Jump to content

Akuma_Blade

=o=
  • Mesaj sayısı

    1.783
  • Üyelik tarihi

  • Son ziyareti

Akuma_Blade hakkında

  • Rütbe
    Akuma_Blade

Son profil ziyaretçileri

Son profil ziyaretçileri bloğu aktif değil ve diğer üyelere de gösterilmiyor

  1. Akuma_Blade

    2021 - Bahar

    Sonbahar 2021'i bekliyorum.
  2. Akuma_Blade

    Good night sweet prince

    Sana da iyi geceler sweet prince
  3. Akuma_Blade

    Netflix Original Anime Duyuruları

    Netflix'in Ultraman'ı 2. sezona gelmeden yeni bir Ultraman anime filmini onaylamış. Bu yeni Anime önceki serideki Shinjiro Hayata yerine Ken Sato isimli başka bir karakteri işleyecek, ayrıca Sola Digital Arts ve Production I.G. yerine James Cameron'un pek çok işiyle hatırlanabilecek olan Industrial Light and Magic tarafından yapılacak. Kaynak: Tsuburaya Productions
  4. Akuma_Blade

    Invincible - Amazon

  5. Akuma_Blade

    Jupiter's Legacy (2021 - Netflix)

    Dizi daha iyi olabilirdi ama sezon finali dahil beklentilerimi yeterince iyi karşıladı. -Dizi genel anlamda Lost dizisindeki "man of believe" kavramı üzerinden gidiyor ve bu konsepti Sheldon üzerine konumlandırarak böyle bir inancın ileride nasıl bir fanatizm ve nefret döngüsüne yol açacağını sorguluyor. -İlginç olan kısımsa Sheldon'un kaide ile ilgili şüpheleri olsa bile bu kaidelere bir kez sırtını dönmenin sonuçları olacağına ilişkin korkularını yeterince haklı şekilde hissettirmesi. Karşı görüşte yeralanların da pek de haksız olmaması dizinin geriliminin dayandırıldığı noktanın yüzeysel kalmamasını sağlamış. -Dizide kürek kürek Hristiyanlık teolojisi ve ahlakı üzerine atıf var. Neyse ki bunlar tadında yapılmış ve Sheldon'un Hristiyan ahlakı ile ilgili her sahnede oyunculuğu gerçekten iyi. Ailesinin katolik olmasından dolayı da inandırıcı oynamış olabilir. Sheldon'un ikinci bölümde ofrada "ne de olsa bu Son Akşam Yemeği değil" demesini anımsamak sizi son bölümde acı acı gülümsetecek. -The Boys ile kıyaslamanın pek de doğru olmadığını düşünüyorum. O dizide kürek kürek popüler kültür referansı ve progresif harekete laf sokmaya dek varan bir özgünlük vardı, hakeza her karakter farklı bir meseleye sahipti. Burada ise dizinin sadece iki konsepti var (biri başta bahsettiğim inanç ikilemi, diğeri de korku üzerinden bir ütopya kurmanın justify edilip edilemeyeceği), bu nedenle de hikaye bireysel olmaktan çıkıyor bir hayli. Ayrıca The Boys kadar vahşi ve sert bir dizi olduğu da söylenemez. İlk bölümde yumruğu kafanın içine gömme sahnesi dışında The Boys ile kıyaslanabilecek tek bir sert sahne yok. -Chloe başta olmak üzere ergen süperler evlat olsa çekilecek tipler değiller. Neyse ki anlatımı en azından ilk sezonda orijinal jenerasyon üzerine vermişler, iyi de olmuş. -Bazen bazı dizilerin zeki olduklarını hissettirmek değil zeki taklidi yaptıklarını hissediyorum. Bu dizide de bunlardan en az ikisi yaşandı, Lovecraft göndermesinde ve Japonya'da mafyatik tiplerin hala Green Hornet yada Kill Bill'deki gibi dolaştıklarını zannettiklerini gösteren sahnede bir weaboo olarak onların yerine ben utandım. -Serinin en büyük eksisi kesinlikle görselliği. Adada geçen kısımlarda Sheldon'un başına ağrı girince görsellik öyle mala bağlıyor ki Flash TV dizisine dönüyor resmen. Dar odada olmayan dövüş sahnelerinde ise uçarken bağıran karakterin yüzüne zoom yapılması resmen ölümlük, abi tokusatsu filan çevirmiyorsunuz gözünüzü seveyim. Yılda 2 milyar dolar savuracak bütçeniz varsa gidin ILM'i filan satın alın da adam gibi efekt görelim. Yoksa dizi başına 50 milyon dolar, film başına 200 milyon dolar gömseler bile insanların gözünde Netflix Prodüksiyonu diye öyle bir kötü imaj oluşturacaksınız ki millet beklentilerini düşüre düşüre izleyecek. Neyse ki dönem atmosferini The Man on the High Castle kadar olmasa da ona yakın bir çizelgede tutturmuşlar, oradan biraz durumu kurtarmayı başardı. -En iyisini en sona bıraktım: 5. ve sezon finalindeki plot twistler çok ama çok iyiydi. Özet geçmek gerekirse izleyin, ayırdığınız zamana değer. Ama The Boys ile filan kıyaslamayın. Alakası ile yok. İlla kıyaslanacaksa Watchmen ile kıyaslanabilir ama ne o kadar sert, ne o ayarda iyi bir senaryo. 5 ile son bölümdeki plot twistler olmasa 6 verir geçerdim, şu haliyle 6.5'dan 7 yeterli bir puan gibi.
  6. Akuma_Blade

