Jump to content
Feamer

Bacıyan-ı Rum

Öne çıkan mesajlar

§ 12 Oca 2015, 08:35
said:
baciyan-i rum her ne kadar osmanli kuruluş dönemi içinde görülen bir kurum olsa da, savaşçı kadin topluluklarinin ve örgütlenmelerinin varliği göçmen türk boylari anadoluya geçmeden çok önce de varliğini sürdürüyordu. bu kurum ve işaret ettiği kadin asker topluluklarini osmanli'nin ilk dönemine özgü bir kurum olarak görmek, ve sadece rum diyariyla sinirli olarak düşünmek zannediyorum yanliş olur.

aşikpaşazade'ye dayanan tüm yorumlar savaşçı kadin gruplarini ahi grubu içerisine alinmiş özgün bir kurum olarak düşünür. ama osmanli'nin kuruluşundan çok sonra, akkoyunlular, dulkadiroğullari vb. topluluklarda bile savaşçi-kadin olgusu devam eder ve anadolu'da asker kadinlar 15. yüzyila kadar varliklarini devam ettirirler.
akkoyunlular öreğinde olduğu gibi osmanli ordusuyla savaşanlar arasinda onlar da vardir. italyan elçi barbaro, dulkadiroğullarinin 30 bin kişilik kadin askeri olduğunu, akkoyunlularin da 1000 çok iyi eğitilmiş kadin askeri olduğunu yazarlar vs.


kisacasi kadinlarin savaşa katilmasi özellikle türk, türkmen kökenli göçer topluluklarda siradan bir olgudur. baciyan-i rum ise yerleşik devlet'e doğru ilerleyen osmanli toplumunun önce ahi örgütlenmesi içine alinarak düzenlenmiş, ardindan da kaldirilmiş geçiş kurumlarindan biri olarak nitelenebilir. ve daha önemlisi savaşçi göçer'den, devletli "yatik"a doğru giderken, cinsiyetler arasi egemenlik ilişkilerinin takip edilmesi açisindan da önemlidir dersek itiraz eden olmaz herhalde..


said:
"Bacıyan-ı Rum", Anadolu Kadınlar Birliği anlamını taşımaktadır. "Bacı" kelimesi, abla, kızkardeş anlamına gelmektedir. "Bacı" kelimesi, günümüzde Anadolu'nun bir çok şehrinde yaygın olarak kullanılmaktadır. "Rum" kelimesi ise Anadolu anlamını ifade etmektedir.

İlme, sanata ve ahlâka son derece önem verilen Ahilikte, kadının da sosyal ve ekonomik hayatta önemli bir yeri vardı. Kadınların teşkilatlanıp gelişmesi için Ahi Evran'in eşi Fatma Bacı, dünyanın ilk kadın teşkilatı olan "Bacıyan-ı Rum" teşkilatını yani Anadolu Kadınlar Birliği'ni kurmuştur.

Örneğin Kayseri'deki Ahiler tarafından kurulan sanayi sitesinde hanımlara mahsus çalışma yerleri de bulunurdu. Bacıyan-ı Rum teşkilatına mensup hanımlar bu sanayi sitesinde el sanatlarını ve mesleklerini icra ediyorlardı. Kadınlar daha çok çadırcılık, keçecilik, nakışçılık, örgücülük, kilim ve halı dokumacılığı, ipek ve pamuk ipliği üretimini gerçekleştirmişlerdir. Çalışan kadınlar gerek mesleki ve teknik konularda, gerekse ahlaki konulardaki çağın gerektirdiği eğitim ihtiyacını "Bacıyan-ı Rum" teşkilatında karşılıyorlardı.

Birçok batılı araştırmacı, tarihin o döneminde Anadolu'daki kadınların bir araya gelerek bugün ki anlamda bir sivil toplum örgütü kurmalarını hayretle karşılamıştır. Alman araştırmacı Franz Taeshner de bunlardan biridir. Franz Taeshner, Ahilik teşkilatı ile aynı dönemde kurulan bu teşkilatın varlığına inanamaz. Çünkü o çağlarda Türk kadınının böyle bir sivil toplum örgütünü kuracak kadar bilinçlendiğine akıl erdiremez.

En eski Osmanlı Devleti tarih yazarı Aşık Paşazade Anadolu'da kurulan Ahilik teşkilatı (Ahiyan-ı Rum) yanında bir diğer sosyal zümre olan Bacıya-ı Rum (Anadolu Kadınlar Birliği)'dan bahseder.

