Jump to content
Forumu Destekleyenlere Katılın ×
Paticik Forumları
2000 lerden beri faal olan, çok şukela bir paylaşım platformuyuz. Hoşgeldiniz.

Gece'den


Delicatessen

Öne çıkan mesajlar

Geçiyor hayat bir şekilde. Nasıl olsa geçiyor diye önemsediğimiz yok. Halbuki nasıl geçtiği iken önemli olan. Sevgi, arkadaşlık, aile derken sadece oluşumların peşindeyiz. Ama kimsenin ilgilendiği yok, bu oluşumların ne denli gerçek olduğundan. Benim içinse en büyük boşluk sevgi kısmında heralde. Tam bir boşluk. Ne var ne yok. Yarın bitedebilir sonsuza dek süredebilir. Nedense bir o kadar gerçek. Sevgi,sevgi,sevgi deyip tekrarlıyorum sonra durup çok seviyorum diyorum, elim telefona gidiyor, arıyorum ve suskunlukla geçen bir telefon görüşmesi ile sonlanıyor bütün kördüğümüm. Sonra şarkılar, düşünceler ile berbat geçen bir gece. Yapacak bir şey yok, elden gelen bir şey yok. Ya bambaşka bir sevgi ya da sonsuz bir hayalkırıklığı ile mutsuzluk.

Gezer oldum yar gezer oldum
Kara sevda bu keder oldum
Düştüm gurbet ellerine
Mecnundan bin beter oldum
Ela gözlü nazlı dilber
Sana yandım ben yazık oldum
Kara sevda bu merhem ne çare
Lokman neylesin yürekte yara
Haydi turnalar yarime uçun
Halim görsünler kara bağlansın
Gezer oldum yar gezer oldum
Ben bu candan yar geçer oldum
Bir ölüm yemiş bir ölüme
Ben hergün ölür oldum

Aslında sadece daha önceden yazılanları ard arda paylaşasım var. Yetmiyor ama. Sanki konuşamadığım ne varsa yazmak istiyorum. Uzun uzun yazmak hatta. Her duygusuyla düşüncesiyle tasviriyle yazmak. Kağıdım kalemim eksik hep. Ben eksik, hayatım eksik. Hep eksik, her şey eksik.
"Bir sevdanın coşkusu ile başlar yaşamak ve sevmek" diye öğretildi bana, bu sözler dinletildi. Bense bu sevdayla yaşıyor muyum bilmiyorum bile. Merak ediyorum bu sefer de acaba yaşamın istediği başka bir şey mi? Yaşamak, hayatın sırrını bulmakla mı olacak ki diye. Peki ya aşk ne bu yaşamda? Başka sözler geliyor bu sefer bu noktada,
Sevda kuşun kanadında
Ürkütürsen tutamazsın
Ökse ile sapanla vurursun da saramazsın
Hayat sırrının suyunu
Çeşmelerden bulamazsın
Ansızın bir deli çaydan içersin de kanamazsın.
Yara iyi deşiniyor böylece. Artık başlıyor hissizlikte. Ne yara bandı etki ediyor artık ne de üstüne basılan tuz. Her şey anlamını yitiriyor. Kendim bile. Her şeyin anlamsız olduğu bir dünya. Ne kadar yaşanılır ki? Sigaramı yakıp elime kalemi alıyorum. "Bir ben kurtarabilirdim kendimi, o gitti yani ben, kendim gitti. Artık çok geç. Hiçbir şey düşünemezken şimdi bitti diyorum. Ölüm sıcak karşılıyor beni, tek diyebileceğim; Elveda." yazıp son dumanı çekip son nefesimi bekliyorum. Cesaretim eşik değerine gelirken herşey donuyor birden. Kahretsin yine aynı şey. Telefon çalıyor, aynı sessizlik ve sonrasında sabah...
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

Ben yazımından bahsetmedim ama. Sembolikleştir, kurgula, örnekle. Okuyucu psikolojisini iyi anlamak gerek. Açıkça okuyucuya aktarılan her düşünce okuyucuda antipati yaratır, okuyucu basit ve kendinden bir şeyler bulabileceği, kendisine dayatılmayan mesajları sever.

