[ Paticik.com | Forum | Kullanici Sozlesmesi | Üye Ol ]
» Forum Gezgini ... Üye Ol / Giris Yap
FORUM.PATICIK.COM
[ FORUM ANASAYFA ]  

[ Yeni Konu ] [ Mesaj Yaz ]
bagli degilsiniz: | Giris Yap | Üye Ol |
|+ Paticik.com Forumları
|-- |+ Oyunlar / Oyun Fotoromanları
|-- |-- |+ Sosaria Macerası...
Yazar RSS Konu: Sosaria Macerası {10531}
Syf: ««/ 4 »»   [ A ]
Üye
ID § 13 Jul 2008, 12:58    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
Öncelikle herkese merhabalar diyerek başlıyorum. Bazılarınız okumuştur, bazılarınız okumamıştır. Bundan bir kaç yıl önce amatör bir denemem vardı bu fotoroman meselesiyle ilgili. Bir çok çekim hatasının yanı sıra hikayede kopukluklar vardı. Ancak tepkiler beklediğimin çok üzerinde oldu ve aynı olumlu tepkiler hala devam ediyor. Bu yüzden o söz konusu hikayemi burada yayınlamaya karar verdim. Hatalar mevcuttur, hataları görmezden gelebilirseniz keyifli bir hikaye olabilir. İşte başlıyoruz...


1. Kısım : Anarchy In Britannia

Bölüm 1

Britannia bankası yine olağan günlerinden birini yaşamaktadır. Herkes kendi derdinde, kendi halinde işini görmektedir. Bazıları hala çıkar peşinde, bazıları mağdur bir şekilde haykırmaktadır...



Taa ki 3 maskeli yabancı bankanın yakınında belirene kadar.



Bankanın özel güvenlik elemanlarını temizleyen soyguncuların bir sonraki hedefinde şehir muhafızları vardır.



Soyguncular aralarından birini kadın kılığına sokarak muhafızların takıldığı bara gönderirler. Kadın kılığına girmiş soyguncu, muhafızları o kadar çok içirir ki, muhafızlar oldukları yerde sızarlar.



Artık soyguncuları engelleyebilecek hiçbir şey kalmamıştır.



Soyguncular bankayı soymak için içeri girerler ancak hesaba katmadıkları birşey vardır. Server'ın ileri gelenlerinden ve aynı zamanda eski savaşta Lord British'in silah arkadaşı olan Lord Warheru'da havale işlemleri için bankadadır. Her sıradan insan gibi O'da sıra numarası alıp beklemektedir. Bu şekilde kimse O'nun aslında kim olduğunu bilmemektedir.



Lord Warheru soyguncuları doğru yola çekmek, topluma kazandırmak için dil dökmektedir. Ancak soyguncular o kadar inatçılardır ki Lord Warheru'nun hiçbir söylediğine kulak asmazlar. Warheru'nun sabrı taşmak üzeredir.



O sirada Server'ın yönetim kurulu binasında, Lord Warheru'nun durumunu tartışmak üzere olağan üstü bir
toplantı yapılmaktadır...







Ancak Discmen, Lord Warheru ile ilgili hic beklenmedik bir tepki verir ve gecenin bi vaktinde sıcak yataklarından kaldırdığı yetkilileri geri gönderir.





Toplantı bittikten sonra, Erective, Discmen'e bu yaptığının nedenini sorar? (Burayı dialog şeklinde yayınlıyorum.
Resimli yapmaya kalkarsam çok uzar)



Discmen : Warheru üç tane kıytırık soyguncuyla başa çıkamayacak mı?
Erective : Onlar Denyo Kardeşler! Üç kıytırık soyguncu değil. Onların neler yapabileceğini en az benim kadar sende biliyosun.
Discmen : İyi işte. Bırak yapsınlar o zaman...
Erective : Ne demeye çalışıyorsun?
Discmen : Warheru artık çok yaşlandı. Bir yer değişikliği gerekiyor. Artık O'nun da, arkadaşı Lord British gibi emekli olma vakti geldi. Ancak bunu asla yapmaz. Bırakalım da Denyo Kardeşler emekliliğine yardımcı olsun.
Erective : Çok tehlikeli bir oyun oynuyorsun Discmen. Warheru bunu öğrenirse neler olur biliyor musun? Hem diğer rehineler ne olacak?
Discmen : Merak etme. Olayları yakından izleyip bize bildirmesi için birini görevlendirdim. Warheru'nun işi biter bitmez rehineleri kurtaracağız. Hem Britannia'nın güvenini kazanacağız hem de Warheru'dan kurtulacağız. Bir taşla iki kuş...
Erective : Umarım korktuğum şey olmaz...


Bu sırada tekrar Britannia bankasında...

Soyguncular Lord Warheru'nun sinirlerini iyice zorlamışlardır. Artık günah ondan gitmiştir...



Denyo Kardeşlerin kahkahalari gördükleri şey karşısında yerini korkuya ve çaresizliğe bırakmıştır.



Lord Warheru yalnızca Britannia bankasındaki eşyaları kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda Denyo Kardeşlerin kötü
gidişatına da bir son vermişti. Bu sebepten dolayı banker kendisine kıyak yaparak sıra beklemeden işlemlerini yapmasını sağlar.



Ancak Lord Warheru'yu başka ve daha büyük bir tehlike beklemektedir...



Toplantıyı erken bitirmesinden şüphelenip, bütün kuralları çiğneyerek Discmen'i dinleyen kahraman bir yetkili bütün olan
biteni Lord Warheru ile paylaşır. Artık olaylardan haberdar olan Warheru akıllıca bir plan yapar ve planını uygulamak üzere
tekrar Britannia bankasına gider... Tabii bu sırada Discmen'in casusu da bankada olan olaylardan Discmen'i haberdar etmek
üzere page atar...


-- Acaba Discmen istediği tahta kavuşabilecek mi? Discmen'in yedek planı ne? Discmen'in casusu kimdi? Peki ya Warheru'nın planı ne? Warheru'ya yardımcı olmak için büyük bir cesaret örneği sergileyen yetkili kim? Bütün bu soruların cevabı ikinci bölümde, en azından öyle umuyorum... Bekleyin! --
DEVAM EDECEK...

Yayında ve yapımda emeği geçen :

Bana ilham veren sayın yetkililere
Ayrıca bana ilham veren black, quarter ve gnarled staff'a
Sphere Server v 55i'e
Axis Server'a
Bilgisayarıma
Photoshop'a
Paint programına
Print Screen tuşuna
Fareme

sonsuz teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım...

1 defa güncellendi. Son güncelleme 13/07/2008 13:01 tarihinde Yadigar Uçanpehlivan tarafindan yapilmistir.
Üye
ID § 13 Jul 2008, 17:51    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
Macera, kaldığı yerden devam ediyor...

Esrarengiz ve aynı derecede cesur yetkilinin Lord Warheru'yu olan bitenden haberdar ettiği sırada, yönetim kurulu binasında da benzer bir olay yaşanmaktaydı...


Discmen : Rapor ver. Bankada neler oldu?
***** : Aynen sizin soylediğiniz gibi oldu, efendim. Soyguncular öldü. Zaten onların Warheru'ya zarar verebileceğini düşünmek ahmaklık olurdu...
Erective : Demek köstebek bu. Warheru seni fark etti mi?
***** : Hayır efendim. Olaylar olup bittikten sonra apar topar ayrıldı. Sanki acelesi varmış gibiydi.
Discmen : Tam tahmin ettiğim gibi...
Erective : Bu işin sonu nereye varacak merak ediyorum. Artık taraflar belli. Warheru olayları öğrendiği zaman...
Discmen : Çoktan öğrendi zaten. Geçen toplantı sonrasında kasalardan birinde haberleşmek için kullanılan, büyülü bir Kristal buldum.
Erective : Yani Warheru bize güvenmiyor muydu?
Discmen : Hayır. Kristali o yerleştirmedi. Hem yerleştirse bile işe yaramazdı. Çünkü bulduğum Kristalin menzili en fazla 3 ekran kadar. Sandalyeleri beğenmeyen biri vardı. Hatırladın mı?
Erective : Bize ihanet mi etti?
Discmen : O kaybeden tarafta olmayı seçti. İstediği gibi olsun. Sen, *****, artık O'nun yerini sen dolduracaksın.
***** : Siz nasıl uygun görürseniz, efendim...
Erective : Peki şimdi ne olacak? Umarım yedek bir planın vardır, Discmen.
Discmen : Hah! Yedek plan mı? Daha asıl plan bitmedi ki. Herşey tam istediğim gibi gelişiyor... *****, bana Lord Blacthorne'u getir.
***** : Emredersiniz, efendim...

Artık olaylardan kısmen haberdar olan Warheru, kendisini bekleyen asıl tehlikeden habersiz, planını yürürlüğe koymaya hazırlanır...





Halen esrarını koruyan (daha doğrusu ben daha ona isim sallayamadım, sallayınca esrarı çözülecek) ancak cesaretiyle gelecek nesillerde çok konuşulacak olan, babaanneler tarafından torunlara masallarda anlatılacak olan yetkili, British'in kalesinin yolunu tutar. Bu sırada Lord Warheru çoktan eski dostunun kaldığı yere gitmiştir.



Mondain? O ölmemiş miydi? Hem o ejderha değil büyücüydü...

Mondain : Bağışlayın efendim. Tanıyamadım.
Warheru : Özür dilenecek zaman değil. Baban bu dünyaya çok zarar verdi. Sen de O'nun günahları yüzünden burada kilitli tutuluyorsun. Senin yaşamana izin verdiğimde bana can borcun olduğunu söylemiştin. İşte o borcu ödemenin zamanı geldi. Babanın ismini taşıyorsun, en az O'nun kadar güçlüsün. Artık taraf belirlemenin zamanı geldi. Söz sende Mondain oğlu Mondain. İyiliğe mi hizmet edeceksin yoksa ömrünün geri kalanını burada, bu duvarlar arasında bir maceracının gelipte seni öldürmesini bekleyerek mi geçireceksin?
Mondain : Sizin tarafınızdayım efendim. Ne isterseniz yapmaya hazırım.
Warheru : Güzel. Öyleyse gerçek kimliğine bürün. Hazırlıklarını yap, Lord British'in kalesine git. Ben seni orda bulurum.