    Jupiter's Legacy (2021 - Netflix)

    Dun 3, bugun 3 bolum izledim. Bu gece bitirir eskisini artisini yazarim. Ama ozet geçmek gerekirse, izlenir evet.
  7. Akuma_Blade

    Jupiter's Legacy (2021 - Netflix)

    2. bölümde servet düşmanlığı yapan nankörlere patlayan abiyi görünce "Allah ömrümden ömür alsın, bu diyaloğu yazanlara versin" dedim.
  8. Civil War ve Kickass çizgiromanlarının yaratıcısı Mark Millar'ın kendi yarattığı çizgiromanın evreninde geçen Jupiter's Legacy, süper kahramanlardan oluşan bir ailenin yıllar geçtikçe kendi prensipleriyle karşı karşıya gelmesi ve yöntem farklılıklarından ötürü yeni nesli temsil eden genç kahramanlarla ters düşmesini işliyor. Wall Street'in çöküşünden sonra tüm servetini yitiren zengin bir iş adamı olan Sheldon Sampson bu olaydan sonra kardeşi Walter ile kendisini Ütopya olarak adlandırdıkları bir yere çağıran çağrılar alır. 6 kişi ile giderler ve döndüklerinde insanüstü güçlere sahip süper kahramanlara dönüşürler. Yozlaşmamak ve insanlara ilham vermek adına süper kötüleri öldürmemek gibi bazı kaideler çerçevesinde birleşirler. Fakat 60 yıl sonra yaşadıkları dünya artık siyah ve beyazın birbirinden apayrı durduğu bir yer değildir. Kendilerini sıradan insanlardan izole ederek sürekli kahramanlık için kendi olmak istedikleri hayattan tavizler veren Shelson eninde sonunda oğlunun, kendi koyduğu törelerden birisini yıkmasına tanık olur. Bu onu giderek daha kanlı bir hal alan bir yöntem çatışması zincirine götürür. Dizinin sorumlu yapımcısı Steven DeKnight'i Daredevil dizisinden hatırlıyoruz. Dizinin başrolünde ise Josh Duhamel yeralıyor. https://www.imdb.com/title/tt5774002/ https://www.netflix.com/title/80244953 !. sezon bugün yayınlandı.
  9. Akuma_Blade

    Roll20'den oynamak isteyenler?

    bilimkurgu birşeyler de olur umarım yakın zamanda.
  10. Akuma_Blade

    Gundam Serileri

    Gundam: Hathaway's Flash Üçlemesi'nin yapımcısı Naohiro Ogata, Gundam Unicorn ile başlayan yeni hikaye fazının son parçasının henüz gelmemiş olduğuna ilişkin ipuçları verdi. Mantan Web sitesinde ekiple yapılan röportajda konuşan Ogata şunları söyledi: "Gundam Unicorn hikayesi hala bitmiş değil. Universal Century evreninin sonraki 100 yılını anlatmaya geçebilmemiz için bunun Zeon Cumhuriyeti'nin sonunu anlatan bir hikayeye bağlanması gerekiyor. Öte yandan bundan sorumlu olan yazar Fukui Harutoshi şu an farklı bir evrende bulunuyor (not: Fukui geçen sene yayınlanan Uchuu Senkan Yamato'nun 2. sezon reboot'unu yazmıştı ve gelecek sene yayınlanacak 3. sezon reboot'unu yazıyor olabilir), şu sıralar Gundam F91'e kadarki süreci nasıl adapte edeceğimizi düşünüyorum." 1991'de vizyona giren Gundam F91 Yoshiyuki Tomino'nun yeni bir UC çağı yaratmak amacıyla yarattığı ilk ileri çağ hikayesiydi fakat ayınlanmadan iptal edilen bir TV serisinden kurtarılan 2 saatlik görüntü ile kotarıldığı için pacing olarak eleştirilen bir film olmuştu ve 1993'deki V Gundam serisi ile birlikte düşünüldüğünde, bazı hayranlarca "Late UC Century" olarak değerlendirilen yarı-canon bir dönemin başlangıcı olarak kabul edilmişti. Eğer Ogata'nın söylediklerini analiz edersek olası yeni Unicorn hikaye (ve ona bağlamlanacak yeni hikayeler) sandığımızdan da önemli olabilirler. Kaynak: GundamNews
  11. Akuma_Blade

