Jump to content

sanssizsansli

=o=
  • Mesaj sayısı

    10.990
  • Üyelik tarihi

  • Son ziyareti

sanssizsansli hakkında

  • Rank
    sanssizsansli

Son profil ziyaretçileri

187 kez ziyaret edildi
  1. sanssizsansli

    Us (2019)

    niye böyle şeyler deme ihtiyacı duyuyosunuz abi?
  2. sanssizsansli

    Us (2019)

    film çok sıkıcı, jordan peele'i severim comedy centralden beri de takip ediyorum zaten key&peele ikilisini, ilk filmi get out da orijinal ve ilgi çekiciydi 2 kere izledim hatta. ama buna gelince bazı şeylerde kararsız kaldım. öncelikle kendisinin zenciler üzerinden bir tasarım yapmasında sıkıntı yok en azından diğerleriyle benzer tarzda zorlama şekilde işlemiyor bunu. bir derdi var belliki ve bunu amerikan toplumuyla paylaşmak istiyor. paketin üzerinde çikolatalı yazsa da içinden sürpriz şeyler çıkartabiliyor yönetmen. fakat gelgelelim film mi çok cheesey yok biz mi çok alıştık bu plot davalarına bilemedim. puanlık bir durum yok çok şaşırtıcı olur ne versem. meraktan izleyin de bir şey beklemeyin. ilk filmle bir bağı var mı bilmiyorum, zorlama bir bağ kurabilir ama ne gerek var yani.
  3. sanssizsansli

    Game of Thrones (2011) - HBO

    finale yakışır olmuş
  4. sanssizsansli

    Once Upon A Time In Hollywood [2019]

    koymadan edemeyeceğim, şu grubu dinlerken hep tarantino tadı alıyorum. tam onun filmlerinin soundtrackini yapan grup gibiler 😛
  5. sanssizsansli

    Once Upon A Time In Hollywood [2019]

    filmdeki sürpriz herahalde kanlı olması. izleyenler wtf çekmişler diye duydum.
  6. sanssizsansli

    Game of Thrones (2011) - HBO

    niye, daha iyi ve daha uzun bir yapım daha fazla para getirmez mi mantık olarak. zaten izleyicinin beklentisi o yönde. iyi bir şeye neden hayır densinki 🙂
  7. sanssizsansli

    Watchmen (2009)

    Yazar yapımcı neyse işte o lindeloffmuş. Hevesim kaçtı 😕
  8. sanssizsansli

    Westworld (2016) - HBO

    ben 2. sezona yetemedim bi yerden sonra dikkatim fazlaca dağıldığı için timeline ve içerik bende uçtu gitti. sonradan tüm timeline'ı lineer olarak bi yerde görünce hah tamam dedim ama onu da unuttum şimdi.
  9. sanssizsansli

    Westworld (2016) - HBO

    çok iyi duruyor. aaron paul mis gibi olmuş.
  10. sanssizsansli

    Game of Thrones (2011) - HBO

    konuşulacak bir şey yok ya resmen. kötü 😄
  11. sanssizsansli

    Yalan Rüzgarı hala devam ediyomuş (1973 - ...)

    guiding light bildiğim kadarıyla 1937'de başlayıp 2009'da bitti. gerçi 37deki radyoydu sonra 52'de tv'ye geçmişti. o yüzden hala liderliği kaybetmedi 😛 edit: link https://www.imdb.com/title/tt0044265/
  12. sanssizsansli

    Children of Men

    lubezki çok dominant bi dp. yönetmenin bazı şeyleri aşmış olması gerekiyo onla çalışmak için yoksa ezilip kalıyo altında. lubezki filmi diyosun yönetmenin ismini vermek yerine. bence terrance malick ile olabilecek en güzel uyumu sağlamışlardı.
  13. sanssizsansli