Discmen'in casusu ve yeni staff üyesi esrarengiz kişi (buna da isim sallayamadım henüz ama söz çok yakında birşeyler uydurucam), Discmen'in isteği üzerine Lord Blackthorne'un kalesine gider.



Bu sırada Lord British'in kalesinin önünde...



Esrarengiz ve kahraman şahsiyet (bence de yeter ama bulamadım daha. Bekleyin siz de iki dakika, amma sabırsızsınız. Tamam bulacağım birazdan) girişteki korumadan aldığı cevap üzerine, Lord Warheru'yu hayal kırıklığına uğratmamak için ne yapıp edip içeri girmeye karar verir ve şehrin barlarından birinde dam aramaya gider.



Bu sırada yönetim kurulu binasında yeni ve gayriresmi bir toplantı gerçekleşmektedir. Lord Blackthorne kendine yapılan saygısızlığın sebebini ve daha çok bu saygısızlığı yapan esrarengiz kişinin kimliğini (buldum tamam bekleyin az sonra açıklıyorum) merak etmektedir. (Hikayenin en uzun diyaloglarından biri. Görüntülerle anlatmaya kalksam çok uzun sürerdi, kusura bakmayın...)





Blackthorne : Ne işiymis bu? Zaten yeterince işim var. Özellikle son zamanlar Order tarafını seçenlerin sayısı
oldukça arttı. Her gün başka bir tehlike ile karşılaşma olasışığı artıyor ve bunlar yetmezmiş gibi birde işmi teklif
edeceksiniz?
Discmen : Lan dur iki dk. Makineli tufek gibi sıralıyosun. Dinlesene bi önce. Töbe ya. Bak güzelim dialogun
içine ettik senin yüzünden. Neyse. Erective sana planı detaylarıyla anlatacak...
Erective : Geçen günüu soygun hakkında bilgin var değil mi?
Blackthorne : Evet. Denyo Kardeşlerin son işinden bahsediyorsun sanırım. Warheru sayesinde Britannia, tarihinin
en büyük soygunundan, daha da önemlisi en azılı haydutlarından kurtuldu. Laf O'ndan açılmışken, neden burada değil? Onsuz karar alınmaz diye biliyordum...
Discmen : Artik Warheru yok. Burada kararları biz veririz. Warheru'nun zamanı doldu, ama birinin O'na bunu
hatırlatması gerekiyor...
Erective : Ama Warheru hala çok güçlü. Bu yüzden öncelikle müttefiklerini halletmemiz lazım. Hiç şüphesiz ki
Warheru'nun ilk ve en önemli müttefiği Lord British olacak. Özellikle son soygunda yaptıklarından sonra hemen hemen tüm
Britannia halkı da onun yanında yer alacaktır. Buna karşılık Moonglow'u düşündüm ama ordaki herkes şimdi makrodadır.
Rahatsız etmemek lazım. Jhelom desen oradakiler şimdi boks yapıyordur. Bize skillerini kasmış bir ordu lazım.
***** : Efendim, benim bir fikrim var.
Discmen : Evet, Jack söz senin. (ne biçim isim daha iyi sallayamadın mı demeyin ilerde çıkacak kokusu)
***** : Skara Brea'deki hırsızlar hiç şuphesiz bizim tarafımızdalar efendim. Ayrıca Bucaneer's Den ve Delucia
daki katiller de bizimle birlik olma taraftarı. Ancak istekleri var. Karşılığında Cove, Papua, Magincia ve Trinsic şehirlerini istiyorlar. Bunun dışında Jhelom'da skill kasanları editleyip 30dk içinde savas makinesi haline getirebilirim efendim...
Discmen : Cove'u veremeyiz. Orasi RP şehri. Zaten her yerde küfür ediyorlar. Bari orayı kandırdık. Oradakiler kibar
konuşuyor. Papua'yı verin gitsin. Zaten kuş uçmaz kervan geçmez biryer. Kimse itiraz etmez. Magincia kesinlikle olmaz. Orada soylular oturuyor. Bütün Sosaria'nin ekonomisi oraya bağlı. Hiç şüphesiz ki orayı verirsek bu açlar heryeri yağmalar. Ekonomi de cöker. Trinsic'i veremeyiz. Yadigar crim olunca oraya gidiyor boş oldugu için. Onun yerine Nujel'm i veririz
olur biter. Edit olayına gelince. Hayatta olmaz! Zaten millet Verite set görse edit diyor. Öyle birşey yapmaya
kalkarsak başımızın etini yerler. Daha da doğrulamayız. Edit kesinlikle olmadı ve olmayacak...
Blackthorne : Ya siz ne dediğinizin, ne istediğinizin farkında mısınız? Hadi British'i karşınıza alsanız anlarım.
Yıllardır ben savaşıyorum daha gözle görülür bir zarar almadım. Ama Warheru'yu hemde tüm Brtiannia'nın arkasında olduğu
bir dönemde karşınıza almanız çılgınlık! Ödülü büyük olacak diyorsunuz. Böyle bir istek için verebileceğiniz ödül zaten
büyük olmalı...
Discmen : Evet. Ödülün büyük. Hem de çok büyük. Daha açık konuşmak gerekirse Britannia kadar büyük...
Blackthorne : Benden istediğiniz nedir?
Erective : İstediğimiz Chaos ordusu... elbette senin komutan altında olmak şartıyla.
Blackthorne : British'in ordusu daha kalabalık. Ama başlarında komutan olmazsa bir işe yaramaz. Ben savaşçıyım,
söylediğinizi yaparım ancak birinin British'i ortadan kaldırması lazım. Eğer onların ordusu dağılırsa savaşı kazanırız.
Discmen : Jack, Skara Brea'deki hırsızlara, Buc's ve Delucia'daki katillere haber gönder. Hazırlansınlar. Çağımızın
en büyük savaşı başlamak üzere. Ama öncelikle şu kristali yerleştiren köstebeği ortadan kaldırmanı istiyorum. Britannia'da olmalı. Başka gidecek yeri yok. Ardından da sıra British'e gelecek. Bu arada cübbenin rengini de degistir. Artık gerçek kimliğinle dolaşabilirsin. Zaferin kokusunu alabiliyorum...
Jack : Emredersiniz efendim...





Mondain British'in kalesinin onunde beklemektedir. Çünkü O'na da damsız giremeyeceği söylenmiştir. Aslında bu güvenlik amaçlı bir şifredir. Böylece içerisi bir gece klübü olacak gösterilecek ve hedef şaşırtılacaktır. Bu şekilde Chaos askerleri olan biteni anlayana kadar Lord British kaçmış olacaktır...









Warheru : Benden önce birini göndermiştim. O seni olan bitenden haberdar etmiştir sanırım.
British : Hayır. Kimse gelmedi. Eğer geldiyse de içeri almamışlardır...
Warheru : Öyleyse ben anlatayım... İşte böyle British. Ve tahminim o ki, Blackthorne'da onların yanında yer alacaktır. Ve hiç şüphesiz ki katiller de...
British : Demek Discmen ve Erective ihanet etti... Muhtemelen diğer yönetim kurulu üyelerini de yanlarına
çekeceklerdir. Blackthorne'a gelince. O'ndan korkmuyorum. Eğer korksaydım çoktan Britannia'nın sahibi O olurdu. Katiller şehrin sınırlarından içeri adımlarını atamaz. Denyo Kardeşlerin saf dışı bıraktıkları muhafızların işlerine son verildi. Artık bizzat benim emrimdeki muhafızlar tarafından korunuyor.
Warheru : Zaten katilleri toplamaktaki amaçları onları savaşa sürmek değil. Köprü, mezarlık ve şehrin diğer yarısındaki çıkışları tutmak. Böylece Order ordusu yenilirse kaçacak biryer kalmayacak...
British : Kanalizasyonlar var.
Warheru : Çıkışı Delucia'ya çok yakın. Muhtemelen orayı da akıl etmişlerdir.
British : O zaman stuck yaparız.
Warheru : Olmaz. Stuck hakkımız dolu unuttun mu. İki saatten önce stuck kullanamayız. Hem bize kaçmak yakışmaz.
British : Peki mezarlığın üst tarafına ev kursak?
Warheru : Olmaz. Oraya deed koyduk. Yeşillik olsun diye mi koyduk onu? Yasak oraya ev kurmak. Bu arada bu Mondain,
Yıllar önce ölen büyücünün oğlu. Bizim tarafımızda olacağını söyledi.
British : Sen güvenip yanına aldığına göre benim için sorun yok demektir... Lord Barnaby!
Barnaby : Emredin efendim!
British : Orduyu toparla. Moonglow'daki adamlarımıza haber gönder. Artık Loop'u kapatsınlar. Biz savaş yapıcaz
onlar hala para kasıyor. Kefenin cebi yok. Tez gelsinler. Kale muhafızlarını arttır. Lord Warheru ve Mondain'e odalarını
göster. Birde adamlarından ikisini gönder, Lord Warheru'nun habercisini bulsunlar. O'na da bir oda tahsis edin.
Barnaby : Baş üstüne efendim! (İyi ki emredin dedik. Herife bak. Utanmasa daha neler istiyecek kim bilir. Tövbe Tövbe... Oda tahsis edecekmişiz. Oda mı kaldı kalede? İstifa edeceğim sonunda!)

British'in muhafızları Warheru'nun görevlendirdiği haberciyi bulmak için yola çıkarlar. Ancak Jack de O'nu aramaktadır. Kahraman haberci ise, aynı barda bir yandan içki içip bir yandan da barmaid ile sohbet etmektedir.



