin şeyleri bir düşünme fırsatı veriyor en fazla. 

benim en fazla itibar ettiğim şeyler kesinliği olmasa da psikiyatri ve nörolojidir bunların aralarında, ki onlar bile her geçen gün üstlerine bir şeyler koyup önceki söylediklerini yanlışlayabiliyorlar hala. değişiyor yani. insan hayatı da yaşadığı dönemin girdilerine göre şekillenen ve uyum sağlamaya çalışan bir yapıda. bağlanmada bahsedilen şeyler de yine olayların insann hayatındaki dönemlerle ilişkili olduğu ve değişmeyen bir gerçek olmadığını düşünüyorum.

yani bugün öcüleştirilen bir takım maddeler işte lsd olsun, dmt yahut 5-meodmt olsun, psilosibin olsun bazı şeyler var ve bunlar nöroplastisite üzerinde öylesine etkiler bırakabiliyor ki bir veya bir kaç dozda beyin yapındaki tüm çıkmazları silgi gibi silip yerine bambaşka bir yapı bırakabiliyor beyinde. hala da harıl harıl çalışıyorlar bilim adamları neden böyle olduğu hakkında ve hala tam olarak bir çıkarım yapamadılar. beyin acayip bir şey, damar tıkanıklığını açmak gibi etikileri olabiliyor böyle şeylerin basit bir analoji yapmak gerekirse. 

değişiyor yani bu biraz kişinin kendisine bağlı. işte atıyorum sen kaygılı olarak görebiliyorsundur kendini ama muhtemelen hayatındaki dönemle ve karşılaştığın kişiyle de alakalı bir çıkarım yapıyorsundur. ben bir dönem şite bu kitabı okuduğum vakitlerde üzerine düşünmüştüm. ilişkilerimin tamamında ne hep kaygılıydım ne de hep güvenli. birinde güvenli sayabileceğim bir durumdaydım diğerinde kaygılı. benim kaygılarımı tetikleyen şey karşımdaki insanın kaygılarımı tetikleyecek şeyler yapmasıydı benim pimpirikli tavrım değil. durduk yere öyle olmuyordum yani. güvenli davrandığım da yine karşımdakinin tavrına göreydi. o kişilerin de davranışları belki bana güvenli başkasına kaygılı ya da vice versa olabiliyordur. bence bu biraz kişilerin birbirlerine karşı dürüst olabilmesinden geçiyor. bu da peşinen kendine giydirdiğin kaftanda değil sorumluluğu eline alıp açık olmakta yatıyor. diyalog çok önemli, konuşmayı becerebilen iki kişinin böyle önyargılara ihtiyacı kalmıyor. zaten karşıdaki insana sen kartların açık olduğunda o sana uzak kalıyorsa uzatmanın manası yok altnda da kaygılı mı kaçıngan mı diye bir şeyler aramanın manası yok. gitsin o da kendini düzeltmeyi öğrensin, koca koca insanlarız, kimse kimseye 30 40 yaşından sonra hayatını değiştirebileceği bir mana katamıyor. ben kaygılıyım diyip bunu düzeltmek yerine ben böyleyim diye diretiyorsa zaten çocukluk yapıyordur, kaçıngan da öyle...

davranış bilimlerinde bir çok model var ve bunların tamamı beynin limbik kısmını kontrol etmeyi bilmemekten geçiyor. bazı şeyler biraz tekrarla düzelebiliyor. okb olsun, borderline olsun bir sürü şey var. bunlar hep davranışsal şeyler. solak bir adamın bir süre sağ bacağını kullandığında solaklığı körelmiyor ama sağı kullanmak da bir norm olabiliyor onun gibi. alışkanlıkların dışına çıkmak için size ait olmadığını düşündüğünüz davranışları tekrar etmekte fayda var. ancak öyle üstesinden gelinebiliyor. 

kaygılılılar kaçınganlar falan da ancak bu şekilde kurtulabiliyor bunlardan. 

