DRaGoN_SLaYeR Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 40 ne abi doşbiklerinizde ağarmamış kıl kalmamış daha hala forumlarda takılıyorsunuz, yok mu sizin evlat onlar üye olsun onlarla takılalım yaşlılar tarafından sarılmışız resmen, 40 nedir gerçekten ama? ben yeni 39oldum gencim baya size göre.
sanssizsansli Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 yaşlı muhabbeti yapıyoruz zaten.
Sam Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 42, 25’te kalsaydım keşke ama hala memnunum halimden. Makine eskidiğini hissettiriyor bazı konularda ama olsun gene buna da şükür. Ölümsüzlüğü kılpayı kaçırmaktan endişelenmeye başladım sadece. Uzaya gitme paralarını transhümanizme harcasa ya milyarderler önce.
Saeros Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Konuyu açan Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 ölümsüzlük zor be abi anca beyin/bilinç copy+pasteleme yaparlar, o da bi acayip zaten
sanssizsansli Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 ölümsüz olmak bir varlığın kendisine yapabileceği en büyük işkencedir heh ölmek iyidir. ha ama switch on off gibi bir şey olsa o en iyisidir. şimdilik sadece uykuyla bu ideali karşılayabiliyoruz.
Sam Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 insanoğlu ölüyor diye avunma geliştiriyor doğal olarak ama zorla değil sonuçta, ille ölmek isteyen gene ölür. ben hala durumu kötü değilse, (sağlık, maddi, depresyon etc) "e yeter çok yaşadım" deyip kendini öldüren görmedim gerçi. geçenlerde çalışmak konusunda da aynı sohbet yaşanmıştı. ölümsüzlük deyince fanusta bir deri bir kemik tüpler bağlı olarak durmayı kastetmiyorum yani istediğimiz bir yaş ve sağlık pozisyonunda durmayı kastediyorum. uykuyu da game setting olarak kapayayım, hayattaki açık ara en büyük zaman israfı ama organizma mecbur diye yapıyoruz. 25-30 yıl hapis yatmak gibi ama daha kötü çünkü hiç kontrolümüz yok. mind transfer de kabul, hatta daha iyi olur kendi istediğimiz avatara geçeriz. randomized player char hiç sevemedim fortnite gibi.
sanssizsansli Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Hayır konuya felsefik yaklaşırsan ne dediğimi anlarsın. Geçenki çalışma muhabbetiyle alakası yok düz bir analoji sadece. Çok yaşadım diyip ölmek isteyen de var istemeyen de ama bu sonsuz hayata sahip olmakla mukayese edilecek bir süreç değil.
Sam Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 felsefik yaklaştım zaten. ölmek isteme nedenlerini saydım. ya sağlığı kötüdür, ya yakınlarını kaybetti diye depresyondandır, ya maddi sıkıntısı vardır, yaşamak için çalışmak zorunda olmak zorluyordur. nedenler bunlar, bunlar yokken "ya öleyim yetti bu kadarı" diyen cidden kurgu hikayelerde bile yok. "ölüm de lazım" anafikri olan bütün hikayelerde bu saydığım faktörlerden biri konur illa ki. sevdiklerini kaybetmemiş, beraber mutlu bir yaşam süren, sağlıklı, borcu harcı olmadan istediği yaşam kalitesinde devam eden ama ölmek isteyen birisi gerçekten varsa duymak isterim. kurguda bile olsa, felsefik olarak yaklaşıyoruz madem. bu dediğim ölümsüzlük hani longinus laneti gibi birşey değil, ölümsüz de olsa isteyen gene backupını kapayıp drone kamyonun önüne atlayabilir her zaman. ölümsüzlükle ilişkilendirilen olumsuzlukların hiçbiri yok yani.