    Children of Men

    var. iyi @Xenus bilgim yok abi.
  14. Evet ilk taşı ben atayım dedim. görece eski film olsa da bir iki çift laft etmek lazım cuaronun bu filmiyle alakalı. -- burdan sonrası filmi izlemeyenler için büyük spoiler içerebilir. yazıda film kritize edilmek yerine okuması yapılmıştır. vaktim var diyen okuyabilir. --- Children of Men - Bir Barış Çığlığı 2006 yapımı Dram/Bilim Kurgu türünde 1 saat 54 dakika uzunluğunda yönetmenliğini Alfonso Cuarón'un yaptığı film. Beyazperde : 4/5 IMDb : 7,9/10 Sinemalar.com : 8,2/10 Metascore : 84/100 Oyuncu kadrosunda Clive Owen, Michael Caine, Julianne Moore, Chiwetel Ejiofor'un başrollerde olduğu Görüntü Yönetmenliğini ise Emmanuel Lubezki'nin yaptığı distopik bir hikaye. Okumalar Filmimiz içinde bulunduğu dünya ile ilgili bir takım detaylar vererek başlar.2027 yılı İngilteresinde geçen olaylar sırasında dünyanın durumu büyük bir felakete sürüklenmektedir.Tüm dünyada sebebi bilinmeyen bir şekilde fertilite oranları sıfıra inmiştir ve insanoğlunun çoğalması durmuştur. Bilinen en son doğum ise 2009 yılında Marcello ve Silvia Ricardo'dan olma Diego isimli birisidir. Hikaye 16 Kasım günü bir bar televizyonunda Diegonun ölüm haberini yayınlayan haberlerle başlar.Diego bir bar çıkışı hayranlarından birinin imza vermesini istemesi üzerine hayranının suratına tükürür ve yaşanan arbede sonucu dövülerek öldürülür. Ömrü boyunca gösterilen ilgiden bıkmış olan Diego'nun yaşamı kadar ölümü bile kitleleri derinden etkilemiştir. Doğan son insanın ölümüyle birlikte insanoğlunun da sonuna dair bir süre biçmesi de vuruculuğunda bir o kadar etkili olmuştur. Diego 18 yıl, 4 ay, 20 gün, 16 saat, 8 dakika yaşındaydı... İnsanlar sevdiği şeyleri yoketmekte mükemmelleşmiş yaratıklardır... Protagonist karakterimiz Theo Faron barda bu haberi görür ama umrumda değildir, bir kahve ister ve dışarı çıkar.İşte burada filmimizle alakalı görüntü yönetimi ve screenplay kısımların neden bu kadar önemli olduğu ile ilgili çıkarımlar yapmaya başlıyoruz.Film bize öncelikle içinde bulunduğumuz dünyayı anlatıyor, ülkemiz tamamiyle bir mülteci akınına uğramış ve toplum/devlet bunu kaldıramayacak seviyeye gelmiştir ve daha sonrasında bizi o psikolojiye sokarak gördüğümüz her şeye şahit olduğumuzu düşünüp bir otorite misali tüm bu gördüklerimizden bizi sorumlu tutacağını anlatmaya çalışıyor. İyi bir vatandaş ol ve suçluları bize ihbar et. Kuşkulandığınız bir şey olursa hemen bize söyleyin. Filmi izlemeye devam ediyoruz, Theo bardan çıkıyor sol tarafa doğru elindeki kahvesiyle ilerliyor...Benindeki Bell's marka viskisini çıkarıp bir pano üstünde kahvesine istifliyor. Burada şüphelenecek bir şey yok, her şey olağan akışı içerisinde gibi.Fakat bir anda bir bombalı saldırı gerçekleşiyor ve ortalık kıyam haline bürünüyor.İlk şoku burada yaşıyoruz. Theo olayın sarısıntısıyla işe gidiyor, tüm haberler Diegonun ölümünden bahsediyor, herkes Diego olayından daha fazla etkilenmiş. Bombalı saldırı o kadar sıradan ve önemsiz kalıyor ki...Theo yaşadığı şokun etkisiyle patrondan izin isteyip işini evinde bitirmek istiyor. Filmimiz hemen akabinde bir tv ekranında tüm dünya şehirlerinden kısa görüntüler gösteriyor ve her yerin felaket halinde olduğunu ve tüm bu kaostan sağ salim çıkabilen tek yerin Britanya olduğunu söylüyor.Büyük Britanya... Theo bir trende yol almakta, trendeki tv'den gelen sesler insanların bireysel ve vicdani sebepleri gerekçe göstererek mülteci konusunda devlete yardımcı olmalarını ve onları ihbar etmelerini söyleyen bir kamu spotudur.Öyle haksız da değildir belki çünkü o esnada trene mültecilerin taşlı sopalı saldırısını görürüz.Durum hiç hoş değil. Theo trenden iner, etraf adeta bir nazi almanyası aucshwitz gibidir. Yakalanan mülteciler demir kafeslerde tutulur. Az ilerde Jasper ile buluşur. Jasper bizdeki Kuşçu gibidir. Eski bir dost, akıl babası ama bir o kadar da delinin teki. Theo'yu alır ve etraftan gizlediği evine doğru yola koyulurlar. Araçta son olayları konuşurlar, bombalı saldırıyı kimin yapmış olabileceği, Jasperin hükümeti suçlaması ve politikacıları hedef göstermesi, Diego konusu, havdan sudan aşklardan vesaire... Eve ulaşırlar, sonraki sahnede evdeki bir panoyu görürüz. Yönetmen panodaki bir takım görsellerle savaş karşıtlığını