tabi ben yine belirteyim, ilk yazdığımda da söylemiştim galiba, tümden reddettiğim şeyler değil bunlar, sadece çok yüzeysel bakış açıları işte kaygılıdır güvenlidir vb. ama hani gerçekten tam olarak ne olduğunu anlamak istiyorsanız diğer bakış açılarına da bakmak gerekiyor. özellikle biyoloji, fizyoloji, nöroloji gibi şeylerden de bir kaç yudum almak lazım. tüm bunların arasında beni en çok rahatlatan şeyler genellikle en bilimsel yaklaşımlar oluyor. hani işte dedim ya robert sapolsky falan, o adamı okuduğunda çok daha fazla rahatlama geliyor çünkü insan esasında biyolojik bir robottan başka bir şey değil. psikoloji falan da beynin bu mekaniğini anlayamadığı yerlere yazılımsal olarak anlam bindirmeye çalışmasından ibaret biraz. çok yüzeysel baktığım isimler var mesela internette videolardan ya da bazı yazılarından bildiğim isimler, benjamin libet, david eaglemani, micheal gazaniga, frans de waal, daniel kahneman filan,( isimlerini unuttuydum bazılarının google'layıp hatırladım sdf) bu isimleri de biraz okumak lazım. 

ve işte en sonunda noluyo biliyor musun, amaaan koy döte rahvan gitsin diyip kendini buluyorsun hayat daha da güzelleşiyor kolaylaşıyor. çünkü artık derdinden kendini veya başkasını bir şemaya oturtmak değil kendinle barışık olmaya başlıyorsun. çok fazla genellememeyi, anlık dinamikleri yaşamayı öğreniyorsun ruh eşini aramak gibi bir çıkmaza girmek yerine. çünkü güvenli saydığın kişi 10 sene sonra kaygılı veya kaçıngana da dönüşebilir ki kimbilir o 10 sene içerisinde ne yaşadı da o hale geldi, kimbilir 6 yaşında yaşadığı hangi olay bilinçaltından uyandı da farketmedi. karman çorman işler ya. 

hani adamın kan değerleri bile bozulmuş, karaciğeri böbreği şusu busu fonskiyonunun dışında seyrediyor gizliden gizliye bir stres tetikleniyor olabilir, kortizolu dengeizleşmiştir, tiroidi bozulmuştur vb. vücut ve beyin bunlara anlamsız tepkiler verebiliyor ve anlamı yaşadığı tecrübelerdeki psikolojik etkilerde arayabiliyor olabilir gereksiz yere. yani direkt ana babadan gelen davranışsal tepkiler değil de çocukken bağırsakların bozulduğunda bir kaç hafta yaşadığın o çaresizlik hissi 40 yaşında yine başına geldiğinde tekrar o eskideki çaresizlik ve yalnızlığı bile tetikliyor olabilir ve anlamazsın. ama ana babanın davranışlara etkisi gerçekten çok büyük bunu reddedemem çünkü hayatta öğreneceği daha zibilyon tane şeyi olan minik insan yavrusunun ilk tecrübeleri buradaki hazır kalıplara oturtarak diğer mücadeleleri de öğrenmesi gerekiyor ve o ilk öğrendiği kalıplar sağlam yer ediniyor. ama misal yokluk içerisinde ve zor şartlarda yaşayan her birey aynı olmayabiliyor, despot bir ana ve babadan, narsist bir ana babadan çocuk her zaman aynı kalıpları öğrenip başkalarına da öyle yansıtmıyor, bazısı kopyalıyor bazısı oradaki yanlışı görüp tam tersi davranış kalıbını oturtabiliyor kendine. bazısı o ortamdan savaşçı bazısı korkak çıkabiliyor. 

neyse ilgimi çeken bir konu oldu bu, biraz ordan burdan girerek yazdım da gerekirse açarız ben de biraz yüzeysel tutuyorum yazdıklarımı şuanda farkındayım.  sonuçta ben de experi değilim bu mevzuların ama epey ilgiliyim. yanlış da olabilirim tabii. @paparnoz

Mesaj tarihi:

psikolojide yeni hicbirsey yok, pseudoscience new age crap psikoloji diil, jung hic diil. millet abuk subuk otu copu jung dedi diye bagliyor alakasi yok.