Derken...



Eyvah! Ortalık fena karışacak.



Jack the Ripper : Bi dakka bi dakkaaa. Tabii ya. O dallama sensin değil mi? Hani şu "cesur" yetkili. Şimdi görelim
cesaretini...
Barmaid : Dur! O Jack the Ripper! O'nun şakası olmaz!
Kahraman Yetkili : Sen karışma. Biz ne Jack the Ripper'lar ne Jackal Carlos'lar gördük. Ben bunun gibilerini
kahvaltı niyetine yerim ben!
Barmaid : (Ulan olan benim dükkana olacak! Sonra page atıyorum. "Üzgünüm bizim yapabileceğimiz birşey yok" diyorlar.
Ben ne yapayım o zaman?) Bari dışarda kavga edin. Bak burada şişeler felan var. Kırılır bi tarafınızı keser diye diyorum...
Jack the Ripper : Gel disari da gorelim cesaretini...
Kahraman Yetkili : Heyt! Tutmayin beni!



-- İşler kızışmaya başladı! Savaş kapıda! Akabinde esrarengiz yabancılardan birinin kim olduğu ortaya çıktı. Ancak diğeri
halen meçhul! Acaba bu duelloyu kim kazanacak? Jack the Ripper duvarın gitmesini bekleyecek mi yoksa saldıracak mı? Kahraman yetkili bir icki daha icebilecek mi? Peki Barmaid'i tavlayıp Lord British'in kalesine girebilecek mi? Lord British'in muhafızları Kahraman Yetkiliyi tek parça haline bulabilecek mi? Moonglow'da ki macrocular, UO Loop'u kapatıp savaşa gelecekler mi? Lord British'in muhafızlarından Lord Barnaby, istifa edecek mi? Galatasaray maçın rövanşını alabilecek mi? Yadigar bir sonraki bölümde de yukarıda olduğu kadar başarılı bir şekilde saçmalayabilecek mi? Hepsinin cevabı bir sonraki bölümde. Bizden ayrılmayın. STOP! KESTIK KESTIK! Evet bu günlük bu kadar arkadaşlar. Hop hemşerim Gm Robe'ları verin bakayım! British ve Blackthorne robelarını da verin. Staff'ları da verin Sonra alıyosunuz getirmiyosunuz. Tanesi kaç para haberiniz var mı? --


Yayında ve yapımda emeği geçen ve bana ilham veren :
Tüm saygıdeğer yetkililere
Black, gnarled, quarter ve taming staff'a
Axis Server'a
Sphere Server 55i'e
Dagger'a
Motörhead - Jack The Ripper parçasına
Yavuz Çetin - Benimle Uçmak İster Misin parçasına
Communication Crystal'e
Winamp programına
Personal Guard isimli NPC'ye
Wordpad programına
Photoshop programına
Microsoft Paint programına
Print Screen tuşuna
Mouse'uma
JPEG formatına
BB Code'lara
UO Loop programına
Client v2.0.3'e
sonsuz teşekkürlerimi sunarım.


Umarım beğenmişsinizdir. Bu çizgi dizinin devamı kafam tekrar çalışır çalışmaz gelecektir...

1 defa güncellendi. Son güncelleme 13/07/2008 17:53 tarihinde Yadigar Uçanpehlivan tarafindan yapilmistir.
MTG Turnuvası 1.si
medal 1k medal 5k medal 10k
ID § 13 Jul 2008, 18:19    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
Vay be birader ne uğraşmışsın hll valla devamını bekliyoruz smiling smiley . Bak bunu görünce ne geldi aklıma Tokatçı film'ini yapmıştınız Murat'la . Duruyorsa onuda koyarmısın grinning smiley
Üye
ID § 13 Jul 2008, 18:25    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
Teşekkür ederim. Upload sürüyor. Elimde hazır olan bütün bölümleri ekleyeceğim, bir kaç bölüm kalmıştı bitmesine. En son onları da yapıp bitiririm bu hikayeyi. Tokatçı çok komikti, duruyorsa onu da koyayım. Ama sanmıyorum. Olmadı tekrar yaparız. (:
Üye
medal 1k
ID § 13 Jul 2008, 23:50    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
Harika olmuş bir solukta okudum devamını bekliyoruz.
Üye
ID § 14 Jul 2008, 11:44    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
Macera devam ediyor...

AIB 27 : - Kahraman Yetkili ve Jack the Ripper karşı karşıya gelmiştir. Lord British'in muhafızları orası dışında bütün
barlara bakmışlar ve oraya yönelmişlerdir. Ancak ne yazık ki zamanında yetişemeyeceklerdir.

Jack, Party Bug'ı yaparak Kahraman Yetkiliyi kendisine crim eder ve Guards yazmasıyla birlikte bütün muhafızlar birden
O'nun etrafında belirir. Neyseki Guard'lar instant kill yaptıkları için Kahraman Yetkilinin canı pek yanmamıştır...





AIB 28 : - Jack, ilk görevini bitirmenin mutluluğuyla göbek atarken birden bire Lord British'in muhafızları belirir ve casusu sorgulamak üzere Lord British'in kalesine götürürler. Elbette Kahraman Yetkilinin parçalarıyla birlikte...



Barmaid Rebecca ise zararından dolayı çok kızgındır.







Barnaby : Peki bunu ne yapacağız, efendim?
Warheru : Zindana atın. O'na ne olacağını sonra düşünürüz...
British : Barnaby, Jack the Ripper'a bir zindan tahsis edin. Günde bir öğün yemek ve bir bardak su verilsin.
Barnaby : * Sanki biz farklı birşey yiyoruz. * Emredersiniz efendim...
Warheru : Şu parçaları alıp bir an önce birleştirmemiz gerek. Savaş çok yakın. Elimizden geldiği kadar çok adama ihtiyacımız var. Mondain, sen Moonglow'a git. Oradaki macrocuları ikna etmeye çalış. British sen de biran önce ordunu toparla ve savaşa hazırla. Ayrıca mali desteğe de ihtiyacımız var. Şu Magincia'daki arkadaşını bi ziyaret et British. Durumu anlat, yardım edecektir. Çağımızın en büyük savaşlarından biri yaklaşıyor...
Mondain : Siz nasıl isterseniz, Lord Warheru.
British : Barnaby, Lord Warheru'yu duydun. Biran önce ordu toparlansın ve savaşa hazır hale getirilsin. Bu bir emirdir.
Barnaby : Baş üstüne efendim!

Jack the Ripper zindana atılmıştır.



Bu sırada Barmaid Rebecca, Discmen'e meydan okuyabilmek için çalışmalara başlamıştır. Eski bir Amazon kabinesinden olan Rebecca, eski kabinesini ziyarete gider...



Maura : Zaten işin düşmese gelmezsin. Ama yine de sana yardım edeceğim. Ne de olsa eski üyemizsin. Nasıl yardımcı olabilirim?
Rebecca : Beni savaşa hazırlamanı istiyorum. Uzun zamandır hiç savaşmadım.
Maura : Tekrar Amazon mu olmak istiyorsun?
Rebecca : İntikam almak için herşeyi yaparım...
Maura : Sen nasıl istersen. Bugün dinlen. Çalışmalar yarın başlayacak. Larisa! Lady Rebecca için bir çadır ayarlayın. Bugün bizim misafirimiz olacak...

Aynı gece yönetim kurulu binasında...



Discmen önceki yönetim kurulunu üyelerinin, Warheru'ya karşı gelmeyi reddetmeleri üzerine, hepsinin PLEVEL'ını 1'e düşürür. Ayrıca makroculara ceza olarak PH'ı kapatır. Bunun onlar için en büyük ceza olduğuna karar verir ve kendine yeni bir yönetim kurulu oluşturur. Yeni yönetim kurulu serverın abuserlarından oluşmaktadır. Her türlü bugdan haberdar olan bu topluluk, bütün bugları fixleyerek oyuncuları savaşta kendi yanlarına çekmeye çalışır.





Ertesi sabah, Warheru, Isle Of The Avatara'a doğru yola çıkar. Mondain'de Moonglow'daki oyuncuları ikna etmek için yola çıkmıştır. Lord British ise mali destek için Magincia'nın ve aynı zamanda tüm Sosaria'nın en zengin adamını ziyarete gider.



Lord Warheru, Kahraman Yetkiliyi diriltmek için ayine başlamıştır. Warheru karanlık büyü sanatını kullanarak kimsenin aklının alamayacağı bir büyü yapar. Kahraman Yetkili ya da gerçek adıyla Zuruziel tekrar yaşama dönmüştür. Dış görünümünde biraz fark vardır ama olsun. O kadar kusur kadı kızında da olur.





Warheru : Elinden geldiğince çabuk toparlanmaya çalış Zuruziel. Yaptığın fedakarlıkların mükafatını elbet alacaksın
ama şimdi savaş zamanı. Hazır olduğunda Britannia'da bekliyor olacağım.
Zuruziel : Siz nasıl isterseniz efendim.

Mondain ise Moonglow'a ulaşmıştır ve makrocularla konuşmaya başlar...



Mondain : Eğer bu savaşı kaybedersek, Discmen PH'ı kapatacak ve bir daha açmayacak. O zaman ne yapcaksınız.,
Macroman : Daha iyi işte. Ne kadar zor skill o kadar çok makro...
Mondain : Ama PH'ı kapatmasının bir sebebi var.
Macroman : Ne sebebi?
Mondain : Serverdaki herkesin skillerini maximum'a çıkartacak. Aynı şekilde paralarınızı da. O zaman makro
yapmanın bir anlamı kalır mı?
Macroman : Eğer öyle birşey yaparsa bizim hiçbir var olma amacımız kalmaz. Kim olduğunu bilmiyorum yabancı ama eğer bu söylediğin doğruysa ben ve kardeşlerim sonuna kadar savaşırız. Ancak eğer yalansa bu sunucuda bir daha macro programı kullanamazsın ona göre.
Mondain : Tamam kabul ediyorum. Hazırlıklarınızı yapın, Britannia'da buluşalım.
Macroman : Anlaşıldı yabancı. Sana iyi günler...