bir kez daha göstermek istemektedir. Fakat engellebilecek bir şey olmadığı da ortadadır, olan olmuştur. Ne kadar eleştirilsede. Burada Jasperın da eski bir politik karikatürist olduğunu bir resimden öğreniyoruz. Bir işe yaramamış.. İlerleyen kısımdaysa Jasper'ın eşi Janice'in bir fotomuhabir olduğu ve istenmeyen haberler yaptığı için devlet tarafından işkenceye maruz kaldığını gösteren bir haber küpürü çıkıyor karşımıza. Faşizm adım adım yükselmiş... Akabinde Jasper, Janice ve Theo eski fotoğraflara bakarlar, Theonun eşi ve çocuğu Dylan'ın olduğu fotoğraf. Yönetmen burada detaylarda hala savaş karşıtlığını bağırmaktadır. Jasper ve Theo salona geçip bir sigara yakarlar ve sohbet ederler. Jasper artık illegal ot satmaktadır ve işini nasıl yaptığını ve kimlerle çalıştığını, yozlaşmış polisleri vb. anlatır. Theo'ya sigara uzatır ve bir takım esprili diaglolar... Jasper İnsan Projesi adlı kurumdan bahseder ve Theo bunun saçmalık olduğunu söyler. İnsanlığı tekrardan doğurabilmekmiş.. Öyle olsa ne olacak devlet başlarına bela olur. Hayalden başka bişey değil der. Gece biter, Theo sabah kalkıp kahvesini alır ve işe doğru ola koyulur. Etraf yine aynı keşmekeş. Bir anda iki kişi kendisini alıkoyar ve bir arabaya bindirir. Kendisini kaçıranlar Fishies denilen isyancı bir organizasyondur. Gazete küpürleriyle dolu bir odada başında çuvalla oturttururlar. Bu sahnede yine filmin geçtiği dünyayla ve yönetmenin duygularıyla alakalı detaylar görürüz. Rusya Kazakistanı haritadan silmiştir, spor müsabakalarında artık yaşın bir önemi kalmamıştır vb.. Theo kendini kaçıranların liderinin eski eşi Julian olduğunu görür.Theo, Fishies eylemlerini yardırgar, onlarsa yanlış yapmadıklarını, bombalamanın müsebbibi olmadıklarını söylerler. Odadan dışarı çıkarlar. Burada Theo bir sigara yakar ve Julian onu yadırgar. Theo sigara ilişkisi film boyunca bir kaç kez tekrarlanır. Bu Theo'nun tüm olanlara rağmen değişmediğini ve şahsına münhasır biri olduğunu bize gösterir. Çünkü film boyunca ondan başka sigara içene rastlamayız. Theo o değişmeyen eski bizlerin bir yansımadır. İşte burada film artık yolcuğumuzun nereye gideceğini söylemeye başlar. Julian 20 yıldır görmediği Theodan bir iyilik ister. Bir mülteciyi istedikleri yere götürmesi. Fakat kontrol noktaları illegal geçişlere müsade etmeyecek kadar sıkı olduğundan Theo'nun kanallarından bir yardım ile bu evrak işlerini gerçekleştirebileceklerini düşünürler. Kuzeninden yardım istemesini onun bu işi çözebileceğini söyler. Para da teklif eder ama Theo yanaşmaz. Theo'yu salarlar fakat fikrini değiştirmesi halinde onlara ulaşabileceği bir yol gösterirler. Bu sahnede arabadan indirilen Theo'nun arkasındaki köprüde dijital ekrada bir yazı akar. Yönetmen yine bize ve karakterimize telkinde bulunur. Lütfen yap! Hemen akabindeyse ekranın sol tarafında led ekranda " şüpheli bir durum mu var? ihbar et " yazılı devletin bizleri nasıl olmamız istediğini gösteren ve seyirciyi ayıran kısım var. Hangisi olacağız? Tabi ki yönetmenin ve doğru olanın istediği gibi... Theo kararını verir ve kuzenini görmeye gider. Sahnede öğreniriz ki Theo'nun kuzeni devlet başkanı politkacıdır. Devlet binasına girer, korumalar ve gerekli protokoller uygulandıktan sonra kuzeninin makamına götürülür. Theo makam odasına girdiğinde karşısında tek bacağı kırılmış devasa bir heykel ve önünde iki tane köpek görür. Bu imge insanlığın tek bacağının kuyuda olduğunu gösterir. Ve yaptıkları eylemlerin insanlığı kurtarmaktansa felakete sürüklediğini. Bazı şeyler için çok geçtir. Nitekim kuzeni sahneye girer ve şunu söyler: Pieta'yı kurtamamışlardır. Pieta Meryem'in oğlu İsa'nın ölü bedenini kollarında tuttuğu heykeldir. İnsanlıkta türünü kurtarmak için artık çok geç kalmıştır. Tıpkı Meryem gibi... Bknz: Pieta heykeli Karşılıklı bir yemek masasında sohbete başlarlar. Arkada bir simge vardır fakat bunu göze sokmamayı tercih eder yönetmen. Konuşma devam eder. Theo bir yalan uydurur ve evrak işleri için yardım talebinde bulunur. Kuzeni tiksinilecek bir adamdır, tam bir politikacı. Batıda politkacıları Domuzlar diye nitelerler. Bu insanların onlara olan öfkesini gösterir. Politikacılar birer domuzdur. İğrenç, umursamaz, aşağılıklardır. Hatta bundan bir kaç yıl önce İngiltere başbakanı David Cameron'ın