The-Stages-of-Individuation-png.webp?fit

 

cok personal bir journey jung un anlattigi ole youtube coachlari ile bok pusur olucak sey diil. lobster gibi kizario rezil oluo sonra grifterlar

complete-caricature-at-this-point-v0-9bb

 

daha cok turkiyede kadinlarda borderline, erkeklerde narsizm cok yaygin, bunlar zaten tencere kapak gibi birbirini bulup cekiyor, cogaltiyor.

turk tomplumunda generasyonel tramva cok yaygin, cok sorunlu tarihi olan ve psikolojik destegi "deli doktoru" olaraak goren bir toplumda normal. anne, baba bir sonrakii kusaga aktariyor. kisisel gelisim (jungian sense de) yapabilmek icin once aileden aktarilan tramvayi cozmek gerekiyor en buyuk ayak bagi o cunki.

df0770e16f71252c0661dac60a684e0e7fc47146

 

 

 

 

 

Mesaj tarihi:

@paparnozya bi de bir kaç kişisel şey paylaşayım kendimden yola çıkarak farkına vardığım şeylerle alakalı. geçenlerde burada yazmıştım işte audhd var bende filan. sonra silinmesini istemiştim bazı özel bilgiler paylaştığım için. geyik olmuştu. neyse ona istinaden esasında. ben böyle senelerce kendimi anlamaya çalıştım etrafı anlamaya çalıştım, hep kaygılıydım bir nevi olaylara karşı. olaylara yıllarca nörolojik açıdan değil psikolojik açıdan bakmıştım. davranışsal mı, çevresel mi vb bir sürü şey. araştırmalarımın arasında bu adhd kavramını hep görüyordum ama çok ele ayağa düşen bir şey olduğu için başkaları gibi kesin bende de var diye atlamadım. adım adım ilerledim. bu yüzden çok şey öğrendim ama bana faydası olmayan şeylermiş, yine de bir şeyler öğrenmiş olduk tabi bu yolda. en sonunda işte dayanamayıp açılmıştım psikiyatra ya ben bilmiş gibi durmak istemiyorum ama böyle böyle bir durum var, hep de görüyorum. acaba bundan olabilir mi falan diyip konuştuk. neyse sonunda adhd için tedaviye başladık. meğersem ciddi ciddi bir sürü şeyin temelinde o varmış. nueordivergent biriymişiz de beyin 234234 şey arasında anlam arayıp savruluyormuş. dopaminerjik sistemi regüle etmeye başladığında görmüş oldum ki tüm bu saçmalıklar bir hapa bakıyormuş. gerçi her şeyi çözmüyor ama o kaygı durumları, anlamsızlık vb bir nebze düzeliyor. sonuçta yılların etkisi hemen çözülmüyor. hatta çok uzun zaman kaygı bozukluğu yüzünden serotonin inhibitörü ilaçlar da kullandım haybeye. 

neyse abi bilime biraz daha güvenelim derim ben. her şeyi psikolojik olarak değil de diğer yanlara da bakalım. 

  • Tesekkurler 1
Mesaj tarihi:

Genel olarak tartışmanın birbirimize bir şey katacağını ve birbirimizi açacağını düşünerek devam ediyorum. Jung ve argümanları genel olarak bana zırva geliyor, benim sorunlarımı çözmüyor, bir şeyleri anlamamı sağlamıyor. Kitapları ve anlattığı şeyler, üst sosyetede yaptığı saçmalıklar da bu durumu perçinliyor. Türkiye'de dikkat edin AKP'li zümrede Jung acayip popüler, bunun sebebi mistik ve anlaşılmaz gibi görünmesi. Karl Popper'in Hegel hakkında söylediği şeyi Jung için  düşünüyorum.

O faslı geçiyorum. Şimdi sizin sorunlarınız farklı bir yere bağlanıyor olabilir ama ben şu sıralar psikoloji kitaplarına sardım ve gerçekten bende bu farkındalık yarattı. Duygu durumumu daha stabil hale getirebiliyorum ve bunu kendi kendime yapabiliyorum. Eskiden bunu yapamıyordum. 