sanssizsansli Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 (düzenlendi) abi bir dk bu fikirleri ne kadar steril ortamda düşündüğünü merak ediyorum. ölümsüzlüğü kendine bahşederken senden gayri her şeyi senin için ne kadar steril ve uygulamaya uygun görüyorsun mesela. mevzu bahis örneklerinin tamamı günümüzün şartlarından yola çıkılarak yapılmış gibi görünüyor. bu hayatın ne geçmişini ne geleceğini tecrübe etmişsin, varsaydığın pozitif etkenler de tamamen kendi fikir dünyandaki fantazileri sonsuza kadar yaşamak gibi. sen galiba cennet tasviri yapmaya kalkıyorsun ki o bile bir çok konuda paradoksal. elixirin sıkıcılığı vardır misal bernard williamsın bahsettiği. eğer karakterin (isteklerin, merakların, kişiliğin) sabit kalırsa, sonsuz zaman içinde yapabileceğin her şeyi yapmış, öğrenebileceğin her şeyi öğrenmiş olursun. bir noktadan sonra yeni hiçbir deneyim kalmaz ve yaşam kendini tekrar eden bir döngüye dönüşür. anlam, yenilikten beslenir; sonsuzluk ise yeniliği öldürür. scarcity var işte ekonomide de kullanılır, bir şeyin değeri sonlu olmasıyla değerlendirilir. hani mesela heidegger de bizim seçimlerimizi anlamlı kılan şey, zamanımızın kısıtlı olmasıdır der. bir şeyi seçtiğimizde aslında başka bir şeyden vazgeçeriz ve bu vazgeçiş seçime ağırlık katar. Ölümsüz bir varlık için seçim yapmak imkansızlaşır çünkü her şeyi deneyimlemek için vakti vardır. İnsani bağların çoğu "kırılganlık" üzerine kuruludur. Birini kaybetme korkusu, ona değer vermemizi sağlar. Eğer herkes ölümsüzse, kimse için endişelenmezsin. Paylaşılan trajediler veya zamanın akışına karşı verilen ortak mücadele yok olur. Eğer sadece sen ölümsüzsen, sevdiklerin yaşlanıp gidişini sonsuz kez izlemek bir noktadan sonra seni duygusal olarak duyarsızlaştırır ve toplumdan izole eder. max planck'ın bi lafı vardı bilim cenazeden cenazeye ilerler diye. ne biliyim daha uzun yazmaya şimdilik zihnimi toparlayamadım. sonra devam ederim belki. şeyi de ekliyim fizyolojik mapimiz de buna uygun değil. dış etkenlere bağlı olan bir barımız var dopamin serotonin nörepinefrin vb... ölümsüz olduğumuzda bunları da devereden çıkarıp yerine daha yeni bir şey koyuyorsak allah da öyle kandırıyor. Ocak 27, 2026 sanssizsansli tarafından düzenlendi
ahmedinejad Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Bu arada uyku mükemmel bir şey ya. Çok seviyorum Rüya görmeyi. Rüyada istediğim insanla istedigim şeyi yapabiliyorum. Her türlü macera oluyor. Dünyayı kurtariyorsun, değişik şeyler goruyorsun. Uyumak bir hediye benim için.
Saeros Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Konuyu açan Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 (düzenlendi) ahmedinejad, 27.01.2026 18:01 tarihinde dedi ki: Bu arada uyku mükemmel bir şey ya. Çok seviyorum Rüya görmeyi. Rüyada istediğim insanla istedigim şeyi yapabiliyorum. Her türlü macera oluyor. Dünyayı kurtariyorsun, değişik şeyler goruyorsun. Uyumak bir hediye benim için. abi ne şanslısın ya, ben gördüğüm hiçbir rüyayı hatırlamıyorum senede hatırladığım belki 3-4 rüya vardır max gece gözlerimi kapatıyorum, sabah gözlerimi açıyorum, arası direk YOH Ocak 27, 2026 Saeros tarafından düzenlendi
sanssizsansli Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 (düzenlendi) Saeros, 27.01.2026 18:10 tarihinde dedi ki: abi ne şanslısın ya, ben gördüğüm hiçbir rüyayı hatırlamıyorum senede hatırladığım belki 3-4 rüya vardır max gece gözlerimi kapatıyorum, sabah gözlerimi açıyorum, arası direk YOH sigara alkol falan var mı ? gerçi bir sürü etken var ama vücudunda bir şeyler doğru gitmediği için rüya göremiyorsun. önceden ben de öyle diyordum sanki traitmiş de bende de böyle napacaksın diye kabul ediyodum da üzerine düşüp yapmam gerekenleri yaptığımda toparladı baya. Ocak 27, 2026 sanssizsansli tarafından düzenlendi
Saeros Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Konuyu açan Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 ne sigara ne alkol var valla dur merak ettim gugıllayayım...