Bacıya-ı Rum teşkilatı, Anadolu kadınlarını, gerektiğinde düşmanlara karşı vatan savunmasında eşlerinin yanında mücadele etmesi ve gerektiğinde de kültürde, sanatta, edebiyatta, sosyal ve ekonomik alanlarda kalkınıp gelişmesini sağlamak için teşkilatlandırmıştır. Anadolu Kadınlar Birliği, kadınlar arasındaki yardımseverliğin, konukseverliğin, doğruluk ve merhametliğin gelişmesine katkı sağladığı gibi Türk dilinin, Türk kültürünün ve İslam anlayışının kadınlar arasında yayılmasını hızlandırılmıştı

Anadolu Kadınlar Birliği, Ahilerin kadınlar kolu olarak yetim ve kimsesiz genç kızları himayesine almış, onların eğitimlerinden, ev-bark sahibi olmalarından sorumlu olmuşlardır. Bunun dışında kimsesiz ihtiyar kadınların bakımı, genç kızların evlendirilmesi gibi birtakım sosyal hizmetlerde bulundular, maddi sıkıntı içinde olanlara yardım elini uzatmışlardır.

Sosyal, ekonomik, kültürel ve ahlâki ilkeleriyle Ahilik kültürü, fertlerin hak ve özgürlüklerine ayrıca önem vermektedir. Ahilik teşkilatının erkek üyelerine "Eline, beline, diline sahip ol!" yani "hırsızlık etme, başkasının namusuna göz dikme, başkası hakkında kötü konuşma" prensibi benimsetilip yaygınlaştırılırken, şüphesiz iş birliği yaptıkları Anadolu kadınları o günkü adıyla Bacıyan-ı Rum teşkilatı aracılığıyla da hanımlara, "Eşine, işine ve aşına dikkat et!" yani "eşine yardım et, onu evine bağla, işine ve geçimine dikkat et" prensipleri benimsetiliyordu.


said:
bâcıyân-ı rûm, fatma bacı isminde ve hacı bektaş-ı veli hazretlerine yakınlığı ile bilinen tasavvuf ehli bir kadının önderliğinde kurulan bir kadın teşkilâtı'dır. "bacıyan-ı rum", anadolu kadınlar birliği anlamını taşımaktadır. "bacı" kelimesi, abla, kızkardeş anlamına gelmektedir. "bacı" kelimesi, günümüzde anadolu'nun bir çok şehrinde yaygın olarak kullanılmaktadır. "rum" kelimesi ise anadolu anlamını ifade etmektedir.rum kadınlarından, âşıkpaşazade’nin hatun ana olarak andığı ve hacı bektaş’ın vilâyetnamesi’nde kadıncık ve kadıncık ana olarak geçmekte olan kadını daha yakından tanıyalım:

nehirler anası kıbele
söylenceler güzeli şahmeran
kızılırmak sultanı balım sultan
kızılırmak kırmızısı kadıncık ana

bazı sufiler kur'an'da erkeklerin kadınlardan üstün olduğu hakkındaki ayette(nisa,34) geçen rical (erkekler) kelimesine erler , "erlik makamına ulaşmış kimseler" diye anlam vermişler ve erlik makamına ulaşmış kadınlardan da bahsetmişlerdir. nitekim sufiler arasında böyle birçok kadın çıkmıştır. aşık paşazade eserinde anadolu'daki erenler arasında bacıyan-ı rum'u da zikretmetedir.

bacıyan-ı rum teşkilatı, anadolu kadınlarını, gerektiğinde düşmanlara karşı vatan savunmasında eşlerinin yanında mücadele etmesi ve gerektiğinde de kültürde, sanatta, edebiyatta, sosyal ve ekonomik alanlarda kalkınıp gelişmesini sağlamak için teşkilatlandırmıştır. anadolu kadınlar birliği, kadınlar arasındaki yardımseverliğin, konukseverliğin, doğruluk ve merhametliğin gelişmesine katkı sağladığı gibi türk dilinin, türk kültürünün ve islam anlayışının kadınlar arasında yayılmasını hızlandırmıştı.

ahilikte erkeklere ''eline-beline-diline sahip ol'' öğüdü verilirken, bâcıyân-ı rûm teşkilâtı da kadınlara “aşına-işine-eşine sahip ol” öğüdü verilmiştir.


said:
eski türklerin sadece göçerken değil savaşırken de kadınından çocuğuna birlikte hareket ettiği bilinir.
yani türk orduları hareket eden bir toplumdur aynı zamanda.
kadınlar ve çocuklar ordunun bir parçasıdır.
tabi ki çocuklar ve onların başında kalan koca karılar savaşmazken,
erkek kadın bir arada, omuz omuza çarpışırdı zamanında.