Tabii bu sırada Lord British'de boş durmamıştır...



Richman : Savaş mı? Ne savaşı?
British : Sıradan bir savaş değil. Bu sefer Stafflar'da işin içinde. Gnarled Staff, Black Staff, Quarter Staff'da bu savaşta yer alacak.
Richman : O zaman çabuk biter. Warheru, Discmen ve Erective'in karşısında şu ana kadar kim durabildi ki?
Kendilerinden başka kimse o kadar güçlü değil.
British : İste sorun da burda. Discmen ve Erective yönetim kurulunu ele geçirdi. Blackthorne'da onların yanında.
Richman : Warheru'yu ve seni karşılarına almaya cesaret ettiklerine göre iyi bir planları ve daha da iyi bir orduları var demektir.
British : Chaos orduları onların yanında. Katiller de öyle. Ancak biz hazırlıksız yakalandık. Herkes para kasmış
bizde para yok. Set bile alamıyoruz.
Richman : Ve sende yaşlı Richman'den bu konuda yardım istemeye geldin.
British : Evet eski dostum. Aynen öyle.
Richman : Merak etme. Elimden gelen desteği veririm. Dur bakayım cebimde bi 10gp olacaktı. Şimdilik bunu al gerisini de yarın gönderirim.
British : Teşekkür ederim Richman. Yapacak çok iş var. Sana iyi günler...


Aydınlığın ve karanlığın orduları sonunda toplanmaya başlamıştır. Karanlık Yönetim Kurulunun komutasındaki Chaos ve katillerden oluşan ordu, Warheru ve British'in komutasındaki Order ve macrocu ordusu ile karşı karşıya gelmiştir. Her ne kadar Richman'in yaptığı yardım ile set ve silah alsalar da, sayıları çok azdı. Order ve Macrocu ordusunu kontrol etmek üzere Mondain ve Zuruziel, Chaos ve Katil ordusunu kontrol etmek üzere Erective görevlendirilmişti. Ancak Zuruziel'den
hala bir haber yoktu. Discmen ve Warheru kozlarını paylaşmak üzere köprüde karşı karşıya gelmişti. British ve Blackthorne
ise ortak bir yerde kozlarını paylaşmaktaydı...



Erective : Mondain... Seni hiç sevmiyorum Mondain. Babanı da sevmezdim zaten...
Mondain : Sevsende sevmesende, bana meydan okuyan herkes gibi sende Flamestrike'ımın tadına bakacaksın Erective...
Erective : Savaşçılar, komutumu bekleyin!
Mondain : Sosaria'nın kadim şovalyeleri! Ultima Online'ın vazgeçilmez Makrocuları! Sesimi duyun! Bugün büyük gün! Bugün hep birlikte savaşıp gerekirse hep birlikte ölücez. Unutmayın! Bunu ne kendi hırslarımız için ne de eski düşmanlıklar için yapıyoruz. Herşey Sosaria'nın ve çocuklarımızın geleceği için. Karşı tarafın ordusu ne kadar büyük olursa olsun, onların ordusu kadar bizim cesaretimiz var. Hadi aslanlarım göreyim sizi!


Lord Warheru ve Lord Discmen ise son kozlarını paylaşmak üzeredirler.



Discmen : Lord Warheru... Sonunda tekrar karşılaştık. Görüşmeyeli neler yaptın? Saklanmak dışında?
Warheru : Hiç değişmemişsin Discmen. Hala eskisi gibi küstahsın. İhanetinin sebebini bilmiyorum ama cezasız
kalmayacağından emin ol!
Discmen : Küstah mı? Peki sana ne demeli Warheru? Bana hiç şans vermedin. Yakınındaki herkesin kusursuz olmasını istedin. Madem sen bu kadar kusursuzdun nasıl bu duruma düştün?
Warheru : Buraya konuşmaya değil savaşmaya geldim Discmen! Bu sefer kaçış yok. Ya sen ya ben!
Discmen : Sana son bir teklifim var Warheru. Önümde diz çök, bana bağlılık yemini et. Bende senin, British'in savaşta boşu boşuna ölecek adamlarınızın hayatı bağışlayayım.
Warheru : O adamlar sana hizmet etmektense boşu boşuna ölmeyi tercih ederler. Ben de öyle! Koru kendini!


Ve elbette Lord British ve Lord Blackthorne...



British : Uzun zaman oldu, Blackthorne.
Blackthorne : En son karşılaşmamızda kazanmak üzereydim...
British : O zaman kolum ağrıyordu. Erkeksen şimdi gel.
Blackthorne : Hiç farketmez. Bütün Brtiannia birazdan öğrenecek kimin güçlü olduğunu...



-- Korkulan an sonunda geldi! Order ve Chaos, Katiller ve Masumlar sonunda karşı karşıya. Bütün Sosaria'nın kaderi,
bu savaşın sonuna bağlı. Acaba Warheru paçayı sıyırabilecek mi? Yoksa Discmen Warheru'nın gidişatına tamamen son verip O'nun rejmini yıkabilecek mi? Mondain'in kudreti Erective karşısında işe yarayacak mı? Erective, Mondain'in babasını neden sevmiyordu? British ve Blackthorne arasındaki karşılaşmayı kim kazanacak. Intel Inside, Pentium 999'u piyasaya sürecek mi?
Judas Priest, Türkiye'de konser verecek mi? Yadigar Uçanpehlivan, az önce oyunla ilgilenirken halıya döktüğü kolanın hesabını verebilecek mi? Dünyanın geleceğini etkileyen küresel ısınma daha da artacak mı? Ozon tabakasındaki delik
ne büyüklükte? Yadigar saçmalama rekorunu sonunda kırabilecek mi? Bütün bu sorunların cevabı bir sonraki yani son bölümde
ortaya çıkacak. Bizden ayrılmayın. --


Yayında ve yapımda emeği geçen ve bana ilham veren :
Tüm saygıdeğer yetkililere
Black, gnarled, quarter ve taming staff'a
Axis Server'a
Sphere Server 55i'e
Dagger'a
Motörhead - Jack The Ripper parçasına
Yavuz Çetin - Benimle Uçmak İster Misin parçasına
Communication Crystal'e
Winamp programına
Personal Guard isimli NPC'e
Wordpad programına
Photoshop programına
Microsoft Paint programına
Print Screen tuşuna
Mouse'uma
JPEG formatına
BB Code'lara
UO Loop programına
Client v2.0.3'e
sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
Üye
ID § 14 Jul 2008, 12:04    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
Anarchy In Britannia - Son Bölüm : Karanlık ile Aydınlık karşı karşıya. Acaba kazanan kim olacak? İzleyip görelim...


Erective ve Mondain'in emri üzerine, iki ordu da birbirine doğru koşmaya başlar. Macrocuların akıllılık edip altlarına Fire Field atmasıyla okçuların sırasındaki bütün adamlar ölür. Ancak yine de sayıları çok azdır ve hepsi bilmektedir ki kaybedecekleri bir savaşın içindedirlar. Yine de cesurca savaşmaya devam ederler...



Savaş nerdeyse bitmiştir. Ne Mondain için ne de Macroman için hiçbir umut kalmamıştır. Tam herşey bitti derken...



Zuruziel'in yaptığı büyünün ardından savaş alanındaki tüm cesetlerden ölü savaşçılar yükselmeye başlar...



Erective canını kurtarabilmek için Mondain ve Macroman'i rehin alır.



Zuruziel : Kayettin Erective!
Erective : Gitmeme izin vermezsen ikiside ölür! Buraya onları kurtarmak için göderilmedin mi? Görevini başarısızlıkla tamamlamak üzeresin.
Zuruziel : Tekrar soruyorum, istediğin nedir onları bırakmak karşılığında?
Erective : Ne mi? Hah! Ben de seni akıllı sanırdım. Elbette buradan çıkmak istiyorum. Tek parça halinde.
Zuruziel : Peki ya adamların?
Erective : Onlar kalabilir. Ben kaçayım yeter. Onlar ölsün işleri ne!
Savaşçılar : Yuuuuuuuh! Yönetim İstifa! Yönetim İstifa!
Zuruziel : Sessizlik! Stadyumda değiliz! Tamam Erective, istediğin gibi olsun. (Zuruziel farklı bir dilde bir iki kelime söyler ve ölü savaşçılar Erective'in yolunu açar...)


Her ne kadar Mondain ve Macroman'in hayatı hala tehlike altında da olsa, savaş kazanılmıştır. Hayatta kalan Chaos muhafızlatı yorgun bir halde Blackthorne'un kalesine geri döner. Şehirlerine dönmeleri koşuluyla katillerin de yaşamasına izin verilir. Zuruziel son olarak bir iki sözcük mırıldanır ve ölü savaşçılar tekrar geldikleri yere dönerler. Savaşı Aydınlık taraf kazanmıştır ancak Warheru ve British hala tehlike altındadır.



Blackthorne ve British arasındaki ezeli rekabet sürmektedir. Satranç konusunda daha üstün olan Blackthrone bu sefer deplasmandadır ve tavla oynamaktadır. British ise tavlayı çocukluğundan beri çok iyi bilmektedir. Her türlü hileyi öğrenmiştir ve kimseye çaktırmadan zar tutabilmektedir.



Her yenilen taraf gibi işi rövanşa bırakan Blackthorne, kolunun altında tavla, üzgün bir şekilde kalesinin yolunu tutar.


Geriye Warheru ve Discmen kalmıştır. Ancak savaş yerini Guard Zone yüzünden değiştirirler (daha doğrusu ben değiştirdim. Warheru guardlıyor yoksa). Yeni savaş yeri alsa kaçış olmayan bir yerdir...