Sam Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 @sanssizsansli steril birşey yok işte istediğimiz yaşta sabitliyoruz kendimizi, hastalık, vücudun zayıflaması vs yok. istersek kendimizi öldürebiliriz gene, invulnerability değil yani. insanoğlunun zaten binlerce yıldır yapmaya çalıştığı şey. ölmek istiyorsak hastalıklara çözüm aramak veya tedavi görmemek lazım. "50'de ölelim" diyenler 50 olunca günde 20 tane hap alacak gene ölmek istemeyecek. ya bu bir teori. pratikte "evet hakkaten de sıkılıyormuş insan" diyecek kadar uzun yaşamıyor kimse. gördüğümüz bütün sıkılma örnekleri vücut çürüdüğü için koltuğa veya yatağa hapsolmuş insanlar. elbette o koşulda sıkılma yaşanabilir. şöyle elf kadar yaşayıp da "herşeyi yaptım ya yeter öleyim" denecek noktaya gelmeden kanıtlanabilecek bir teori değil. scarcity tamamen avunma, ona hiç katılmıyorum. tamamen reddediyorum. hiç kimse yarın ölecekmiş gibi yaşamıyor, öyle yaşıyor olsa insanlar 60'larına kadar günde 8 saat işte, 3 saat yolda geçirmez. gene kıt kanaat geçinir ama keyfine bakar. hep daha yüksek bir refah konumuna ulaşmak için harcıyor ama yıllarını çünkü yarın ölünecek düşüncesi yok kafada. bu kadar değersizce geçirmez insanlar hayatlarını, "oh tamam herşeyi kurdum aldım artık rahatım" dedikten 5-10 yıl sonra filan çünkü ortalama yaşam süresi ülkelerde. bu da tamamen teori, buna da katılmıyorum. yaşam devam ettiği sürece yeni ilişkiler kurup, memnun olmadığımız eski ilişkileri bozuyoruz. ayrıca dediğim gibi bu ölümsüzlük sadece bize bahşedilmiş değil, herkes için geçerli. sevdiklerimiz kendilerini biliçli olarak öldürmedikleri sürece onlar da yaşlanmayacak ve ölmeyecek. arwen & aragorn gibi bir durum yok yani. hormonları kaldıralım demedim, kalkmaları için bir sebep yok.
bLackcha0s Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 bol bol tavuk, hindi, kırmızı et, muz, ceviz hem rüya gördürür hem yaşatır hem de hatırlatır b6 eksikliğinden. Alkolün etkisi büyük 10 gündür içmiyorum sık sık rüyaları hatırlıyorum sabah kalkınca da hatırlamaya çalışıyorum ama yatakta biraz uzanıp
sanssizsansli Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 (düzenlendi) Sam, 27.01.2026 18:21 tarihinde dedi ki: @sanssizsansli steril birşey yok işte istediğimiz yaşta sabitliyoruz kendimizi, hastalık, vücudun zayıflaması vs yok. istersek kendimizi öldürebiliriz gene, invulnerability değil yani. insanoğlunun zaten binlerce yıldır yapmaya çalıştığı şey. ölmek istiyorsak hastalıklara çözüm aramak veya tedavi görmemek lazım. "50'de ölelim" diyenler 50 olunca günde 20 tane hap alacak gene ölmek istemeyecek. ya bu bir teori. pratikte "evet hakkaten de sıkılıyormuş insan" diyecek kadar uzun yaşamıyor kimse. gördüğümüz bütün sıkılma örnekleri vücut çürüdüğü için koltuğa veya yatağa hapsolmuş insanlar. elbette o koşulda sıkılma yaşanabilir. şöyle elf kadar yaşayıp da "herşeyi yaptım ya yeter öleyim" denecek noktaya gelmeden kanıtlanabilecek bir teori değil. scarcity tamamen avunma, ona hiç katılmıyorum. tamamen reddediyorum. hiç kimse yarın ölecekmiş gibi yaşamıyor, öyle yaşıyor olsa insanlar 60'larına kadar günde 8 saat işte, 3 saat yolda geçirmez. gene kıt kanaat geçinir ama keyfine bakar. hep daha yüksek bir refah konumuna ulaşmak için harcıyor ama yıllarını