domuz mevzusunu bilmeyen yoktur. Hatırlayanlarınız varsa da bu domuz ile ilişki allegorisi yine bir kaç yıl öncesinde yayınlanan Black Mirror adlı dizinin ilk bölümünde iliklerine kadar kullanılmıştır. Masadan kalkarlar ve pencere kenarına yönelirler. Konuşmaya başladıklarındaki arka plandaki o ilk simge artık daha fazla gözümüze sokulmuştur. Gökyüzünde asılı koca bir domuz balonu. Theo tüm bunlara nasıl dayanabildiğini sorar ve kuzeni şöyle der: Politikacılar domuzdur. Theo izni koparmıştır ve Fishiesle kontak haline geçer. Luke'a şartları sunar. Fakat önemli bir detay vardır. Transport edilecek kişiye Theo'nun da refakat etmesi gerekmektedir. Tabi Theo bunu daha fazla para koparabilmek için fırsat olarak görür. Theo anlaşmadan aldığı ilk parayı gider at yarışında kullanır. Çünkü Theo hala o eski insandır. Değişmedi. Hipodromda bir anda buluşma yerine geç kaldığını farkeder ve otobüsü yakalamaya koyulur. Zoraki yetişir ve Julian ile otobüste buluşur. Aralarında geçmişlerine dair bir sözlü tartışma yaşanır. Çocuklarını nasıl kaybettikleri ve Julianın bu konuyu bu kadar kolay nasıl aşabildiğine dair. Theo şaşkınca bundan bahseder ve Julian tipik bir kadın edasıyla onu bastırır. Acısını hala atlatamadım, her gün bununla yaşıyorum sen bunu anlayamazsın... Theo inanmaz, geç bu işleri der... Sonra Julian hızlıca kalkar ve gider. Theo zora düştüğünde her zamanki gibi kaçarsın zaten der Julian'a. Halbuki Julian gidecekleri durağa geldiklerini söyler ve inmeleri gerekmektedir. Burada görseller ve diyaloglar her ne kadar kadını haklıymış gibi gösteriyor olmasına rağmen esasen Theo'nun haklılığını ortaya koyar. Julian bunları çoktan aşmıştır. Onun için ideolojisi ve içinde bulunduğu büyük plan daha fazla önem taşımaktadır. Aslında acıyı her gün yaşayan Theo'dur. Theo Julian'a o kadar insan varken neden benden yardım istedin diye sorar. Julian ise güvenebileceğim tek kişi sensin der. Tüm dünya kutuplara ayrılmışken Theo gerçek kalabilen tek kişidir çünkü. Birlikte duruşma bölgesindeki araca binerler ve yeni yolumuz başlamıştır. Ve o meşhur tek çekim araç sahnesi. Burada bir hikayenin duygu/ahlak/inanç temelli bileşenlerinin yansımasının tamamını karakterize edilmiş bir biçimde aynı araçta görüyoruz. Hikayemiz artık yol ayrımındadır ve o yolu beraber gideceğimiz karakterler de konumuza dahil olmuşlardır. Araçta Theo ile beraber Julian, örgütten biri olan Luke, siyahi bir kadın olan Kee ve salaş bir başka kadın Shirley daha. Salaş diye tabir ettiğim Shirley aslında inancı temsil eden bir element. Bunu hikayenin ilerleye kısımlarında göreceğiz. Burayı izleyen herkes takdir edecektir ki etmiştir de zaten. Sinematografi tekniğiyle alakalı üzerinde çokça durulduğu için bu kısma pek girmeyeceğim. Tek söylemem gereken şey ise dikkatlice izlendiğinde bu sahnenin esasen tek çekim olmadığı ve gizli cutlarla tek çekimmiş gibi gösterildiği. Belki daha sonrasında bu konuya da detaylı bir anlatımla girerim. Araç bir saldırıya uğrar, Julian vurulur, ekip zor bela canlarını kurtarır ve güvenli evlerine ulaşırlar. Theo evde kendini toparlamaya çalışırken vitrinde başkaların ait çocuklu aile fotoğraflarını görür. Anıları. Herkesin kendi hikayesi var ve duyguları ortaktır. Özlem duyan sadece kendisi değildir. Odadan çıkar ve örgüt üyelerinin bir salonda masabaşında gelişen olayları tartıştıklarını görür. Bahçeye yönelir ve peşinden birisi onunla çıkar. Adamın ismi Tomasz'dır ona Theo'yu takip etmesini tembihlediklerini söyler. Theo'ya güvenmezler çünkü onu tek tanıyan Julian'di. Theo adamla söyleşir, üstüne bir sigara çıkarır ve adama da teklif eder. Adam istemez ve " sigara seni öldürür " der. Ne kadar da düşüncelidirler, tek problem sigaraymış gibi... Önceden bahsettiğim sigara göndermesinin ikinci kısmı da budur. Hepsinde ortak bir bakış açısı fakat beyhude bir takıntı. Shirley gelir, konuşmayı böler ve Kee'nin kendisiyle konuşmak istediğini söyler. Ahıra giderler ve Theo Kee'yi görür. Kee Theo'ya bulundukları ahırdaki inekleri gösterek onların sayıları üzerinden bir mesaj vermeye çalışır. Theo ise konumuzun inekler ve memeler olmadığını söyleyer ki yönetmen bizi burada ters köşe yapmaya çalışmaktadır. Aslında hikayenin içinde bulunduğu durum aşağı yukarı bellidir ama en temel