İki tarafında da Balron olan ipin üstü bu savaş için biçilmez kaftandır. Böylece savaştan kimse kaçamayacak, en kötü
ihtimalle iki tarafta yok olacaktır. Balronlar kazananın gitmesine izin vereceklerdir.



Savaş amansızca sürmektedir... Warheru, geriye doğru adımlar atarak Balron'a doğru yaklaşır ve hiç beklemedik bir anda Balron'a saldırır. Balron tam kılıcını kaldırdığı anda Warheru, Teleport büyüsü ile Discmen'in arkasına geçer.



Aldığı darbe sonucu, Discmen, ipin öteki ucuna kadar fırlar. Bu darbe Discmen'e öyle büyük bir hasar verir ki, gücünü toplarlayabilmesi bu saatten sonra imkansızdır...







Sonunda Aydınlık taraf, dillere destan bir zafer kazanır. Warheru kazanmanın sevinciyle, hoplaya zıplaya Britannia'ya
geri döner...


Peki ya diğerleri?

Yaptığı fedakarlıklardan ve kahramanlıklarıdan dolayı artık huzurlu bir yaşamı hak eden Zuruziel, Undead City'e gidip
Oradaki Lich Kralı'nın kızıyla evlenir, 2 Rotting Corpse, 3 Spectre ve tam 8 tane Zombie çocukları olur.



Lord British, kalesine döner ve artık asırlar boyu oturmaktan aşındırdığı tahtına bir kez daha oturur.



Lord Blackthorne, yenilgiyi unutturması için arka balkonunda balık tutmaya gider. Ama balkon çok yüksek olduğu için,
Blackthorne oltayı sarana kadar balık aşağı düşmektedir. Bu yüzden bu işi de beceremez ve uyumaya gider.



Erective, iyice uzaklaştıktan sonra Mondain ve Macroman'i serbest bırakır. Mondain ve Macroman stuck yaparak Lord Warheru'nun yanına dönerler.



Discmen'in görevlendirdiği yönetim kurulu üyeleri, Bug Abuse suçundan jaila atılır. Orada Jack the Ripper ile birlikte
tam 8.000.000 yıl geçireceklerdir.



Erective ise T2A civarında koşturmaya devam ederken başı boş, beleş bir Nightmare ile karşılaşır. Yetkileri elinden alındığı için bir şey yapamayan Erective, sağda solda gördüğü hayvanları tameleyerek taming kasmaya başlar. O artık Quarter Staff değil Taming Staff olmuştur.



Barmaid Rebecca, Discmen'den içkilerin parasını almakta gecikmiştir. Ancak artık onun barı ünlü olmuştur ve boş durmamaktadır. Amazonların lideri, Lady Maura'yı da bara ortak eden Rebecca, paraya para demez ve Britainnia'nın en zengin esnaflarından biri olur.



Richman, bütün parasını at yarışı, sayısal loto ve iddaa oynayarak bitirdiği için karısından dayak yer ve hastanelik olur.



Lord Warheru, PLEVEL'ları düşürülen yetkilileri tekrar yönetim kuruluna alır. Discmen ve Erective'den boşalan yerlere de
Macroman ve Mondain'i yerleştirir. Mondain spelldelay ve freezetime'larını ayarlarken Macroman'de oyunculara macro
yapmanın inceliklerini öğretir.



SON...

Yapımcı ve Senarist : Yadigar Uçanpehlivan

Yönetmen : Yadigar Uçanpehlivan

Efekt Yönetmeni : Yadigar Uçanpehlivan

Muzik : Judas Priest

Seslendirmeler
Warheru : Anthony Hopkins
Discmen : Nicholas Cage
Erective : Haydar Dümen
Lord British : Tommy Lee Jones
Lord Blackthorne : Arnold Schwarzenegger
Jack the Ripper : Keanu Reeves
Zuruziel : Michael Madson
Barmaid Rebecca : Uma Thurman
Mondain : Şahin Yılmaz
Lord Barnaby : Levent Kırca
Lady Maura : Pamela Anderson
Denyo 1 : Jim Carrey
Denyo 2 : Chris Tucker
Denyo 3 : Eddie Murphey
Banker : Şener Şen
Richman : Bill Gates
Macroman : Mehmet Ali Erbil


Müzik listesi

Jack The Ripper
Performed by Motörhead

Benimle Uçmak İster Misin?
Performed by Yavuz Çetin

Love Me Do
Performed by The Beatles

Quad Machine
Performed by Sonic Mayhem

Die By The Sword
Performed by Slayer

Show Must Go On
Performed by Queen

Seek & Destroy
Performed by Metallica

Anarchy In The U.K.
Performed by Megadeth

Layla
Performed by Eric Clapton

Ram It Down
Performed by Judas Priest

Painkiller
Performed by Judas Priest

The Sentinel
Performed by Judas Priest



COLUMBIA PICTURES

in association with

WARNER BROS.


(Bu filmin müziklerini tüm paylaşım programlarında bulabilirsiniz)

1 defa güncellendi. Son güncelleme 14/07/2008 12:04 tarihinde Yadigar Uçanpehlivan tarafindan yapilmistir.
Üye
medal 1k medal 5k
ID § 14 Jul 2008, 12:22    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
OFf eline sağlık süperdi grinning smiley

Pati canını senin..
Alan Yetkilisi
medal 1k medal 5k medal 10k


ID § 14 Jul 2008, 21:01    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
mukemmel bir derleme, devamini dort gozle beklemekteyim smiling smiley
Üye
medal 1k medal 5k medal 10k
ID § 14 Jul 2008, 22:10    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
ahah güzel olmuş

\//\
Üye
ID § 14 Jul 2008, 22:22    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
Sosaria Macerası tam gaz devam ediyor. Macera ikinci bölümüyle karşınızda.

2. kısım : Back In Britannia

Hatırlayacağınız gibi Discmen, Erective ve Blackthorne komutasındaki Karanlığın Ordusu yenilmiş ve üzerinden yaklaşık 6 sene geçmiştir. Bu süre zarfında işler hiçbir sorun çıkmadan (ufak tefek bugları saymazsak tabii) yürümüştür. Lord Warheru,
Yönetim Kurulunu tekrar düzenlemiştir. Lord Mondain ve Lord Macroman'in zaten Staff'a girdiğini geçtiğimiz hikayenin sonunda söylemiştik. Ancak sebebini söylemedik. Yok öyle haybeye Staff'a girmek. Ayrıca bu süreç içerisinde Yönetim Kurulu binası da değiştirilmiştir. Tabii nerden geldi bu bolluk derseniz, biraz daha okuyun anlarsınız. Warheru çok akıllıca bir davranış sergileyerek Yönetim Kuruluna birkaç yeni ve önemli isim almıştır. Bu kişiler :


1 - Lord British :



Savaştan sonra, Lord Warheru'ya olan güveni iyice artan, Lord British, Warheru'nun Yönetim Kuruluna
katılma teklifini kabul eder. Böylece bir daha Order orduları Warheru'nun haberi olmadan çatışmayacaklardır. Ayrıca British'in kişisel korumaları, artık yalnızca kendisinin değil tüm yetkililerin güvenliğini sağlayacaktır.


2 - Lord Blackthorne :



Her ne kadar yanlış tarafı seçmiş ve yenilmiş olsa da, şerefiyle yenilmenin önemini her zaman savunan Lord Blackthorne'da, Warheru'nun isteğini geri çevirmez ve O'da Staff'da yer alır. Böylece, Yönetim Kurulun'dan habersiz ne Order ne de Chaos orduları birbirlerine saldırmayacaklardır.


3 - Lord Mondain :



Sosaria'nın geçmişteki en büyük büyücüsünün oğlu olduğu herkes tarafından öğrenilen Mondain, artık yer yüzündeki en güçlü büyücü olarak bilinmektedir. Ancak O'nun oyuncu olarak devam etmesi büyük bir dengesizliğe ve
haliyle "edit" söylentilerine yol açacağından, Warheru ona da Yönetim Kurulunda görev vermeyi uygun görür.


4 - Lord Macroman :



Savaştaki cesareti halen takdir edilen Macroman, artık macro yapmaktan sıkılmış olmalı ki, Warheru'ya kurula katılım konusunda başvuruda bulunur. Elbette, Warheru bu teklifi gözü kapalı kabul eder çünkü; yakında çıkacak olan " İstikrarsız Makro yasaktır " kanunu ile ilgili olarak, o işin başına Lord Macroman'i atayacaktır. Macroman hemen hemen tüm profesyonel makrocuları tanıdığı için ve tüm makro tekniklerini bildiği için işler kolayca kontrol edilebilecektir.


5 - Lord Richman :



Karısından yediği dayak sonucu hastanelik olan ve yaklaşık 1 sene kadar hastanede tedavi gören Richman, aslında parasını şans oyunlarıyla bitirmemiştir. Karısına para yedirmekten bıkan Richman, tüm riskleri göze alarak eşine böyle bir oyun oynar. Taburcu olur olmaz Warheru tarafından Star Chamber'a alınan Richman, kurula girme teklifini hemen kabul eder. Bu sayede hem eşinden " .mtele " komutuyla kolayca kaçabilme, hem de servetini yararlı bir şekilde değerlendirebilme fırsatı bulur. İlk işi ise, başta yetkililerin cübbeleri ve Yönetim Kurulu binası olmak üzere her şeyi tamamen yenilemek olur. Ancak Warheru, Macroman ve Mondain hariç diğer tüm yetkililer hala taş sandalyelerde oturmaktadır (çünkü Throne'ların yalnızca iki yöne dönebilme seçeneği var. Ben ne yapayım. Burada bende çaresiz kaldım). Ancak Richman, buna da çare bulur ve Yönetim Kurulu binasına merkezi ısıtma sistemi yaptırır. Böylece herkes sıcak sıcak, kuluçkaya yatar gibi oturmaktadır.