Kaygılı, Kaçıngan ve Güvenli bağlanma meselesi bence benim açımdan çok önemli ve gerçekten benim yaramı, bana gösteren durum. Böyle rastgele bir şey değil, hepimiz bağ kuruyoruz birbirimizle, önce annemizle ve babamızla başlıyor daha sonra zamanla diğer sosyal çevre ve ergenlik sonrası partner ilişkisi olmak üzere hayatımızı bağ kurarak geçiriyoruz, bağ kurmamanın verdiği zararları zaten geçiyorum ama bazı bağlarda bağ kurmamaktan daha çok zarar verebiliyor vs.

Mesela ben kaygılıyım çünkü çocukluktan başlıyor bu. Annem ile kurduğum bağ kaygılıydı. Annem çalışan bir kadındı, bağ sabah kopuyor, akşam işten geldikten sonra ancak o dinlendikten sonra bazen devam ediyor, bazen etmiyordu. Ondan ilgiyi ancak çocukluk halimle bağırarak, ağlayarak, bazen kendime zarar vererek elde ediyordum. O ilgide kısıtlı ve beni susturmak üzerineydi. Yani kaygım azalıyor ama tatmin olmuyordu. Ben yaramı görüyorum içimde çocuk beni sev, beni seç diyor karşı tarafa. Bunu sürekli duymak istiyor, bir kere duydu tatmin oldu ama ertesi gün gündelik hayat yaşanırken ara ara tekrar duymak istiyor. Bu arızi bir sorun, kötü hissediyorum kendimi. Regüle etmeye çalışıyorum bunları, zor oluyor. 

  • Tesekkurler 1
Mesaj tarihi:

jung falan çok takılma ben ilk yazımda bazı örnekler var kişilik tiplerinde orada jungun bazı çıkarımları var diye çeşni olsun minvalinde söyledim. zaten ismini verdiğim kimseyi idol belirlemiyorum bu konularda çeşitli görüşler var diye detay veriyorum.

ben seni anlıyorum, bir giriş yapmışsın kendinle alakalı yolculukta bu güzel bir şey, sana fayda ediyorsa hatta ettiğini bile hissediyorsan yeterli. bilmiyorum çünkü daha önce kendinle alakalı ne kadar derinlemesine düşündün. burada biraz açılan bir yaranı farkedip oranın ilk acısının nerelerden geldiğini anlamaya çalışmışsın. bu şimdilik yarayı tedavi etmeye fayda edecektir de sonra sonra aslında her şeyin o yaradan olmadığını da anlayacaksın. duygu durumun bu yaşadıklarına istinaden hala çok taze o yüzden iyi geliyor sana. bir zaman sonra geçip gidiyor izi bile kalmıyor da bir bakıyosun bambaşka şeyler keşfediyosun kendinde. böyle adım adım ilerleyerek esasında en temelde neler var onları farkediyorsun. işte ailevi travmaların, çocukluk acıların filan. bunlar çok önemli konular katılıyorum. fakat işte her biri yine dış etkenlere bağlı savunma mekanizmalarının ortaya çıkışı bir nevi. 

o savunma güdüsünü de aşıyorsun bir yerde. hatta savunmamayı bile öğreniyorsun, sana karşı söylenen sözler, seni etiketleyişleri, sana verdikleri ve senden aldıkları duygular kılıçtan keskin gelirken rüzgar olup geçen bir şeye dönüşüyor hayatında. 

alışırsın abi, şu an sudan çıkmış balıksın işte. adaptasyon insanın en büyük yeteneklerinden. sonra bir bakıyosun o çocukluğa atıf ile yaptığın çıkarımlar aslında hiç çıkamadığın çocuklukmuş. böyle böyle alim olmasan da arif oluyorsun hani.