çünkü yarın ölünecek düşüncesi yok kafada. bu kadar değersizce geçirmez insanlar hayatlarını, "oh tamam herşeyi kurdum aldım artık rahatım" dedikten 5-10 yıl sonra filan çünkü ortalama yaşam süresi ülkelerde. bu da tamamen teori, buna da katılmıyorum. yaşam devam ettiği sürece yeni ilişkiler kurup, memnun olmadığımız eski ilişkileri bozuyoruz. ayrıca dediğim gibi bu ölümsüzlük sadece bize bahşedilmiş değil, herkes için geçerli. sevdiklerimiz kendilerini biliçli olarak öldürmedikleri sürece onlar da yaşlanmayacak ve ölmeyecek. arwen & aragorn gibi bir durum yok yani. hormonları kaldıralım demedim, kalkmaları için bir sebep yok. ama aslında felsefi argümanların "teori" kalmasının sebebi, bizim şu anki kısıtlı algımızla sonsuzluğu hayal etmeye çalışmamız. Senin dediklerin üzerinden gidersek mesele şu noktaya geliyor: sıkılma meselesi biyolojik değil, varoluşsal bir durum: "Vücut çürüdüğü için insanlar sıkılıyor" diyorsun ya, bence tam tersi. İnsanlar yaşlandıkça ölüm yaklaştığı için hayatın her saniyesine daha sıkı sarılıyorlar. Asıl sıkılma, yapacak hiçbir şeyin kalmamasında değil, yapılan her şeyin anlamını yitirmesinde başlar. 10. kez izlediğin filmden aldığın keyifle, 10 milyonuncu kez izlediğin filmden aldığın keyif bir olamaz. Beyin, ödül mekanizmasını "yenilik" üzerine kurmuştur. Sonsuz bir hayatta "yeni" diye bir kavram kalmaz, her şey bir noktadan sonra "zaten yapılmış olanın tekrarı" olur. Bu fizyolojik değil, zihinsel bir doyum noktasıdır. ennui denilen kavram felsesik bir açıdır mesela o kadar materyalistik bakmaz. yapacak bir şey bulamamak değil, yapılan her şeyin anlamını yitirmesidir. scarcity avunma değil, motivasyonun motorudur: İnsanların 8 saat çalışıp 3 saat yol gitmesi aslında zamanın ne kadar değersiz olduğunu değil, o insanların kısıtlı ömürlerinde "bir an önce" bir refaha ulaşma telaşını gösterir. Eğer önünde 1 milyon yıl olsaydı, o işe bugün gitmen için hiçbir sebep olmazdı. "Nasılsa 500 yıl sonra da yaparım" dediğin an, medeniyet durur. İnsanı üretime ve harekete iten şey arkasındaki "ölüm" kamçısıdır. Ölüm olmasaydı, ne sanat olurdu ne de teknoloji; çünkü ikisi de insanın ölümsüzlüğe bıraktığı birer iz, birer "buradaydım" deme çabasıdır. İlişkiler ve toplumsal durağanlık mesela "Herkes ölümsüz, sevdiklerimiz de yanımızda" senaryosu kulağa hoş geliyor ama bu dünyanın en büyük statikliğine yol açar. Eğer kimse ölmüyorsa, nüfus patlamasından dolayı yeni çocukların doğması yasaklanmak zorunda kalır. Bu da şu demek: Dünyaya yeni bir kan, yeni bir fikir, yeni bir bakış açısı gelmeyecek. Hep aynı 8-10 milyar insan, sonsuza kadar aynı döngüde birbirimizi eskiteceğiz. 500 yıl boyunca aynı insanlarla, aynı tartışmaları döndürdüğün bir dünya hayal et. Bu bir noktadan sonra sevgiden çok, birbirine tahammül etme oyununa dönüşmez mi? "İstediğimiz zaman öldürebiliriz" argümanınla da aslında bu cümlenle benim dediğimi onaylıyorsun. "İstediğimizde çıkış yapabiliriz" demek, ölümsüzlüğün bir noktada dayanılmaz bir yük olacağını baştan kabul etmek demektir. Sen aslında "sonsuz yaşam" değil, "ucu açık, sağlıklı ve çok uzun bir gençlik" istiyorsun. Ama felsefe "sonsuzluğu" tartıştığında, ucu açık bir süreden değil, kelimenin tam anlamıyla bitişi olmayan bir süreçten bahseder. bir gün o