6 - Lord Zuruziel :



Evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra, kurbağa prens hikayesinin bir benzerini yaşayan Zuruziel, Lich Prenses Dido'nun kendisini öpmesi ile eski, insan haline döner. Ancak çok sevdiği eşi Dido hala Lich'tir. Geçen 6 sene boyunca hep bir çare arayan Zuruziel, sonunda Page atar ve Lord Warheru'dan eşine " .xbody c_woman " yapmasını rica eder. Warheru, Zuruziel'in bu isteğini kabul eder ve eşini de kendisi gibi insan yapar. Undeadler, insanlara oranla daha
hızlı büyüyüp geliştikleri için, çocukları hemen hemen kendileri kadar büyümüşlerdir ve artık Spawn görevlisi olarak ya da Zindanlarda görev alma vakitleri gelmiştir. Zuruziel tarafından çok iyi yetiştirildikleri için, yetkilileri uğraştırmadan, kendilerine uygun spawn point bulup yerleşirler. Zuruziel ise artık eski işine geri dönme vaktinin geldiğini düşünür ve Yönetim Kurulunda tekrar yerini alır.


7 - Lady Dido : Eşini çok sevdiği için ondan bir dakika bile ayrı kalamayan Dido, playerların ve NPC'lerin Green Acres'a girmeleri yasak olduğundan dolayı, Staff'a katılır ve eşini yalnız bırakmamış olur. İsmi nerden geldi diye sorarsanız, babası Lich King, Dido isimli çikolatayı çok sevmiştir ve kızının adını da bu yüzden Dido koyar. (Ne gülüyorsunuz ki? Vakit yoktu, bu kadar sallayabildim.)

İşte yeni görünümüyle Yönetim Kurulu.



Buraya kadar herşey normaldir ve yolunda gitmektedir. Ancak son günlerde, özellikle Britannia'lı oyuncular arasında, dış dünyadan gelen bir cisimden bahsedilmektedir. Bazıları bunun, kıyamet alameti olduğunu söylemektedir. Ancak Britannia İlahiyat Fakültesi Dekanı Zackerei White, bunların hurafe olduğunu savunmaktadır. Bu dedikodu Yönetim Kurulunun
da gündemindedir...


Warheru : Evet arkadaşlar, sizinde bildiğiniz gibi, şu bilinmeyen cisim dedikoduları gittikçe artmaya başladı.
Ve açıkçası bu serverda olan ve bizim bilmediğimiz şeyler canımı çok sıkıyor. Özellikle geçen seferki olaydan sonra
herşeyin bizim kontrolümüz altında olmasını istediğim için sizi burada topladım. Sizin bu "cisim" konusundaki fikirleriniz
neler?
Mondain : Lord Warheru, bana kalırsa bu büyüsel gücü çok yüksek bir nesne olabilir. Ancak bunu anlayabilmem için
o cisimle yakından ilgilenmem gerekir.
Warheru : Eğer ele geçirebilirsek zaten hep birlikte ilgileneceğiz. Başka fikri olan?
British : Ben ilk zamandan beri bu dedikoduların peşindeyim ancak henüz somut bir şeye varamadım. Belki de yalnızca dedikodudur...
Warheru : Belkide... Ancak biz yine de en kötü ihtimale göre düşünmeliyiz. Zuruziel ve Dido, Undead ırkı ile yakından
alakalısınız. Halen size saygıları ve sevgileri çok büyük. Dido'nun babasına gidin. Eğer bu cisim gerçekten varsa kesin O birşeyler biliyordur. Lord British ve Lord Blackthorne, siz ikiniz Britannia'da bu dedikoduların önüne geçmeye gayret edin. Hergün " o cisimden bende istiyom babs " şeklinde pageler okumaktan bıktım! Richman, sizde şu kalenin geriye kalan taksidini ödeyin. Bugün son gün. Adamlar kapımıza dayanamsın bir de onlarla uğraşamam. Sosaria'nın en zengin adamısın hala taksitle alıyorsun! Mondain, senin Wind şehrindeki eski büyücülerle arkadaşlığın var, onlarla görüşmeni ve öğrenebildiğin her şeyi öğrenmeni istiyorum. Macroman sen şimdilik makrocuları kontrol etmeye devam et. Ben de şu bilim adamını ziyaret edeceğim. Belki o birşeyler biliyordur...


Zuruziel ve Dido, Undead City'e, Dido'nun ve artık Zuruziel'in de babası olan Lich King'i ziyarete giderler.



Lich King : Evet. O cismi bende duydum. Ama duyumdan öte birşey değil sanırım.
Zuruziel : Ancak dedikodular çok yayıldı. Ya biri ortalığı karıştırıyor ya da birileri dikkatimizi çekmeye
çalışıyor.
Lich King : Eheh. Eğer amaçları dikkat çekmekse bunu fazlasıyla başarmışlar. Ancak ölülerin olduğu her yerde
ajanlarım var. Eğer bizimle ilgili olsaydı kesin haberim olurdu.
Dido : Baba, sen yine de araştırmaya devam eder misin? Bu iş uzamadan bitsin istiyoruz.
Lich King : Elbette. Ben de en az sizin kadar istiyorum bitmesini. Oyuncular dedikodu yapmaktan buralara uğramaz
oldular. Ne gelip bi vortex atan var ne birşey. Canım sıkılıyor valla bütün gün.
Zuruziel : Efendim, biz müsadenizi isteyelim.
Lich King : Size iyi günler. Dikkatli olun.


British ve Blackthorne ise...



British : Ne oyunu? Burada görevimiz var unuttun mu? Şu dedikoduları sonlardırmamız lazım!
Blackthorne : Bahaneni sevsinler. Korktun di mi?
British : Töbe ya! Tamam ulan! Yalnız öyle kuru kuru olmaz. Rebecca, bize iki tane çay çek!
Rebecca : Hemen geliyor efendim!
Blackthorne : Bana bak Rebecca. Şehrin bu civarında ne olursa ne biterse herşeyi duyarsın sen. Anlat bakayım neymiş bu cisim dedikodularının sebebi.
Rebecca : Tam olarak ben de bilmiyorum efendim. Ama dış dünyadan geldiğini söylüyorlar. Bazıları gök taşı diyor,
bazıları ise...
British : ŞAH!
Blackthorne : Lan dur iki dakka. Bişey konuşuyoruz. Al sana Şah. Aklın sıra beni mi yeneceksin? Sen devam et Rebecca.
British : Hö! Nası kurtuldun ordan be? Neyse daha dur sen. Yeni başladık.
Rebecca : Bazıları ise cismin bu dünyadan olduğunu, daha henüz keşfedilmemiş bir mağden olabileceğini söylüyorlar.
Blackthorne : ŞAH! Ve mat! Hadi koçum öğrende gel. Rebecca, bana bir çay daha arkadaşa da bir bardak soğuk su getir.
Rebecca : Hemen geliyor efendim.
British : Yani diyorsun ki bu taşın varlığı gerçek ancak nerde olduğu, ne olduğu ya da nerden geldiği bilinmiyor.
Rebecca : Aynen öyle efendim.
Blackthorne : Tamam Rebecca, içki ve bilgi için teşekkürler. Hadi Brit, yürü de bastıralım şunların seslerini.
Rebecca, bundan sonra bu cisimle ilgili laf eden herkes hakkında " toptur, kunektir, godoştur " şeklinde dedikodu yaymanı istiyorum.
Rebecca : (Ulan ben de bu Lordları asil bilirdim.) Siz nasıl isterseniz efendim.


Richman ise son taksidi ödemek üzere Britannia'dadır. Ancak işi zordur...



Mondain'de, eski büyücü dostlarını ziyarete gider.



Mondain : Sizi de görmek güzel dostlarım.
Eski Büyücüler : Yeni görevinizden dolayı sizi kutlarız efendim. Zaten Lord Warheru'da sizden iyisini bulamazdı.
Mondain : Teşekkür ederim. Aslında burada bulunmamı da bizzat Lord Warheru istedi. Sizden bilgi almaya geldim.
Eski Büyücüler : Şu esrarengiz cisim konusunda mı efendim?
Mondain : Evet. Nerden bildiniz?
Eski Büyücüler : Efendim, bunu soran ilk kişi siz değilsiniz. Sizden başka birçok büyücü de bu konuda bilgi arıyor. Elbette bizim iznimiz doğrultusunda.
Mondain : Bu konuda ne biliyorsunuz?
Eski Büyücüler : Söz konusu objeyi hiç görmedik. Yani neye benzediği hakkında hiçbir fikrimiz yok. Ancak çok güçlü
olduğu kesin. Sıradan bir obje değil. Çevresinde çok güçlü bir etki alanı olması muhtemel. Öyle ki biz buradan bile hissedebiliyoruz.
Mondain : Evet, bahsettiğiniz şeyi ben de hissettim. Demek ki yanılmamışım. Teşekkür ederim dostlarım, kendinize
iyi bakın. Bu konuda birşey öğrenirseniz lütfen beni haberdar edin.
Eski Büyücüler : Nasıl isterseniz.


Warheru ise bahsettiği bilim adamını ziyarete gitmiştir...