hani misal ben de senin gibi kendimden örnek vereyim ki ben hala bunları söylememe rağmen her eksikliğimi yenebilmiş değilim sadece biraz stoic takılıyorum bilinçli olarak. hissediyorum yani senin dediğin gibi, ha işte bundan dolayı böyle tepki veriyorum diyorum, biraz sakin kalıp düşününce toparlıyorum. eskiden günler haftalar süren şey şimdi bir kaç saat maksimum sürüyor. yani aslında tamamen öldüremiyorsun o duyguları ama kontrol etmeyi becermeye başlıyorsun. 

benim de baba almanyada 30 küsür sene çalıştı, 19 yaşıma kadar sende sadece 30 gün ya görürdüm görmezdim, emekli olup geldi yanımızda çok durmadı gitti o da çocukluğundaki eksiklikleri kapatmak için köye. bir kaç sene de orada uğraştı etti, ben askere gittim geldim vb derken 25 yaşımda kaybettim. aramızda yeterince diyalog hiç olmadı gibi bir şey. ondan gördüğüm sevgi ve ilgiyi herhalde maksimum 7-8 yaşlarıma kadar görmüşümdür o da haliyle çocuğuz diye. sonrasında hep bir beklenti hep bir şeyler vermeden bir şeyler beklemeler.

annem ilkokul mezunu bir cahil ama bir o kadar da borderline narsist biriydi. sevgi göstermeyi bilmez, küser sürekli duygusal cezalarla yaşatırdı. kendimi yıllarca impostora düşmüş, sürekli hatayı kendimde arar şekilde yetiştirdim. hep yalnızdım yani, hüdayınabıt derler öyle yetiştim. ailemin diğer bireylerini saymıyorum bile hiç, sürekli günah keçisi olarak, evin en küçüğü olarak ben kalırdım ortada. beklenti hep bendendi ama bana hiçbir şey yok, hep kendileri alır ben isteyince şımarık çocuk vb.

bu beni manyak gibi eksiklerimi kapatmaya yöneltti işte. onlar kendilerinden menun yaşarken ben hep üstüme koyarak ilerledim. ama hiçbir zaman memnun edemedim onları. işte bunu ilişkilerimde de hissediyordum senin gibi, her şeyi yapıyorum ama yetemiyorum gibisinden.

fasforward, yaklaşık bir 10 sene depresyonlu, git gelli, kendimi öğrenmeli, araştırmalı dibe batmalı üste çıkmalı dönemler yaşadım 30-40 arasında. 

kendimle alakalı şeyleri anlamlandırdığımda üzerime binen o başkasının da derdini çözme sorumluluğu lanetken bir bakıma lütufa dönüştü ve kendimle alakalı çözümlemeleri cebime koyup bana etki eden ailevi ve çevresel faktörlerin de empati yaparak içine girmeyi seçtim. 

anamı babamı abimi ablamı arkadaşlarımı ilişkilerimi şu bu hepsini belli vakitlerde gördüklerim, yaşadıklarım ve duyduklarım üzerinden analiz etmeye başladım. sonunda anladım ki hiçbir şeyin merkezi ben değilim, ben hep acıyı kendimde arıyormuşum niye bana böyle yaptılar, niye bana böyle davrandılar falan diye. onlar da benim gibi hayatlarında karşılaştıkları şeylere bir tepki olarak bir karakter tercihi yapmışlar ya da üzerlerine oturmuş. 

işte en sonunda hepsiyle barışık olmasan da kavgayı ve savunmayı bıraktım. 

yani bu anlattıklarım da senin dediğin şeyler gibi benim niye böyle olduğumu niye böyle davrandığımı anlamamı sağlayan serüvenin tali yollarıydı.

sonrasında daha bilimsel şeyleri araştırmaya başladıkça kafamda her şey daha da fazla oturmaya başladı. artık olaylara o kadar duygusal yaklaşmamayı tercih ediyorum lakin bu duygusuz olduğumu göstermesin. etkilerine azami ölçüde doğal süreçler olarak yaklaşıyorum. melankonin ve acının gizliden gizliye bana verdiği ilgi ihtiyacımın tezahürü olduğunun farkındayım yani. 