neden, niçin gibi tüm bu olanlara neyin sebep olduğuna dair bir emare şu ana kadar söylenmemiştir. İşte burada yönetmen bizlere gizli kapaklı bir şekilde bu olayların temeline dair bir ışık tutmaktadır. İnek allegorisi bize şunu gösterir. Dünya içinde yaşanmayacak halde kalabalıklaşmış ve üretim araçlarının insanlığa yetmediğini ve bunun böyle gitmeyeceği için bir üst aklın ki buna devletler diyebilirsiniz yahut adına ne koyarsanız koyun birilerinin buna dur demek için eşit dağıtım ve üretim araçlarını artırmaktansa mevcut nufüsu ciddi oranda düşürecek bir senaryonun tohumunu ekmişlerdir. Muhtemeldir ki bilinçli bir şekilde başlayan ama bir o kadar da gizli pandemik doğum engelleme süreci kontrolden çıkıp bugünkü duruma gelinmiştir. Yönetmen bize ucu açık bir senaryo yazmak istemiş çünkü esas derdinin bu olmadığını göstermek istiyor. Bu tarz detaylar genelde düz hikaye bütünlüğünü sekteye uğratmaması adına yapılan sinematik konulardır. Çünkü her seyirci yönetmenle aynı duyguları yaşamıyor olmasına rağmen filmi konusu itibari ile bir bütün olarak görebilecekleri şeyleri ararlar. Yönetmen bu durumu bize hikaye içerisinde kendi verdiği değer kadar anlatmak istemiş fakat yine de tamamiyle gizlememiş diyelim. Akabindeki sahnede Kee artık olması gerekeni anlatır. Julian ve Theonun bir zamanlar çocuk sahibi olduğunu söyler. Çocuklarının ismi Dylandır. Ona yani Theo'nun aslında ebeveyn olmanın ne anlama geldiğini bildiğini söylemek ister. Julian'ın Theo'dan isteği Kee'yi bir bota bindirip buradan kurtarmasıdır. Theo anlamaz, ne botu ne tomorrowu zaten başım belada ben gitmek istiyorum der. Theo'yu ikna edemeyen Kee sonunda soyunmaya başlar. Theo yanlış anlar fakat tam o esnada izleyici için artık bir takım sır perdeleri kalkmaya başlar. Theo şaşkınlık içerisinde Kee'ye bakakalmıştır. Kee hamiledir. İlahi bir müzik ve bir anlık durgunluk hali girer... Kee " korkuyorum, bana yardım et " der. Theo ise " Jesus Christ " O anda ahıra diğerleri de girerler. Luke bilinmesini istemediği bir şeymişcesine öfkeli ve korkuludur, Shirley ise Kee'nin hamileliğini istediğiyle paylaşma hakkı olduğunu savunur. Theo şaşkınlıkla Luke'a " o hamile" der. Luke " artık neyin tehlikede olduğunu biliyorsun " der. Theo tekrardan şakınca " o hamile " der. Luke " mucize değil de ne " diye tekrar karşılık verir. Ekip salonda masabaşında oturup neler yapabileceklerini konuşmaya başlarlar. Ekip Theo'ya onlardan olmadıkları için sıcak bakmaz fakat Kee Theo'yu yanında ister. Kee'yi sağ salim İnsan Projesi adındaki oluşuma teslim etmeleri gerekmektedir. Plan budur. Ekip bebeğin güvende olması için kendileriyle kalması gerektiğini söyler fakat Theo o kendinden beklenecek saflıkta " Halka duyurun o zaman " der. Fakat sonrasında olabileceklere dair gerçekleri yüzüne vururlar. Sorunsa Fishies ekibinin bebeği politik amaçları için kullanmak istediklerini yavaşça belli etmeleriyle başlar. Theo artık anlamaktadır. Ne fishies ne de devlet bu bebeğin gerçek kurtuluşu değildir. Theo artık doğru kararları verebilecekkonuma gelmektedir. Luke Kee'yi burada kalması için ikna etmek ister, çünkü bebeğin İnsan projesine gitmektense politik faydaları için kullanılmasını gizlice istemektedir. Kee Theoya sorar, Theo bebeğin bakıma ihtiyacı var diyerek farkında olmadan doğru kararı vermiştir artık. Kee bunu kabul eder ve kalmaya karar verirler. Gece geç saatler dışardan sesler gelir. Theo camdan bakar ve bir motosiklet önünde tartışan birilerine kulak misafiri olur. Anlarki kendilerine saldırı düzenleyen motorcular bunlardır. İyice şüphelenir ve gerçeği anlar. Luke Julian'ın planını beğenmemiş ve Kee'yi insan projesine teslim etmek istememektedir. Dolayısıyla bir darbe planlayarak Julian'ı öldürtüp Kee'yi kontrolleri altında tutabilecekleri bir ortam yaratmak istemiştir. Böylece bebeği emelleri dahilinde kullanabilecek, Fishies'in gücünü artırabilecektir. Burada yine görüntü yönetmeninin harika bir iş çıkardığını söylemek gerek. Çünkü karakterlerin sınırları çiziliyor ve temsil ettikleri şeylerin tamamiyle gözümüzde çizilmesini istiyor. Luke ile motorcu tetikçi karşı karşıya tartışmaktalardır. Luke'un karşısındaki her ne kadar katil olsa da kuzeni kazada yaralanmıştır ve ona yardım edilmesini istediği için gelmemesi gereken