Sony : Lord Warheru, uzun zamandır görüşmemiştik. Sizi gördüğüme sevindim.
Warheru : Ben de Sony, ben de. Seninle şu dedikodusu yapılan cisim hakkında konuşmaya geldim. Bu konuda birşey
biliyor musun?
Sony : Fazla değil ancak birkaç şey biliyorum.
Warheru : Seni dinliyorum...
Sony : Söz konusu cismin bir taş olduğunu duydum ve doğrulamak için madencilerin efendisiyle görüşmek üzere
Minoc şehrine gittim. Bunun bir taş olduğunu O da söyledi ancak, bu dünyada görülen bir taş olmadığını da söyledi.
Warheru : Bu madenci o taşı görmüş mü?
Sony : Evet efendim. Taşı bulan kişi bilgi almak için ilk olarak O'na gitmiş. Söylediğine göre, taşı soran
kişinin üzerinde, yüzü dahil tüm vücudunu örten, beyaz bir cübbe varmış.
Warheru : Peki bu taşın daha önce hiç rastlanmamış bir maden olma olasılığı yok mu?
Sony : Bunu bende merak ettim ve sordum, ancak eğer öyle bir şey olsaydı bunu ilk olarak kendisinin bulacağını söyledi. O'nun Sosaria üzerinde kazmadığı maden, kayalık yoktur efendim...
Warheru : Kim bu madenci?
Sony : O'nu siz de tanıyorsunuz efendim. Kendisinden gelmiş geçmiş en iyi madenci olarak bahsedilir...
Warheru : Tamam. Kim olduğunu anladım. Güvenliği iki katına çıkar. Bu bilgiyi bilen sayılı kişi var. Ne olur ne
olmaz. Ben de bu sırada şu madenciyle görüşüp taşın ne işe yaradığını, kimde olduğunu araştırmaları için bir kaç
kişiyi görevlendireyim. Bu arada arkadaki kapıya da dikkat et. En son oradan çıkan şey yüzünden hayatını kaybedecektin.
Sony : Tamam efendim. Siz nasıl isterseniz...


Elbette bu taştan haberdar olan, yalnızca yetkililer değildir. Bu işle ilgilenen daha tehlikeli ve karanlık isimler de mevcuttur...



***** : Bırak biraz daha araştırsınlar. Sen bana olan biteni iletmeye devam et. Bu arada kim olduğunu sakın belli
etme. Warheru çok akıllı. Her yanlış hareketinden şüphelenecektir...
xxxxx : Emredersiniz efendim. Efendim, bu taşın ne işe yaradığını ya da nereden geldiğini biliyor muyuz?
***** : Taş dış dünyaya ait. Sanırım çöl civarında bir yere düştü ve o sırada Desert Ostard arayan bir tamer tarafından bulundu. Herkes böyle düşünüyor ve şimdi onlara doğruyu söylemenin bir mantığı yok. Ancak taşın dışarıdan düşmediğini söyleyebilirim. Zaten buradaydı. Ne işe yaradığını ise biz değil ben biliyorum ve şimdilik böyle kalacak. Zamanı geldiğinde öğreneceksin merak etme. Ancak öncelikle taşı ele geçirmemiz gerek. Taşı bulan kişi eğer ne işe yaradığını neler yapabildiğini öğrenirse işimiz çok zorlaşır. Bu yüzden taşın kimde olduğu ile ilgili araştırmalarını hızlandır. Taşı ele geçirdikten sonra planın ikinci kısmını söyleyeceğim. Şimdi acele et. Yokluğun anlaşılmadan yerine dön. Yemek molası fazla uzun sürmez...
xxxxx : Emredersiniz...


-- Yeni macera, yeni tehlike çanları. Bu Sosaria toprakları hiç durulmayacak mı? Oyuncular hiç rahat edemeyecekler mi? Tam her şey yoluna girdi derken nereden çıktı bu bilinmeyen cisim? Peki Ophidianlar gibi güçlü ve bağımsızlığa düşkün bir ırka hükmedecek bir güce kim sahip olabilir? Warheru, Yönetim Kurulu'nun yeni üyelerinin de yardımıyla bu olayı aydınlatabilecek mi? Yoksa hep birlikte karanlığın hortlamasına şahit mi olacağız? Bu soruların hepsinin cevabını bir sonraki bölümde umarım bulabilirsin. Bizden ayrılmayın... ---
MTG Turnuvası 1.si
medal 1k medal 5k medal 10k
ID § 17 Jul 2008, 15:44    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
1. macerada bu ss kopardı beni. Ne bekliyorduk ne gördük grinning smiley

Birde Jack the ripper'a üzüldüm ya

1 defa güncellendi. Son güncelleme 17/07/2008 15:51 tarihinde Masticore tarafindan yapilmistir.
Üye
ID § 18 Jul 2008, 01:08    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
Büyük maceranın ikinci kısmı kaldığı yerden devam ediyor...

Warheru, taşı bulan kişiyi araştırması için Mondain ve Macroman'i görevlendirir. Kendisi de Minoc şehrine madenciyi ziyarete gider. Diğer kalan yetkililerden ise, O gelene kadar Server'a göz kulak olmalarını, hiçbir şey yokmuş gibi davranmalarını, oyunculara birşey hissettirmemelerini ister.

Warheru, meşhur madenci Fakir'i ziyarete gider...



Warheru : Oturup sohbet etmeyi çok isterdim Fakir, ancak zamanımız kısıtlı. Bana şu taştan ve taşı sana getirenden
bahset.
Fakir : Taşı getirenin yüzü belli olmuyordu efendim, ancak sesinden kadın olduğu anlaşılıyordu. Üstü başı kum
içindeydi. Taşı çölde bulduğundan hiç kuşkum yok. Ancak ben bile öyle bir taşa rastlamadım. Taşı kazarak çıkarmış olamaz.
Warheru : O zaman nasıl geldi? Gökten inmedi ya?
Fakir : Muhtemelen gökten indi efendim. Ve o sırada bu tamer da oralarda dolanıyordu.
Warheru : Taş neye benziyor. Rengi, şekli ne bileyim anlat işte. İlla sorunca mı söyleyeceksin. Millet dizinin
devamını bekliyo. Oyalama insanı...
Fakir : Şekil olarak düzgün bir şekle sahip. Hatta şekline bakılırsa bir taş değil bir cristal. Renk olarak ise
kesin birşey söyleyemem. Birçok farklı renge sahip. Taşı getiren tamer benden taşı eritmemi de istedi. Bunu denedim
ancak 2 saat beklemize rağmen, Mytheril taşları rahatlıkla eriten ocak, bu taş karşısında hiç bir halt yiyemedi.
Warheru : Peki. Sana iyi günler. Aklına birşey gelirse işte kartım. Beni bu numaradan ara.
Fakir : Elbette...

Warheru, taşın sahibini aramakta olan Mondain ve Macroman'i edindiği bilgi doğrultusunda yönlendirir. Böylece çember biraz
daha daralmış olur. Artık dünya üzerinde bulunan 9.856.224 oyuncuyu araştırmak yerine 1.578.986 tamerı araştırmak gerecektir. Çemberi biraz daha daraltmak için, son günlerde çöllerde gezen tamerlar göz önünde bulundurulur. Böylece araştırılacak kişi sayısı 1.578.985'e düşmüştür. Bu tamerlar arasından en çok kuma bulanmış olanlar göz önüne alındığında ise sayıda hemen hemen hiçbir değişiklik olmamıştır (Çöl işte ne değişiklik olacak. Adam astronot elbisesiyle mi girsin kuma bulanmamak için). Macroman ve Mondain araştırmaya yeni başlamışlardır ki bir page gelir...



Bu page'in ardından bütün Yönetim Kurulu, tekrar Kurul binasına dönerler ve...



Warheru : Rose, page'de bahsettiğin taş nerde? Bu çok önemli. Güvenlik meselesi...
Rose : Altı üstü parlak bir taş. Bu kadar büyütecek ne var? .setcolor 0881 yapın sizinde olsun.
Mondain : Taşı görebilir miyiz?
Rose : Elbette...



Tüm Yetkililer : Vaaooooooooooov!!!
Rose : Ay çok mersi.
Macroman : Sana değil taşa verdik o tepkiyi.
Warheru : Bu taşı, cristali, artık her neyse işte, nerden buldun?
Rose : Çölde dolanırken önüme düştü.
Macroman : Uçaktan atmış olabilirler mi?
Warheru : Ne uçağı be! Daha icad edilmedi onlar. Daha Hazerfan Çelebi kuleden bile uçmadı. Ne uçağı? Millet bu
söylediğini duymasın k.çlarıyla gülerler valla.
Rose : Çok yüksekten düştüğü kesin. Yoksa bu kadar küçük birşey, beni tamamen kuma bulayacak kadar sert düşmezdi
yere.
Warheru : Tamam, Lady Rose. Yardımlarınız için teşekkür ederiz. Taş araştırılmak üzere şimdilik bizde kalsın. Size iyi günler...


Çok konuşulan taş sonunda kontrol altına alınmak ve incelenmek üzere Yönetim Kurulu'nun eline geçmiştir. Ancak onlar bile taşı ne olduğunu anlamakta zorlanmaktadırlar.



British : Bu taşın kaynağını bilmeden ne olduğunu da öğrenemeyiz. Önce nerden geldiğini bulmamız gerek.
Warheru : British haklı. Zuruziel, Dido, Mondain, Macroman, British ve Blackthrone. Hepinizden ikili gruplar halinde bu taşın geldiği yeri araştırmanızı istiyorum. İlk bulan yarışı kazanır. Richman, sen burada, diğer yetkililerin başında dur ve işlerin yürüdüğünden emin ol. Ben de gidip taşı Sony'e göstereyim...
Mondain ve Macroman : Biz çölden başlayacağız. Taşın ilk görüldüğü yer orası ancak herhangi bir yerden de gelmiş olabilir.
Zuruziel ve Dido : Bizde Undead bölgelerini araştırırız. Deceit ile başlayacağız.
British ve Blackthorne : Biz de gidip Brtiannia'da bi tavla atalım bari. Ehem işte pardon araştıralım yani...


Bu sırada...