kendini suçlamamayı öğrenmek önemli abi. orası çok derin bir şey. bir de başkasını tamir etmemeyi öğrenmek önemli ve başkalarından bir beklentide olmamak, bu hem duygusal hem de maddi açıdan. ana baba hayata bir kez daha gelmeyecek mesela, gittiyse gitti ve o sende kalan yaralar tamir olmadan bitti. daha da düzeltemiyorsun hayatta değillerse. x kişisi için de aynı senaryo geçerli. onlar da ölüp gidecekler ve sen hep o eksiğini kapatmak için oraya bakacaksın. bakma 🙂

 

  • Like 1
Mesaj tarihi:

ben şimdi mesela uzun bir zamandır a bu kadar bilgi ve tecrübe edinmişken bir hikaye üzerinde çalışıyorum. bir roman yani, olur olmaz yazarım yazmam bitiririm bitirmem belli de değil. ama notlarımı alıyorum. babam annem ben ve ilişkilerim üzerinden kurgusal bir şey. bunu niye yaptığımı önceleri tam anlayamamıştım. ama zamanla galiba bir noktada kani oldum. yaralarımı ancak onların üzerlerine kurduğum hayalleri idealize ettiğim şeylerle harmanlayıp gerçeği değil de hayalimi gerçek kılmak için. böyle olsaydı gibisinden. ve muhtemelen de eğer yazar bitirirsem hem kendimi tamamlamış hem de onları tamamlamış olacağım. hayattayken onlara dokunamadıysam da kendi adıma onlara ve tüm yaşadıklarıma dokunabilmiş hissiyatı için. zira hayattalarken yazmış olsaydım ne kadar etkilenirlerdi bilmiyorum. aslında öyle değil diyebilirlerdi ve bu beni üzebilirdi. şimdi gerçeklerini duymaktansa düşüncelerimi onların üzerine kurduğum kurgusal karakterler ile tamamlayacağım belki. halbuki hayatım boyunca her daim sadece gerçeği duymak isteyen biriydim. bana acı vereceğini bilsem bile gerçeği duymak isterim herkesten. o yüzden de hep gerçeği söylemeyi alışkanlık edindim. kırıcı oluyorum falan ama kendimi ancak bu şekilde rahatlatabiliyorum. çünkü alttan alan o çocuk kırılmamak için yapıyormuş her şeyi. sonra da gidip özür diliyormuş. ben direkt konuştuğumda karşımdaki kırılıyorsa o onun problemiymiş yani. kırılmamayı öğrensin o da. patavatsızlıkla karıştırmayalım tabii sadece duymak istemiyor diye gerçeği ondan saklamamak diyelim.

hikayemin de açılışını " bağışlayan ve bağışlananların adıyla " gibi bir sözle başlatmayı planlıyorum. 

ama hikayeden önce daha elle tutulur bir şey istedim ve şimdi köyde belgesel çekme peşindeyim. hiç de hayal ettiğim kadar kolay değilmiş. benim köylü ve geçmişleri üzerine verdiğim değeri kendileri vermiyorlar. bazen değmez ya dediğim oluyor da sonra diyorum bunu sen aslında kendin için yapıyorsun onlar işin bahanesi. o yüzden takla tukla gidiyor işte. bu belgesel ile hem ana babamı hem kendimi biraz yad etmiş olucam, hem de hikaye sürecim için bir girizgah olacak bana. 

yaralar yaralar işte... herkesin bir yöntemi var hayatta. normalde bu kadar açılmazdım da neyse dedim samimi gidiyor postlar. 

çok ciddi gittim, şeyi de ekliyim üzme canını salla patlıcanını ueheuheueh

Mesaj tarihi:
Laurelin, 25.08.2026 15:32 tarihinde dedi ki:

 

cok personal bir journey jung un anlattigi ole youtube coachlari ile bok pusur olucak sey diil. lobster gibi kizario rezil oluo sonra grifterlar

complete-caricature-at-this-point-v0-9bb

 

 

ya bırak, adamdaki credentialın 1% ine sahip olsan "ben bu konunun tanrısıyım" diye gezersin. haters gonna hate 

×
×
  • Yeni Oluştur...