yere, güvenli eve dönmüştür. Bu insani bir istekdir. Luke artık karanlıktır, umudu ve ışığı karşısına almıştır. Kendi emelleri uğrunaysa en kötü senaryoyu dahi uygulayabilecek birine dönüşmüştür. Theo apar topar Kee'nin odasına gider ve Shirley ile Kee'yi olanlar hakkında bilgilendirir. Oradan çıkmaları gerekmektedir. Sabahın ilk ışıklarıyla gizlice arabaya biner ve kaçmaya başlarlar. Ekip farkına varır ve peşlerine takılır. bir takım zorluklar olsada sonunda kaçabilmeyi başarırlar. Gidecekleri bir yer düşünmeleri gerekmektedir. Theo kararını verir ve onları nereye götüreceğini biliyordur. Jasper'ın evine. Theo eve girer, Jasper'ı sırtı dönül sandalyede otururken görür. Yaklaşır ve yerde bir takım serumlar ilaçlar vardır. Jasper ölü gibi uzanmaktadır. Bir anda uyanır ve Theo rahatlar. Yanındakilerin ne olduğunu sorar, Jasper ise fareleri zehirlemek için kullandığını söyler. Merak etme sanılanın aksine acı çekerek değil gayet sakince ölürler der. Buradaki bu ufak ayrın ilerleyen sahnelerdeki bir detaya da ön ayak oluşturmaktadır. O sırada yanlarına Shirley ve Kee gelir. Jasper şaşkınlıkla onlara bakar... Sonrasında aralarında konuyla alakalı bir takım konuşmalar geçer, Jasper yine her zamanki esprilerini yapar, hikayelerini anlatır. İnsan projesinin gerçek olduğunu sana söylemiştim der Theo'ya. Theo ise sen ufolara da inanırsın hatta bir keresinde gördüğünü de söylemiştin der. Shirley şaşkınlıkla Ufo mu gördün der. Bu kısım aslında çok güzel bir göndermedir. İnsanoğlunun o tüm zorluklara, olabilecek tüm kötü senaryoları yaşamış olmasına rağmen Shirley'nin ufo mu gördün diye Jaspera şaşırması insanoğlunun hayret makamının hiç tükenmediğini bize gösterir. Bebeği nasıl götüreceklerini tartışırlar. önlerinde uzun ve kısa olmak üzerine iki yol vardır. birisi ise tehlikeli ve zor görünen. Jasperın aklına bir fikir gelir ama henüz paylaşmaz. Kee'nin dünyanın ihtiyacı olan şeye sahip olduğunu söyler ve Şanti Şanti Şanti diyip çekilir. Shirley ise Theo'ya hala Jasper'ın Ufo görüp görmediğini sorar... Sabah olur Theo uyanır salona geçer. Orada Kee ile karşılaşır. Dışarda Shirley şamanistik bir takım ritüeller yapmaktadır. Theo kaç aylık diye sorar. Kee 8 aylık der, doğurması 9 ay sürüyor diye de devam eder. Doğum yapmak o kadar geçmişte kalmıştır ki sanki herhangi biri bunu bilmiyorcasına anlatmak ister. Theo bunu bildiğini söyler. Babasını sorar. Kee önce bakire olduğunu söyler sonra güler ve espri yaptığını söyler. Sonra ise yattığı onca erkekten biri olabileceğini söyler. Hamilelik sürecini, annelik duygusunu anlatır... Bebeğe Froley adını koyacağını söyler. Theo 18 yıl sonra doğacak ilk çocuğa bu ismi vereceksin diye güler, beğenmez. O sırada Jasper aracıyla gelir ve planını anlatır. Kızı daha önceden ot sattığı bir yozlaşmış polis vasıtasıyla mülteci kampına sokabileceğini böylelikle bota hızlı bir şekilde ulaşabileceklerini söyler. Riskli fakat en hızlı çözüm budur. Kabul etmek zorundadırlar. Akşam olur salonda Jasper her zamanki esprilerini gruba yine yapar. O sırada eve yeni giren Theo sohbete gizlice kulak misafiri olur ve onları dinler. Bu sahnede Clive Owen'ın yüzündeki mimiklerin onun ne kadar iyi oyuncu olduğunu göstermeye yettiğini söyleyebilirim.Karşımızda yine bir görüntü yönetmenliği detayı durmaktadır. Hikaye arkada flu olarak anlatılırken kameramız Theo'yu yakın planda netlemiştir. Çünkü bizim yaşamamız gereken duygu ondadır. Kalite böyle ufak detaylarda gizlidir. Sabah olmuştur fakat bir problem vardır. Fishies onları bulmuştur. Jasper onları araca bindirip gönderir ve kendisi gelmek istemez. Syd ( buluşacakları polis memuru ) Jasperdan ot alan kişidir ve grubu mülteci kampına sokacak olan kişidir. Syd'e ulaştıklarında onlara söylecekleri paroladan bahseder. Ve gönderir. Araçla uzaklaşırlar. Jasperı burada hasta eşinin yanına bir takım serumlarla geldiğini gösteren sahneyi görürürüz. Sonraki sahnedeyse Fishies baskın yapmıştır. İçeri girerler Jasperı çıkarırlar. Sonrasında birisi içeride ölü bir kadın olduğunu söyler. Jasper eşini fare zehiriyle öldürmüştür. Onu daha kötü bir duruma sokmak istememiştir. Hem zaten fare zehri söylendiği gibi acılı değil sakin bir ölüme sebep olmuyor muydu... Jasperdan grubun nereye gittiğini öğrenmek isterler. Jasper söylemez