örneğin 1000 küsürde, bizans ordusu kumanların yardımıyla türk boyu peçenek ordusunu enez yakınlarında sıkıştırdığında,
peçenek ordusunun yanında kadınları ve çocukları da vardı. hazırlıksız yakalanıp baskın yedikleri için kadınlar ve çocuklar da öldürüldü savaşta.
bu nedenle balkanlarda sadece peçenek savaşçıları değil tüm peçenek soyu kurudu büyük oranda. bizans tarihçisi anna komenos bu kadın-erkek birlikte savaşma geleneğinin bilgisini verir bize.

o dönem türk orduları için bu normaldi.

1430'larda bugünkü suriye toprakları üzerinden anadolu'ya giren ve bizlere gayet güzel bir kitap bırakan bertrandon de la broquiere,
anadolu'nun sınırında (torosların güney etekleri gibi), türkmen beyliklerinin sınır askerleriyle karşılaşır.
40 kadar atlının arasında 15 kadar kadın asker de vardır.
bertrandon de la broquiere, anadolu'daki türkmen beyliklerinin on binlerce kadın askere sahip olduğu bilgisini verir.


bacıyan-ı rum kelimesi, aslında türk boyları için normal olan ve ayrıca bir ismi ihtiyaç duyulmayan,
hayatın tüm aşamalarında kadının var olması geleneğine isim verilmesidir.
ki bu isim verme ve bunu adlandırma bile artık bir şeylerin değişeceğinin habercisidir.

hacivat karagöz neden öldürüldü'de ezel akay'ın mükemmel bir şekilde anlattığı gibi,
bacılara yavaş yavaş devlet yönetiminden ve askeri yetkilerinden el çektirilir,
evde yemek yapmaya, çocuk doğurup bakmaya yönlendirilir.
yani arap illerindeki gibi yaşamaya doğru dönmeye başlar kadının kaderi.

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş
§ 12 Oca 2015, 08:48
ha bunlardan niye haberimiz olmadı derseniz ki ben diyorum, (yanı şunlar niye okul kitaplarında olmaz?) sebebi de bu zihniyet:

Hacivat ve Karagöz değil, Türk tarihi öldürüldü


Tarih kültürü, bir milleti ayakta tutan temel unsurlardan biridir. Hele bizim gibi tarihinin her sayfası gurur sayfalarıyla dolu milletler için bu durum çok daha önemlidir.
Ama gelin görün ki, bu ülkede son yıllarda en moda işlerden biri tarihe hakaret etmek olmuş. Hele bir biri ardına çekilen kıytırık filimlerle tarih düşmanlığı daha da katmerli bir hal almış.
Şu sıralar vizyonda olan bir film var: ?Karagöz ve Hacivat neden öldürüldü?? İlk bakışta Karagöz ve Hacivat üzerine kurulu ?terbiyeli? bir komedi filmi olduğunu zannettiğiniz film, meğer baştan aşağa tarih düşmanlığı, Osmanlı düşmanlığı, Anadolu erenleri, Anadolu bacıları düşmanlığı dolu bir film olarak çıktı karşımıza.
Benim tüylerimi diken diken eden konulardan biri ise bu rezil filme Kültür Bakanlığı?nın da sponsor desteğinde bulunmuş olması!

Filmin utanç dakikalarından hangi birini anlatsak ki?
Malumunuz, Anadolu?daki tasavvufi örgütlenmeler, ticaret erbabından kadınlara kadar bütün toplumu kuşatan bir yapı arzeder. Aşıkpaşazade?nin de ifade ettiği gibi, Osmanlı?nın kuruluş ve gelişmesinde,
Anadolu ve Horosan erenlerinin çok büyük rolü olmuştur. Gaziyan?ı Rum (Anadolu Gazileri), Abdalan?ı Rum (Anadolu Abdalları), Ahiyan? Rum (Anadolu Ahileri) ve Baciyan? Rum (Anadolu Bacıları) olarak örgütlenen ahiler, bacılar, gaziler, erenler Anadolu?yu karış karış İslam?ın nuruyla aydınlatmışlardır.
Özellikle Osmanlının kuruluş yılları, Ertuğrul Gazi, Osman Gazi ve Orhan Gazi dönemleri bu şanlı faaliyetlerin zirveye ulaştığı yıllar olmuştur.
?Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?? filminde, Orhan Gazi dönemi ele alınarak, Osmanlı?nın kuruluşunun manevi harcını oluşturan bu nezih insanlara ahlaksızca saldırılıyor.