Bu arada ben beğendim ;)
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

  • 3 hafta sonra ...
Yal-nız-lık. Hah sadece tanrılara mahsus derler. İnsanların hepsi yalnız. Ya da yalnız olanlar insan değil. Onlar kim peki? Tanrı mı? Hele ki ne kadar klişe olsa da kalabalıktaki şu yalnızlık. Az kaldı iddia edeceğim artık. Madem yalnız, madem yalnızım, madem yalnızsın. Sen de ben de o da birer tanrıyız şu anlamsızlığın içinde. En anlamlı da sen ben ve o. Ben cehennemimi yaşıyorum zaten. Belki de alıştım zaten. Cennetimi umut etsem artık ne fayda? Bir ışığım ben. Bir mum gibi. Çevresini aydınlatan ama kendisine hiç faydası olmayan bir ışık. Eridikçe bitmeye yüz tutan bir mumum. Bitiyorum...
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

Gece'den demiştim ama günün ortasında da yazılmayı istenen kelimelerim varmış demek ki. Her ne kadar kelime deyip kelimelere o kadar güvenmesem de "kelime" diye adlandırıyorum. En azından kendi kelimelerim diye içimi rahatlatıyorum. Ruhun katıldığı bir kelime ne kadar mümkün olur acaba? Benden en çok istenenin ruhumu katmak olduğu bir zamanda. İkimizde karanlık ortasındayız, ikimiz de karanlığa göz yumup karanlıkta görmek için gözlerimizi açıyoruz. Yolumuz belli değilken arayış halindeyiz. Ama belirsiziz. Ne olduğumuz belli değil. Niye bu dünyada var olduğumuz belli değil. Ben özgürlük ararken o kendini ararken ben kendimi kaybediyorum o özgürlüğünü. Kader denilen şey bile nerde başlayıp nerde bitiyor belli değil. Bu halde ruhumu arıyorum üstüne. Kendi ruhumu katmaya çalışıyorum. Hissetmeye... Zor. Bir anlam verirken aynı anda anlamsızlaştırmak çok zor. Basitlik yanındaki o ayrıntı. O karmaşa. Gerçekten zor. Ya ben yetersizim ya veri yetersiz. Anlamasam da uğraşıyorum. Artık labirentin tek çıkışı kaldı. Belki de çıkış bile yok. Bu hücrede kanayıp yok olacağım. Her öğrendiğim bilgiyle lanetlenip daha fazla eksileceğim. Sanki lazım olan bilgi mi onu da bilmiyorum ya neyse. Dayan bakalım adsız ben. Uğraş bakalım. Ya artacaksın ya eksilecek. Hiçbir şey aynı kalmaz diyen de ben değil miyim? Aynı mı kalacaksın bakalım. Bakalım...
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

  • 1 ay sonra ...
"Seni daha az sevmeye başlıyorum." dedi Ateş bana. Bense sadece neden diyebildim kırık sesimle. Işığımı kaybediyormuşum. Daha da güneşe çevirmem gerekirken. Hayır derken tam, evet öyle dedi bu sefer. Kendimi esir ettiğimden bahsetti. Hayatımı kolayca onların eline bırakabiliyormuşum, sanki hiç değeri yokmuş gibi.
Bir acınacak halde bir zavallıyım heralde. Yöntemler arayan bir zavallı. Kuralların olmadığı yerde kurallar arayan bir zavallı. Durup bekleyen,korkak,esir,kontrolünü bırakacak kadar güçsüz bir zavallı işte. İzlediğim bir filmdeki adam gibi ayna karşısına geçip önce dışımdakilere sonra kendime "canın cehenneme" diyecek kadar da öfkeliyim bir yandan da.
Özgür değilsen,yaşama! fısıldanmıştı kulağıma. Özgür de değilken ölmeye cesaret de edemiyorken ee? diyorum, ee? Ne halt edeceğim o zaman? Kaçacak mısın? Nereye kadar gideceksin sanki? Üç sokak sonra yanına gelecekler, neden yaptığını sormak yerine "ne yapıyorsun" diyecekler. Hiçbir haltı anlatamadığın gibi bunu da anlatamayacaksın. Anlamayacaklar...
Tutsaklık dört duvar arasında değil ki. Koskaca evrende tutsak kaldınız mı siz hiç? Kendi bedeninizde tutsak kaldınız mı siz hiç?
Link to comment
Sosyal ağlarda paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...