ve onu öldürürler. Ağaçlıkların arasından bu olaya şahit olan Theo büyük bir çöküş yaşar. Sinirlice arabaya yönelir, Shirley ise bunun büyük bi planın parçası olduğunu ve ona üzülmemesini telkinler fakat Theo sinirli bir şekilde ona susmasını ve arabaya binmesini söyler. Her acı hissettirdiği kadar büyüktür, diğer acıların büyük plana dahil olması diğerini hafifletmez. Theo büyük bir acıyla arabasını sürer.... Sabah olduğunda araçta uyanır. Karşıdaki terkedilmiş binaya girer. Orada Shirley ile karşılaşır. Shirley ona geçimişte ebe olduğunu ve doğum oranlarının düştüğü döneme ait şahit olduğu hikayeyi anlatır. Kariyerinin son dönemindeki düşük yapan kadınları, tüm dünyanın bunu yaşadığını... Theo onu yeni bir başlangıca şahit olabilirsin diyerek teselli eder ve yola koyulmaya karar verirler. Tam o sırada bir polis aracı kornası duyarlar. Gelen kişi Syd'dir. Theo parolayı söyler. anlaşırlar ver Syd onları götürmesi gereken yere götürür. Kampta Marichka adlı kadınla buluşmalarını onun kendilerine kalacak yer sağlayacağını söyler. Marichka'yı ötekiymiş gibi anlatır. Dışlanmış çingene/arap asalak biri gibi. Kampa ulaşırlar fakat bu sürece Kee'nin sancıları artmaktadır. Heleki otobüsü aramaya gelen askerin tam onları tutuklayacağı sahnede Shirley'nin dayak yedikçe çaresizce dua etmeye başlaması Shirley karakterini başta söylediğim gibi iyi bir şekilde özetlemektedir. O inançtır. Theo'nun mülteci taklidi yapması ve ortadoğulu aksanıyla bir takım sözler söylemesi, kaka kaka demesi vb.. Bu sahneyi özellikle beğenirim. Çünkü filmin genelindeki mülteci toplumunun üstü kapalı bir şekilde büyük bir çoğunluğunun müslüman ortadoğulular olduğunu göstermesi ve bu topluluğa batının dolaylı yoldan ikinci sınıf insan muamelesiyle bakışını net bi şekilde bize gösterir. Marichkayı bulurlar ve bir odaya yerleşirler. Marichka ingilizce bilmemektedir. Zoraki odadan dışarı çıkarırlar. Kee'nin sancıları iyice artmıştır. Artık bebeği tutamamaktadır. Tek çare doğum yapmaktır. Ve doğum gerçekleşir. Bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir. Bu sahneyi anlatmaktansa izlemek daha iyi olacaktır o yüzden üzerine durmayacağım. Sabah olur Syd odayı basar. Onlara gelecek olan ordudan bahseder ve heryerin dağıtılacağını. O sırada yer yatağında yatan Kee'nin yanında bir şey sakladığını görür ve ona yönelir. Zorla battaniyeyi açar ve bebeği görür. Verdiği tepki harikadır. Onları zorla alıkoyar ve teslim etmeye götürür, böylesi bir şeyden kazanacağı para onu deliye çevirmiştir. O sırada bir arbede yaşanır ve Marichka adama çekiçle arkadan saldırır. O hor görülen çingene bir anda kadınlık dürtüleriyle bebeği kurtarmak istemesi... Bebeği için insan, hayvan farketmeksizin dişinin neler yapabildiğini tecrübelerinizle gözünüzde canlandırın. Doğanın dilini sinemaya en güzel yansıtan anlardan biridir. Dışarıya çıkarlar, sokakta kalabalık bir müslüman mülteci grubu Allahu ekber nidalarıyla cenazelerini taşır. Belli ki onlar için önemli biri, şehit, intikam yeminleri... Marichka mensubu olduğu cemaatin evine, din adamının evine götürür bizimkileri. Sonraki sahne adeta bir cennet bahçesi edasıyla gözümüze sokulur. Tanrının katında, etraftaki kuşların sesleri, yumuşak yataklarında meyve yiyerek paylaştıkları mutlulukları... Kee fikrini değiştirdiğini, Froley yerine çocuğuna Bazouka ismini vermek istediğini söyler. Froley ne de olsa bir erkek ismidir. Tam da Theo alışmışken bu isim değişikliği. Hem Bazouka da neyin nesi böyle... O sırada dışarda çatışma sesleri duyulmaktadır. Fishies gelmiştir. Bizimkileri kaçarken yakalarlar. Luke Kee ile bebeğini alır ve ordu gelmeden önce oradan uzaklaşmak istemektedir. Hem daha kimsenin bebekten haberi yokken dikkat de çekmeyecektir. Tetikçiye köşeyi döndükten sonra Theo ve diğerlerini infaz etmesini emreder. Tam Theoya yanaşmışken bir anda çatışma patlak verir ve Theo ile Marichka fırsattan istifade ile hemen oradan kaçarlar. Burada yine görmeye değer oldukça uzun bir Long-Take başyapıt sahnelerden biri girer. ( Evet burada da gizli cutlar var tabii ki ) Theo sonunda bir binaya girer ve Kee'yi aramaya koyulur. Üst katta bebek sesi duyar, heyecan ve korku içerisinde oraya çıkar. Kee bebeğiyle duvara yaslanmış canını korumaktadır. Luke ise diğer köşede