Bursa?da Anadolu abdalları camiye gelen yardım ve erzakları ?iç eden? yolsuz takımı olarak gösteriliyor. Esnaf örgütlenmesinin tarih boyunca kaydedilmiş en mükemmel ahlak ve yardımlaşma örneği olan ahilik teşkilatı mensupları, her türlü hileyi yapan kişiler olarak resmediliyor. Müslüman olmayana iş ve aş vermeyen, onlara acı çektiren, onları zorla Müslüman olmaya sevkeden Anadolu Ahileri profili filmin utanç tablolarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Ve Baciyan?ı Rum... Anadolu Bacıları... Hepsi açık saçık kıyafetlerle ortada dolaşan, İslam ve Türk terbiyesinden uzak kadınlar olarak oradan oraya koşuyor. Yeri gelince at sırtında, savaş meydanlarında erkek mücahitlerle omuz omuza düşmana kılıç sallayan, yeri gelince zikir halkalarında ?Allah!? nidalarıyla yeri göğü inleten bu ?bacılar?, filmde en ağır iftiraya uğrayan kesimler arasında yer alıyor.
Üstelik bu bacıların başında olarak gösterilen Ayşe Hatun, evinde gizli gizli haç çıkaran ?Mesih?e dua eden? gizli bir Hristiyan olarak gösteriliyor.

Tarihi gerçeklere tamamen ters olan bu sahneler film boyunca devam ediyor.
Şeyh Edebali?nin torunu olma şerefine erişen Orhan Gazi ise aklı uçkurunda, Karagöz ve Hacivat? ı haksız yere öldürten zalim bir hükümdardır. Hanımı Nilüfer Sultan, bir elmas uğruna her türlü hileye baş vuran şehvet düşkünü bir hafif kadın rolündedir .
Küfürün ise en galizleri birbiri ardına sıralanıyor. Aklınıza gelen ve gelmeyen ne kadar belden aşağı küfür varsa hepsi var bu filmde. Osmanlı?nın en temiz, en nezih, en muazzez dönemlerinden biri olan Orhan Gazi dönemi, o dönemin ahileri, bacıları, erenleri, gazileri ahlaksız bir şekilde saldırıya uğramış.
Tarihin böylesine ters yüz edildiği, böylesine ağır hakaretlere maruz kaldığı örnek sayısı azdır.

Bütün bunlar karşısında tüylerimizi diken diken eden husus ise Kültür Bakanlığı?nın bu filme sponsor desteğinde bulunması.
Düşünebiliyor musunuz; Türk tarihini ve Türk kültürünü korumakla mükellef Kültür Bakanlığı,Türk tarihine saldıran bir filme destek veriyor.
Kültür Bakanlığı bir projeye destek verirken hiç mi bakmıyor senaryosunda ne var diye? Eğer senaryodan haberleri olmasına rağmen destek verilmişse bu ayrı bir facia.
Bakanlığın yapması gereken, filme verdikleri paraları geri istemek. Biz bu toprakların vergi mükellefleri olarak, devlete ödediğimiz vergiler, tarihimize, ecdadımıza küfreden filmlere destek olarak gitsin diye vermiyoruz.
Merak edenler olabilir, Kültür Bakanlığı bu filme ne kadar para verdi diye. Söyleyelim: Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı?nda 17?18 Haziran 2005 tarihinde yapılan, Kültür Bakanlığı ile Sesam üyelerinin de katıldığı toplantıda 250 milyar TL para verme kararı almış bakanlık.
Film diye bu maskaralığı piyasaya sürenlere de, bu filme destek verenlere de yuh!
Bu milletin parasıyla bu milletin tarihine, örfüne, ahisine, erenine, bacısına hakaret edenlere yuh! Yuh olsun! Katmer katmer yuh olsun!