***** : Planınız nedir Efendim? Şimdi ne yapacağız? Yakında kristalin gerçek sahipleri de burada olurlar. Bence bu
şeyi çalmakla büyük hata yaptık...
Erective : Eğer bu hayatta korkacak birşey arıyorsan benden kork! Bir kez daha başarısızlık istemem. Senden kristali
istedim sen bana içi boş laflar getirdin. Şimdi git, o kristali bulan tamerı, adı Rose muydu neydi, bana getir. Eğer taşın
sahipleri buraya gelecek olur da taşı bulamazlarsa Sosaria diye bir yer kalmaz.
***** : Efendim, kristal ile ne yapmayı planlıyorsunuz?
Erective : O kristal hiç kimsenin akıl edemeyeceği bir güce sahip. Öyle bir güç ki, eğer kristali çözebilirsek bizi en az 4000 yıl sonrasının teknolojisine ulaştırabilir. Böylece ben intikamımı sen de ödülünü alabilirsin.
***** : Ödülüm mü? Benim ödülüm nedir?
Erective : Tüm Britannia. (Ulan herkese de Britannia'yı vaad ediyolar he. Şehir el değiştirmekten yalama oldu) Ama önce Zuruziel ile yarım kalan işimi halletmem gerecek... (Erective bir an geçmişi hatırlar...)
***** : Yarım kalan iş mi?


Erective : Evet yarım kalan iş. Geçen savaşta belki de o gelmeseydi bugün bunlarla uğraşmayacaktık. O savaşı tam kazanmak üzereyken bu Zuruziel denen herif çıkageldi. Savaşta yenildikten sonra canımı zor kurtardım. Ancak takip edildiğim kuşkusuyla koşmaya devam ettim. Sonunda yoruldum ve dinlenmeye karar verdim. Uyandığımda sabah olmuştu. Kalkıp gözlerimi açtığımda karşımda tüm haşmetiyle bir Nightmare duruyordu.



4 sene, tam 4 sene boyunca taming kastım.



Çoğu zaman aç kaldım, hatta bir sefer dağın tepesinde 3kg pul biber yiyecek kadar acıkmıştım. Tabii yedikten sonra motoru da bozduk. Ama vazgeçmedim. Sonunda o Nightmare'ı tameledim ancak bir türlü binemedim. Ben kovaladıkça o kaçtı. Sonunda buraya Ophidian'ların mağarasına geldik.



Meğer bu Nightmare onların kutsal simgesiymiş ancak eski efendisi ölünce kaçmış. Ben de onu geri getirince beni efendileri ilan ettiler.

2 sene boyunca her gün öldürdüğüm insan sayısı arttı. Bütün T2A'da en korkulan ırk Ophidian'lar oldu. Her geçen gün,
kendimi avuttum. O gün sonunda gelecekti, gelmeliydi. Beni bu hale düşürenlerin hepsinden intikam alacaktım. Ancak Warheru'nun elinde GM komutları gibi son derece güçlü bir silah vardı. Bu öyle bir güçtür ki zayıf iradesi olanların bir
anda başını döndürebilir. Bunun karşısında öyle bir güce erişebilmeliydim ki, .kill ile ölmeyecek, .jail'dan etkilenmeyecektim. Uzun süren bir araştırmanın sonucu, geçtiğimiz yıllarda bu dünyanın dış dünyadan gelen ziyaretçiler tarafından ziyaret edildiğini öğrendim. İşin garip yanı ise bu araştırmada tesadüf eseri çok önemli bulgulara ulaştım. Sanki birisi bunları bulmamı, bütün bu bilgilere erişmemi istiyor gibiydi.



Buraya, kaynaklarımızı öğrenmek için gelmişlerdi. Ancak teknoloji bakımından çok geride olduğumuzdan dolayı, gelişim sürecini etkilememek için geri dönmüşlerdi.

***** : Bu kristalin sahipleri....
Erective : Sözümü kesme lan! Herneyse... Evet kristalin sahipleri. Kristallerini bu dünya hakkında bilgi toplamak
ve olan bitenden haberdar olmak için burada bıraktılar. Amaçları 20 yılda bu dünyanın ne kadar ilerleme sağladığını
anlamak ve bu dünyada kendi egemenliklerini tehdit edebilecek bir gücün var olup olmadığını öğrenmekti. Kristali enerjinin en yoğun olduğu uç noktalardan birine bırakmışlardı.



Böylece iletişimleri, kristal oynatılmadığı sürece kesilmeyecek, oynatıldığında ise haberleri olacaktı. 20 yıl sonunda kristali için geri geleceklerlerdi. Böylece bütün galaksideki gezegenler ile ilgili verilere sahip oluyorlar, eğer onlar için tehdit oluşturan varsa ortadan kaldırıyorlardı. Bizim dünyamız, gerek teknoloji gerekse konum bakımından onlar için hiçbir tehdit oluşturmamaktaydı. Taa ki kristal yerinden oynatılana kadar. Muhtemelen hazırlıklara başlamışlardır. Çok yakında kapı açacak bir enerji kaynağı bulurlar. Buraya geldiklerinde kristali bulamazlarsa, başkalarının eline geçmesini riske edemeyeceklerinden tüm dünyayı yok edeceklerdir...
***** : Valla bir halt anlamadım...
Erective : Boş ver, ben de anlamadım zaten. Başımızda bir dallama var ya. Hani bu hikayeyi yazan. Yadigar'mıdır
nedir, her ne karın ağrısıysa, işte O'nun başının altından çıkıyor hepsi. Neyse. Şimdi git ve çok geç olmadan şu kristali
bul. Yoksa hepimiz için çok geç olacak...
***** : Emredersiniz...


Bütün bunlar olup biterken, Sony araştırmalarına devam etmektedir. Ancak yolunda gitmeyen bir şeyler vardır...



Sony yeni icadıyla uğraşırken arka odadaki kapı birden garip bir şekilde parlamaya başlar...



Bu sırada kapının diğer tarafında...









Sony : Ssssende kimsin?
xxxx : Burada soruları ben sorarım. Kristal nerde?
Sony : Bilmiyorum. Herkes o şeyi arıyor. Her arayan da bana geliyor. Mok var di mi burda?
xxxx : (Yardımcılarından birinin kulağına yönelir) Mok ne demek? Aradığımız şeyin burdaki ismi Mok'mu acaba?
Yardımcı : Zannetmiyorum efendim.
xxxx : Kristal ile ilgisi olan her ismi bilmek istiyorum. Ya hemen konuş ya da öl!
Sony : Warheru, bana soran ilk kişi. Fakir, miner. O da kristal ile ilgiliydi. Sonra bir de tamer vardı. Rose sanırım. He birde...
xxxx : Tamam bu kadarı yeterli. Warheru... bu ismi hatırlıyorum. Son geldiğimizde bu dünyanın en yetkili ismi oydu. Son derece konukseverdi. Ayrıca kristalden de haberi yoktu. En azından benim bildiğim kadarıyla yoktu. Warheru hala en yetkili isim mi?
Sony : Evet.
xxxx : Güzel, gidelim... Sana gelince, bundan böyle biz gidene kadar bizim için çalışacaksın. Şu mavi yaratıklardan
bir kaç tane daha üret. İleride gerekirse kullanırız...
Sony : Oldu canım. Başka derdin?
xxxx : Pardon?
Sony : Yani emredersiniz efendim, demek istedim.



-- Bu dış dünyadan gelenler kim? Kristali bulabilecekler mi? Yoksa kristali onlardan önce Erective'mi bulacak? Zuzuriel
ne ile karşı karşıya olduklarını anladığında Erective'in gitmesine izin verdiği için pişmanlık duyacak mı? Dido hamile mi? İsmi porno site adresi gibi olan ve uzaylı olarak bilinen arkadaşımız xxxx'in gerçek ismi ne? (Belki tahmin eden olmuştur. Eğer olduysa elleşmeyin merak edilsin biraz) Sibel Tüzün, Eurovision'u kazanabilecek mi? Güneş tutulması depremi tetikler mi? Zina yasası çıkacak mı? Yadigar'ın işi gücü yok mu? Yayında ve yapımda emeği geçenler daha da büyüyüp dünyayı ele geçirebilecek mi? Yadigar her bölümde olduğu gibi bir sonraki bölümde de saçmalayabilecek mi? (Ulan ne hale getirdik
işleri. Düğüm üstüne düğüm nasıl çözeceğiz bakalım.) Bu soruların cevaplarını belki bir sonraki bölümde bulabilirsin. Ama belki de bulamazsınız. Olsun siz yine de okuyun.) --

2 defa güncellendi. Son güncelleme 18/07/2008 01:14 tarihinde Yadigar Uçanpehlivan tarafindan yapilmistir.
Üye
medal 1k
ID § 21 Jul 2008, 22:04    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
çok eğlendim okurken smiling smiley eline diline sağlık
Üye
medal 1k
ID § 02 Aug 2008, 20:57    [ Alintila ] [ Özel Mesaj ] [ Albüm ]
Devamı gelmiycek galiba?

bla bla
Syf: ««/ 4 »»   [ Y ]
[ Forum ] / [ Konu ]
=o=
[ Yeni Konu ] [ Mesaj Yaz ]
*Bu sayfadaki içerik, yazanların kiŞisel görüŞlerini belirtmektedir. KiŞiler, üye anlaŞmasında var olan Şartların bilincinde olmak yükümlülüğündedir. Üye anlaŞmasına göre, gönderilen her türlü içerik, içeriği göndermiŞ olarak görünen üye rumuz ismi ve üyenin kendisine aittir. Paticik.com ve yetkilileri, üyelerimizin göndermiŞ olduğu iŞ bu sayfada yazılı olarak bulunan içerik hakkında hiçbir yasal sorumluluk kabul etmemektedir. Yükümlülük altında olmasa dahi, var olan site içeriğinin bütünü veya bir kısmının site kurallarına uygunsuzluğu durumunda, iletiŞim sayfamızdan bize eriŞebilir, gereken düzenlemeleri yapmamızı sağlayabilirsiniz.
[ Paticik.com | Forum | Kullanici Sozlesmesi | Üye Ol ]
Iletisim : info [at] paticik.com
Secereli Dobermann | Londra Rehberi Copyright 2001-2015 @ Paticik.com
This forum is powered by Phorum