duvardaki yarıktan dışardaki ordu mensuplarıyla çatışmaktadır. Luke bebeği gördüğündeki şaşkınlığı hala üzerinde taşımaktadır. Theo'ya çaresizce dil döker. Onu hala ikna etmek istemektedir fakat gözü de dönmüştür bir kere. Ani bir dikkat dağınıklığından faydalanarak kaçmaya kalkışan Theo ve Kee'nin üzerine ateş edecek kadar dönmüştür gözü. Ve işte Children of Men denildiğinde herkesin aklına gelen o sahne girer. Binanın içindeki insanlar bebeği görür ve ağlayışlarını duyar. Öylesine şaşırmışlardır ki dışarda olup bitenden bir anlığına da olsa kopmuşlardır, tüm odakları bebek olmuştur. Korkuları yok olmuş, hepsinin yüzünde o ilahi umut dolu bakışlar. Dışarı çıkmalarına müsade edecek kadar etkilenen isyancı, önüne geleni silip süpürmeye programlanmış askerlerinse gözüne ışık tutulmuş bir tavşan misali şaşkınlıkla dolu bakışları ve o anda " Ateşi durdurun, Ateşi durdurun " diye bağırması... Ve tüm o hayretli bakışlar içerisindeki bir kaç dakika boyuncacehennem içerisindeki cenneti yaşama duygusu... İzleyiciyi o denli şaşkınlığa sokmaya yeten bir sahnedir ki dışarı çıktıklarında ardından gelecek o yüksek tank atışı sesi herkesi bu rüyadan uyandırmaya yetecektir. Hiç uyanmak istemediğin o güzel rüyadan zorla uyandırılmış gibi sersemletiyor. Yine o arbedede kaderin de yazdığı gibi, doğru olana karar verdiklerini ve bu sayede oradan kurtulabildiklerini görüyoruz. Bazen doğru olan tüm bu zorluklara katlanabilmenin sonrasında gelir. Marichka onları bir kanala götürür. Orada bot vardır. Onları bota bindirir ve denize açılıp gemiyle buluşacakları yere gönderir. Bu sahne mitolojideki Styx nehrine bir göndermedir. Ölüm sonrasında bota binilir ve cennete ya da cehenneme gidilecek yolculuk başlar. Evet ölüm sonrasıdır çünkü artık geride bıraktıkları her şey ölmüştür. İnsanlık ölmüştür, tüm mucizelere rağmen öldürmeye devam etmektedir. İnsanlar sevdikleri şeyleri öldürmekte mükemmelleşmiş yaratıklardır. Bota nehirde yol alır ve sarnıcın sonu bembeyaz bir sis perdesiyle örtülü denize açılır. Burada simgesel anlamda harika bir iş çıkarılmıştır. İnsanlığı, hayatı, ölümü ve sonrasını anlatan mükemmel bir metafordur. Yolculukla boyunca bizimle olan köpeğimize de elveda deme vakti gelmiştir. Güle güle sadık dost. Artık filmimiz finale yaklaşmıştır. Botta geminin gelmesini beklerler. O sırada gökyüzünden geçen jetlerin mülteci kampını ve şehri yerle bir eden bombalamasına şahit oluruz. Evet insanlık ölmüştür artık. Kanının son damlasına kadar. O anda Kee panikler ve botta kan görür. Kahretsin kanıyorum diye korkar fakat o kan Theo'ya aittir. Theo vurulmuştur. Bebek avazı çıktığı kadar ağlamaktadır, Kee ise ne yapacağını bilemez. Theo gücü tükenmiş halde ona bebeği omzuna almasını ve sırtına hafifçe vurmasını söyler. Bebeğin sesi kesilir. Theo artık ölmektedir. Her şeyin sonuna gelmişlik haliyle geriye doğru eğilmeye başlar. Tam o sırada Kee " Dylan " der, " bebeğin ismini Dylan koyacağım, zaten kız ismi olarak da kullanılabiliyor " der. O anda Theo'nun yüzünü buruk bir sevinç kaplar. Nasıl olmasın ki, ölmeden önce dünyadaki son insanın ismini biliyordu artık, hem de bu isim kendi çocuklarının ismiyle aynıydı. Bu onun duyabileceği en güzel şeydi, öldükten sonra ona ait olan bir anının yaşadığını bilmek. Theo usulca çökmeye başlar ve canını verir. Kee şaşkınca ne yapacağını bilemez vaziyette sağa sola bakarak beklerken o anda karşıdan gelen gemiyi görür. Theo gemi geldi uyan diye seslenir. Ama Theo artık cennetine ulaşmıştır. Onun için burada yapabileceği başka bir şey kalmamıştır. Gemi yaklaşır. İsmi " Tomorrow "dur. Tıpkı bahsettikleri gibi. Film biter. Çocuk sesleri eşliğinde cast akmaya başlar. Hayat devam edebilmiştir. Mutlu son Castın sonuna kadar dayanabilenler içinse yönetmenimiz güzel bir sürpriz yapmıştır. Son karede ekranda Shanti Shanti Shanti yazar. Anlamı bir mantra seansında söylenen om shanti shantiden gelmektedir. Om tam kelime karşılığı olmayan ama sesin kendisidir denilebilir. Shanti ise barış demektir Cuaron sonunda bastıra bastıra barış diyor bizlere. Yönetmen için bu film bir barış çığlıdır. Çok geç olmadan... Mantra şurada
  15. sanssizsansli

    Game of Thrones (2011) - HBO

    kendi söylediğinden yola çıkarsak eğlenceli bir şekilde ölcek 😛
×
×
  • Yeni Oluştur...