http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,6004848/

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş
§ 12 Oca 2015, 09:54
said:
Türk tarihinde ilk kez Âşıkpaşazâde'nin XIII. yüzyıl Anado¬lu'sunda varlığından bahsettiği Bâcıyân-¬ı Rûm (Anadolu Bacıları) Teşkilâtı, tari¬himizin en ilginç konularından biridir. Âşıkpaşazâde, Osmanlı Devleti'nin ku-ruluşunda rolleri olan dört taifeden bah¬sederken, “... ve hem de bu Rûm'da dört taife vardır: Kim misafirler içinde anılır biri Gaziyân-ı Rûm ve biri Abdalân-ı Rûm ve biri Bâcıyân-ı Rûm ve biri Ahiyân-ı Rûm...” şeklinde sıralamış, üçüncü sırada Anadolu Bacıları Teşkilâtından bahsetmiştir. Müellif de¬vamla, “...imdi Hacı Bektaş, bunların içinden Bâciyân-ı Rûm'u ihtiyar etti kim Hatun Ana'dır anı kız edindi...” diye kaydeder[1]. Âşıkpaşazâde, bu Teşkilât ile ilgili kitabının sadece bir yerinde bahse¬diyor, fazla bilgi vermiyor.


mö ve hristiyanlık öncesi germenlerde kadınların toplum içinde rolleri bilinen şeyler ama almanın kafa basmamış:

said:
Âşıkpaşazâde'nin haber verdiği bu zümre üzerinde ilk defa Alman müsteş¬rik Fr. Taeschner durmuştur. Taeschner,

O günün toplumunda kadınların bir Teşkilât kurmuş olabileceğini o kadar imkansız görmüştür ki, bunun bir istin¬sah hatası veya yanlış anlama sonucu or¬taya atılmış olduğunu kabul etmiştir. Ona göre Hacıyân-ı Rûm (Anadolu Ha¬cıları) veya Bahşiyân-ı Rûm (Anadolu sihirbazları veya ruhbanları) tabirleri bir yanlışlık sonucu Bacıyân-ı Rûm olarak yazılmıştı[2]. Ancak bunun böyle olmadı¬ğı sonraki araştırmalarla anlaşılmıştır.


İlk defa F. Köprülü, Osmanlı Devle¬ti'nin kuruluşunda içtimai teşekküllerin rolünü incelerken, Âşıkpaşazâde'nin ''Bâcıyân-ı Rûm'' diye adlandırdığı züm¬re hakkında verdiği bilgileri Bektaşi riva¬yetleri ve başka kaynaklarla da teyit ede¬rek hakikaten Ortaçağ Anadolu'sunda kadınlar tarafından kurulmuş bir sosyal zümrenin varlığına dikkatleri çekmiştir[3]. Ancak F. Köprülü, bu Teşkilâtın mahiye¬ti ve çalışmaları hakkında bir bilgi ver¬memiştir.

F. Köprülü'den 60 sene sonra Mikail Bayram, Anadolu Bacıları Teşkilâtı hak¬kında ilk çalışmayı yaparak, bu kurulu¬şun teessüsü, mahiyeti, çalışmaları ve sosyal fonksiyonları hakkında çeşitli bil¬giler vermiştir[4]. M. Bayram'ın söz konusu Teşkilât hakkındaki eserinde dayan¬dığı kaynaklar tartışılsa da şu ana kadar konuyla ilgilenen olmadığından, tarihi¬mizin muğlak kalmış bu hususu için önemli bir çalışma olduğu ortadadır.

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş
§ 12 Oca 2015, 09:55
evet

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş
§ 12 Oca 2015, 10:00
said:
Türkler'de kadın

Türk tarihine bakıldığına kadınların her dönemde içtimaî ve siyasi mevkileri açısından önemli bir konumda oldukları görülmektedir. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ve Oğuzlar'da hükümdar eşleri de hakanlar gibi soylu bir boydan seçilirlerdi. Kağanların yanında kendilerine daha sonra hatun ünvanı verilmek suretiyle her konuda söz sahihi idiler. İtibarları Türkler Müslüman olduktan sonra da devam etti. Karahanlılar, Harzemşahlar ve Selçuklular tarihi bunun misalleri ile doludur. Aralarında devlet siyasetine yön verenler, devlet reisliği yapanlar ve naip olarak devleti idare eden hatunlar vardı. İbn Batuta'nın verdiği bilgiler, Ö. L. Barkan'ın araştırmaları, Danişmendnâme, Dede Korkut ve Menakıbnâme gi¬bi eserler, Anadolu'da kadınların çok önemli siyasi, askeri ve sosyal faaliyetlerde bulunduğuna dair öneklerle doludur[5].