seçime sen de girebilirsin. ölümsüzlüğü deneyimlemediğimiz için böyle jenerik konuşuyoruz diyorsun ama pozitif bakmakla yükümlü kılıyorsun kendini. deneyimlemediğin şeyi idealize etmeye kalkıyorsun. o yüzden ben de felsefik olarak cevap aramak lazım diyorum. benim düşündüğün argümanlar polyannacı bakamıyor. kötülük problemi var mesela, tanrı olmasa da bunu nereye koyacağız böyle bir durumda meçhul. sonuç olarak 50 yaşındaki adamın 20 hap içip yaşamak istemesi, ölümü sevdiği için değil, hayatın o "sonlu" doğasının ona verdiği hayatta kalma içgüdüsündendir. Ama o adamı 100 bin yıl yaşat, bir noktada "benim bu dünyadaki hikayem bitti, her şeyi gördüm, her şeyi duydum" diyeceği o doygunluk noktasına satietye mutlaka gelecektir. Ölüm, o hikayenin son noktasıdır ve nokta konulmayan her cümle anlamsız bir kelime yığınına dönüşür. hormonları kaldırmadığın takdirde o sonsuzluktan tatmin olmanın mümkünatı yok. Ocak 27, 2026 sanssizsansli tarafından düzenlendi
ahmedinejad Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Saeros, 27.01.2026 18:10 tarihinde dedi ki: abi ne şanslısın ya, ben gördüğüm hiçbir rüyayı hatırlamıyorum senede hatırladığım belki 3-4 rüya vardır max gece gözlerimi kapatıyorum, sabah gözlerimi açıyorum, arası direk YOH Uyku apnesi sağolsun. Yıllarca kuş uykusu uyuduğum için rüyada az da olsa bilinç sahibi olabiliyorum. Rüyada oldugumu biliyorum yani. Uyanıp devam ettiğim falan oluyordu eskiden. Şimdi cihazla uyuyorum ama beynim alıştı herhalde bu duruma.
Aceace Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Üfff herkes içini dökmüş. 3 vakte kadar ben de 39 olacağım. Yakın arkadaşlarımın hepsi yurtdışına taşındılar. İlk zamanlar seviniyordum "Kaçtı kurtardı kendisini" diye. 1 2 3 4... Gerçekten yakın arkadaşım diyebileceğim kimse kalmadı. Geçen yılbaşında Rotterdam'da toplaştılar. Bayaa 7 aile, çoluk çocuk, itlerini bile almışlar. "Napıyorum lan burada?" diye bi düşündüm... Makine mühendisliğini bırakmayacaktım... Büyük hata yaptım. İş iyi. Sakin, rutin, her gün bir önceki günün aynısı. Her hafta önceki haftanın aynısı (Bi keresinde absürd bir şekilde 3 yıllık plan istiyoruz dendiği oldu gerçi. Neyse ki savuşturduk) Arada ofisteki çocuklar beni bi tık şişiriyolar. Kuşak farkı var bariz ama alıştım artık. Yalnızım. Yaklaşık 4 ay önce kız arkadaşımla ayrıldık... Gençliğini yaşayamamış. Neyse. Köpek gibi borcum vardı. 3 ayda sıfırladım. Üstüne bir sürü konser bileti aldım. Garip olan kısmetim açıldı. Valla... Nasıl oldu bilmiyorum ama bayaa üniversitenin ilk yıllarına dönmüş gibiyim. Tek sorun ya "ÇOĞACİLÇOCUHYAPMALIYIMHIAAAĞĞĞ"lar ile ya da "Ya takılıyoruz işte kurcalama"lar ile karşılaşıyorum. Çok garip. Artık 20 yaşında değilim ve buna enerji bulmakta zorlanıyorum. Bir tarafım "Olm ne güzel işte, neden şikayet ediyorsun manyak" diyor öteki tarafım "Olm evine git ayaklarını uzat, dizi mizi bişeyler bul, oyun oyna" diyor... Geçtiğimiz cuma köpek sahiplenmek için Kurtaran Ev'in barınağına gitmiştim. Şeker vefat edeli 3 yıl oldu. Artık zamanı geldi diye düşünüyordum. Bana köpek vermediler. Çok sinir oldum. Hala da aklıma geldikçe sinir oluyorum. Gerizekalılar ya. Neyse.. Durduk yere küfür kıyamet girişmeyeyim şimdi. Tuhaf... Sanki 20 yıl öncesinde gibiyim. Okulun yerini iş aldı.
Aceace Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 ahmedinejad, 27.01.2026 18:40 tarihinde dedi ki: Şimdi cihazla uyuyorum ama beynim alıştı herhalde bu duruma. Cihaz mı? Ne cihazı? Önümüzdeki hafta için KBB'den randevu alacaktım tam. Ejderha gibi horluyorum ve ciddi sorun yaratmaya başladı.
Shadow Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 marksman, 27.01.2026 14:42 tarihinde dedi ki: ahanda 40 olduk mis gibi yaş işte gz. gırk yapar ve milli hareket partisiininnnnnn asdfsaf
ahmedinejad Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 (düzenlendi) Aceace, 27.01.2026 18:45 tarihinde dedi ki: Cihaz mı? Ne cihazı? Önümüzdeki hafta için KBB'den randevu alacaktım tam. Ejderha gibi horluyorum ve ciddi sorun yaratmaya başladı. Aha surada konuşmuştuk. https://forum.paticik.com/topic/7226639-burun-tykanykly%c3%b0y/page/4/#comments Ocak 27, 2026 ahmedinejad tarafından düzenlendi
ahmedinejad Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 @Aceaceniye köpek vermediler ya onu anlamadim. Neyin güven vermedi acaba.
Aceace Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 (düzenlendi) Abi Kurtaran Ev tuhaf... Çok tuhaf. Bi tane köpek gördüm. Aşşırı tatlı. Şeker'e çok benziyor ama beyaz. Kulakları falan da biraz farklı. Fotoğraflarda da bi tık ürkekti. Neyse ben kendimi tanıtan uzuuuuunca bir mail attım. Dedim işte böyle böyle daha öncesinden köpeğim vardı, Leishmania'dan kaybettim vsvs... Gitmişler benim eski kız arkadaşıma sormuşlar (Onu da gaza getirip köpek sahiplendirmiştim) Neyse... Bunlar tutturdular: -Tofu (köpeğin adı) çok ürkek. Sizin bulunduğunuz yer (Taksim) kalabalık. -Lan İstanbul'da kalabalık olmayan yer yok. -Sabah çıkarmanız gerekecek. Sabahları çok karanlık. Karanlıkta sıçamaz. Stres olur... -Yahu olur mu öyle şey? Karanlıkta stres olup sıçamayan köpek mi olurmuş? -Elimizde başka bir köpek var çok tatlı. Onu sahiplendirelim size. (Gösterdikleri köpek 8-10 yaşlarında, ameliyatlı) -Ben sahiplendikten 2 sene sonra tekrar bir köpeğimi kaybetmek istemiyorum. Neyse ben barınağa gittim. Benim sahiplenebileceğimi düşündükleri 6 tane köpek gösterecekler. (Barınakta yüzlerce köpek var bu arada. Ama "Aha bu köpeğe çok ısındım" diyemiyosun. Onlar gösterecekler. 1'i 25-30 kilo. Ben bakamam. 1'i diğer köpeklerle sürekli kavga ediyormuş. Bana da hırladı zaten. Kendisiyle pek anlaşamadık. 1'i 7-8 yaşlarında belki daha da fazla. 1'i uyuz olmuş, 1'i geçici yuvada, 1'ini de bir önceki gün sahiplendirmişler. Tofu da kenarda sessiz sakin oturuyor.... Ya cins köpek sahiplencem diye bir derdim yok. Tofu da zaten cins bir köpek değil. Kırma, küçük/orta boy arası bişey. Ama yok. Onu bana sahiplendireceklerine barınakta kalmasını tercih ettiler. https://www.instagram.com/p/DSCi3H0jETz/ 10 gün geçti. Hala barınakta. Sahiplenen olmamış. İlanı da taa aralığın başında açmışlar. Valla köpek sahiplenmekten soğuttular beni.... Ocak 27, 2026 Aceace tarafından düzenlendi 1