[5] Türk Tarihinde kadınların önemli siyasi ve içtimai mevkileri için bkz. Selahattin DÖĞÜŞ, Osmanlı Devletinin Doğuşunda Sosyal Kuruluşlar ( Basılmamış doktora tezi), Erciyes Ünv. Sosyal Bilimler Ens. Kayseri 1999, s. 280-285

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş
§ 12 Oca 2015, 23:05
Dulkadiroğulları'nın 30bin kadın savaşçısı olması biraz uçuk bir veri olmamış mı?

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş
§ 13 Oca 2015, 08:08
gerçekten böyle bir konu hakkında hiç bir şey bilmiyoruz, doğru ise önemli bir olay ama fazla kaynak yok galiba, 40 askerden 15 i kadın diyor. üstelik acil bir durum falanda değil sınır devriye birliği..

said:
1430'larda bugünkü suriye toprakları üzerinden anadolu'ya giren ve bizlere gayet güzel bir kitap bırakan bertrandon de la broquiere,
anadolu'nun sınırında (torosların güney etekleri gibi), türkmen beyliklerinin sınır askerleriyle karşılaşır. 40 kadar atlının arasında 15 kadar kadın asker de vardır.
bertrandon de la broquiere, anadolu'daki türkmen beyliklerinin on binlerce kadın askere sahip olduğu bilgisini verir.


belki normal bir şey diye bahsedilmedi ama zaten fazla araştırma olmuş bir konuda değil galiba bir tane, oda ahilik ile ilgili olan bir kitap var.

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş
§ 13 Oca 2015, 08:45
bu arada bertrandon de la broquiere için: denilen doğru ise adam istihbarat için gelmiş, yazdıkları büyük oranda doğru olması gerekir

ekşi said:

bertrandon, fransız bir asilzadedir. 1432 yılında venedik'ten bir gemi ile yola çıkan seyyah yafa'da karaya çıkar buradan kudüs'e geçer. seyyah suriye'ye oradan anadolu'ya geçer. ramazanoğulları, karamanoğulları ve devamında da osmanoğulları beyliklerine uğrayarak bizans istanbul'una gelir. burada biraz kaldıktan sonra edirne, filibe, belgrad, buda ve viyana'ya uğrayarak 1433'de memleketine geri döner.

bertrandon hacı kisvesi altında kutsal topraklara varmış fakat philippe le bon'un tasarladığı haçlı seferi için bilgi toplamıştır.

seyahatnamesinin başında da bu konu hakkında şöyle yazmış;
eğer herhangi bir hristiyan kral ya da prensi, kudüs'ü fethetmeye ve buraya büyük bir orduyu karadan sevketmeye kalkışırsa veya herhangi bir soylu kişi oraya gitmek ve ulaşmak isterse, bourgogne dükalığından kudüs'e kadar yol üzerindeki bütün kentleri, kasabaları, bölgeleri, ülkeleri, ırmakları, dağları, ülkelere giriş yerlerini bilsinler istedim. (s 102)

bertrandon de la broquiere'in denizaşırı seyahati, eren yayınları


http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=39389

ekşi said:

hatıratını okuyalı baya bir oldu, ancak aklımda kalan üç önemli noktayı - umarım yanlış yapmadan- yazmaya çalışacağım:

1- bertrandon, bir asilzade ve aynı zamanda bir savaşçıdır; fransa ve avrupa'da bir çok savaşa katılır. suriye üzerinden anadolu'ya girerken, toros dağlarında, türkmen beyliğinin sınırlarını koruyan türkmen savaşçılarla karşılaşır, bir nevi sınır bölüğüdür bu. bertrandon7u şaşırtan, bu bölügğün yarısını kadınlardan oluşmasıdır. türklerdeki kadırn savaşçı olayı abiyi baya bir etkiler. o zamanlar sadece o sınırlaırna girdikleri beyliğin (ramazanoğulları olabilir) ordusunda 30 bin kadın asker olduğunu işitir.


kitapta başka enteresan şeylerden de bahsediyor muş, merak eden ekşiye baksın

Bu mesajı paylaş


Bu mesajın linki
Sosyal ağlarda paylaş

Yorum yazmak için üye olun veya giriş yapın

Yorum yazmak için üye olmanız lazım

Üye ol

Kayıt olun ve aramıza katılın!

Yeni bir hesap oluştur

Giriş yap

Zaten üyemiz misin? O halde giriş yap

Hemen giriş yap

×
×
  • Yeni Oluştur...