Sam Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 @sanssizsansliteori kalıyorlar çünkü pratikte sınamak mümkün değil. çoğunun çıkış noktası da ölüm kavramıyla barışabilmek. insanlar genelde barışamıyor, barışamadıkları için çoğunluk daha düşük kalitede bir yaşamı ölüme tercih ediyor. yetmiyor kanunlarla ötenazinin önünü kesiyor. hala sosyal hakların en ileri seviyede progresif olmaya çalıştığı toplumlarda bile bayağı dogmatik yaklaşılan bir konum. ölümü kendimiz için istemediğimiz gibi ölmek isteyene de müsaade etmiyoruz. birşeyin değeri nadirliğinden ötürü ancak ekonomide olur. insan hayatının içindeki bir aktivite nadirliğiyle değer kazanmaz. "gel bak cave diving yapalım hayatımızda bir kere" dese biri hiç ilgilenmem. hiç yapmadığım, hiç yapmayacağım, ultra nadir bir aktivite ama gene de bir değeri yok. hayatımın neredeyse her günü çikolata yedim ama benim için milyon kat daha değerli bir aktivite. one battle after another bir kere seyrettim, o tarzda bir film izlemek için benim için çok nadir ama sıkıldım, bir kerelik bile benim için hiçbir değeri yoktu. terminator 2'yi 100 kere izledim ama hala muazzam keyif alıyorum. şimdi bir sahne görsem gene canım çeker, açıp izlerim. beyin ödül mekanizmaları bizi ilgilendiren şeylere yönlendirir. birşeyi tat olarak addetmiyorsak doyumunu zaten aramayız. hayatımda iki kere avokado yedim, ikincisi tadını unutmuşkendi, üçüncü kere unutmak istiyorum ve bir daha asla yemem. yarın dünyadan silinse özlemem, istemem. bir şey novelty'sini kaybetse bile ara verip tekrar geri dönmek de mümkün. t2'yi 90'ların başında düzineyle izledikten sonra 2000'lere kadar ara verdim mesela, sonra tekrar döndüm. insan sevdiği birşeye onyıllar sonra geri dönebiliyor. dahası mö 500'de yaşamıyoruz. yiyecek, kültür, aktivite vs sonsuz miktarda. insanoğlu şu noktada bile kendini dondursa binlerce yıl yetecek kadar 'content' var yani. aynı şeyi 100 yıl yapmak yerine 20 ayrı şeyi 5'er yıl yapar insan. bana 24 saat yetmiyor açıkçası, bugüne kadar yaşadığım yıllar da yetmekten uzak ama yarı yolu geçtim büyük ihtimalle. bunu ikiyle çarpınca doyuma ulaşmaktan çok uzakta olacağım hala. scarcity avunmadır çünkü değeri sanki altın sadece nadir kazılıyor diye değerliymiş gibi düşünür. altın güzel gözükmese o anlam asla yüklenemezdi. nft'ler nadirdi ama patladı çünkü bütün değer nadirlik üzerinden oluşturulmaya çalışıldı. gerçek değer halbuki kendi diğer kalitelerinde. platin çok daha nadir ama altına verilen değer atfedilmemiş çünkü görüntüsünde bir albenisi yok. biz hayatta değer verdiğimiz şeyleri çok da yapsak değer vermeye devam ediyoruz. insanlar aynı top peşinde koşma maçlarını 5 yaşından ölene kadar her hafta izleyip konuşup tartışıyor. çünkü onun kendi bir değeri var ne kadar sık yapsalar da. gidip hayatlarından 1 saat ayırıp körling izlemeye ayırmıyorlar nadirliğine rağmen. 1000 yıl yaşasalar gene çoğu aynı futbolu izlemeye devam edecek. diğerleri gidip bütün ömürlerini satranca harcıyorlar, "ya yeter 25 yıl harcadım, kalan 25'i de başkalarına harcayayım kısıtlı zamanım var" demiyorlar. çocukları pauselarız uzaya açılana kadar, uzaya açılınca çocuklar devam eder ama neredeyse kimsenin çocuk yapmadığı bir çağdayız zaten, o children of men gibi "ayyy ne güzel çocuk seslerini özledik" gibi değil insanlar. bayağı çocukları yasaklıyorlar kore'de filan. neyse o kısma girmeyeyim hem alakasız hem geçici birşey. yeni bir çocuk otomatik yeni bir kan, yeni bir fikir olmuyor. dünyada şu anda yükselen faşizm, totaliter jingoizm bu yeni nesiller kaynaklı. tecrübesi olmayan, apatik, benmerkezli nesiller. "kaçayım gideyim" nesilleri. bunlar dünyayı düzeltmeyecek, bu gidişle ww3'e götürecek tam tersine. ben hiç "of şu yeni nesle bak zehir gibi" demedim işte devamlı yenileri çıkıyor, her gelen gideni aratıyor. okumayan, öğrenmeyen doomscroll nesilleri. tercübeli, bilgili, yetişmiş, aklı başında insanlar takır takır ölüyor, yerini bunlar alıyor. yeni fikir, yeni kan, düşünen, öğrenen, yetişmiş insanlardan çıkar. sırf hücrelerindeki telomerler daha uzun diye otomatikman yeni fikir üretmez birisi. tam tersine burada ölüm en büyük israf. sen alimleri, bilginleri, dehaları, hayatı bir keşif olarak insanları kaybedip, ömrünü bacon pişirip amerikan futbolu seyredenlerden milyonla üretiyorsun. direkt anti-ölüm argümanı yani 'yeni kan' düşüncesi. "istediğimiz zaman öldürürüz" demedim, isteyen kendini öldürür dedim. aslında bu yüzden bütün bu tartışma abes çünkü ben ölümsüzlüğü dikte etmiyorum, ölümlülüğün dikta edilmesine karşıyım. dediğin gibi bir kabul filan yok. zorla güzellik olmaz, zaten mutlak ölümsüzlük diye birşey olamaz. yarın güneş supernova olur, gene kimse kurtulamaz yani benim dediğim tamamen hayali bir konsept değil. insanoğlu zaten hastalıkları önleyip yaşlılığı durdurmaya çalışıyor, bütün dediğim bu. simyacı iksiri filan gibi fantastik birşey değil. ben kendim ölmek istersem de ölürüm sonra. "1 milyon yıl yaşadım ama haksızmışım meğer keşke 999900'ini geri alayım" diyecek değilim o noktada. "iyi ki yaşamışım ama yetti" derim. deneyimlemediğim birşey değil ayrıca, %0.5'unu filan yaşayıp yetersiz diyorum. ölümsüzlük deyince "artık geri kalanında no fun allowed" diye ayrı bir moda geçmiyoruz, neydiyse devam ediyor. yaş ilerledikçe çevrede sevdiğim insanlar ölüyor, "ah ben de öleyim" değil dediğim, "keşke de onlar da yaşasaydı" diyorum. bardağın dolu tarafını istiyorum, niye boşunu isteyeyim? boşunu isteyen tanıdığım da var, kalan hayatını depresyonla kalitesizleştiriyor sadece. kime ne faydası, ne anlamı oldu ölümün? beraber geçen güzel zamanın zaten farkındaydım onlar da hayattayken. ölümleri yaklaştıkça ölmeleri endişesi arttı. ölüp gittiler şimdi de özlüyorum, hayatta ekstra bir değer kazanmadı bu farkındalık. "aaa şunlar ölecek gidip onlarla vakit geçireyim" demiyorum hala. ne yapmak istiyorsam onu yapıyorum. kazanılan bir değer yok, farkedilen bir değer yok. kayıplar var sadece önüne geçilemeyen, kimisinin atlatamadığı. tamam gelsin o noktaya bırak? yani bu o kadar abes bir yaklaşım ki. 100'de öleceğiz madem 10'da ölelim demek gibi. bırak 100'e kadar yaşasın, 1000'e yaşasın. istersen milyona yaşasın. istiyorsa istediği zaman öldürsün kendini. kim bunun otoritesi yani? kimin bir diğeri yerine karar verme hakkı var? her konuda özgürlük olsun ama burada olmasın mı? bunu hiç anlamadım, bağlantı kuramadım. hormon olabilir de olmayabilir de. "yetti bu kadar serotonin" filan diyen mi var anlamadım.
ahmedinejad Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Mesaj tarihi: Ocak 27, 2026 Onun için belki daha yüksek bağış yapabilecek sosyete birilerini bekliyor olabilirler. Ya da onu kullanarak etkileşim kasıyor da olabilirler çünkü cidden efsane bir hayvanmıs maşallah
Öne çıkan mesajlar