    Animeye Karşı Ön Yargı

    @Sacros Gerçekten haftalık slot dolsun diye konan fiiler bölümü atlamayı anlarım, Recap sahne atlamayı anlarım (hatta birkaç animeye öyle recap sahnelerinin atlandığı fanedit'ler yapmışımdır, sırf arşivde o haliyle dursun diye), hatta OP - ED şarkılarının atlandığı versiyondan izlemek için özellikle ordered chapter rip arayıp arşivlemeyi bile anlarım. Bunların hiçbirisine itirazım yok. Öte yandan ileri sara sara, hızı bilmem kaç yaparak izleme kısmında ayrışıyoruz. Çok niş örnek olacak ama Iron-Blooded Orphans izlerken bir noktadan sonra Atra'nın gözüktüğü her sahnede, Build Divers Re:Rise'i izlerken de Freddie'nin çıktığı her sahnede ileri sara sara izlemiş birisiyim, birşey kaybettim mi, sanırım hayır, ama öte yandan bunu yapmayı 3. bir seri için tahayyül edemiyorum şahsen. Bu sene en son Your Lie in April'e başlamıştım, karakterlerden birinin kezban rage'ine girip pencereden koltuk attığı sahne itibariyle izleyen pek çok kişinin "hayatımı değiştirdi, yavru köpek gibi ağladım vs" tepkiler verdiği seri o an itibariyle gözümde YouTube'daki chopper fight videosunun seviyesine indi, ama ona rağmen bile ileri sarmadım, ne o bölümü, ne sonrakini. Kitaplar üzerinden örneklemek gerekirse, Prequel'ler üzerine 6 kitaplık Dune ana serisinin 5'ini okudum, 6. kitap olan Chapterhouse'da (şu çiftlik muhabbetleri olan kısım tam olarak) tıkandım, ne kadar kastıysam da boğuldum, nefes alamadım, devam edemedim, soran olursa, okuduğum kısım itibariyle artıları şu, eksileri şu derim, Chapterhouse'u hiçbir şekilde dahil etmem konuya. Ha, şu var: Herbert 7. kitabı yazabilmiş olsaydı, ne yapar ne eder, gerekirse özel olarak yıllık izin yazdırır, yine de bitirirdim 6. kitabı. Eğer metin hikaye arc'ı anlamında anlatabildiğini anlatmışsa, ne yapar ne eder, tüm metni taramaya çalışıyorum. Çocukken Jules Verne kitaplarını "acaba atlanan bir kısım olabilir mi, her yayınevinde sayfa sayısı farklı" diye her yayınevinden çıkan versiyonunu ayrı ayrı okumuş olmamın başka da bir sebebi yok. Her genelleme yanlıştır, bunun da farkındayım ama yeri geliyor birkaç saniye kadraja girip çıkan şey bile altmetni tüm hatlarıyla değerlendirmeyi engelleyebiliyor (misal: Evangelion) yani özetle, eğer bir izleyici sınırlı vaktinden yatırım yapıp birşeyi izleme eşiğindeyse, ya "harcayacak sonsuz zamanım mı var?" diyerek o şeyi izlemeye hiç geçmemeli, yada en azından o seçimini anlamlı hale getirebilmek için harcayabileceği kadar efor göstermeli o şey için. Dizi, anime, film, kitap, artık adını her ne koyuyorsan. Hani belki forumda daha önce de belirtmiş olabilirim, bende düşük tansiyon sorunu var, body horror bir sahne değil, sadece onun iması bile (bkz Lost 1. sezon finali, çöp konteyner sahnesi) tansiyonumu düşürmeye yetebiliyorken Blade Runner gibi bir filmde 30 saniyelik bir kısmı atlamış olmak, buna zorunda kalmaya rağmen bile pişmanlığını yaşadığım bir olaydır. Hiçbir şey olmasa, eksilerini artılarını tartıştığın bir başlık olur, onda sayarsın "ya şu şu şu yönlerden takdrimi kazandı ama şu şu şu yönlerden olmamıştı" dersin, artı yönleri eksi yönlerini ezecek denli iyiyse, zaten bunu konu oraya gelmedikçe belirtmenin iyi niyetli bir anlamı yok, madem konuda değinildi, ona bakarsan -üzerinden çok zaman geçti, net hatırlayamıyor olabilirim- LOGH'da gazino gibi bir yerde masanın üstünde çıplak kadın oynattıkları kısımlar da vardı diye biliyorum, tam bir utanç vesikası, seri için mi utanç vesikası, hayır, sadece serinin anlattığı şeylerle pek de iyi uymadığı için, ama gidip de şahsen seriyi özel olarak eksilemem o kısımlar için. Yapılabilecek en mal tabirle "dev robotlar birbirini beyinsizce yumrukluyor" serisi olan Fafner'in son sezonu The Beyond'de karakterlerden birinin çamaşır makinesine çorapları iç çamaşırlarla giysileri karışık koyduğu için imouto'sunca azarlandığı bir sahne vardı mesela, Fafner atıyorum 150 bölüm bir seri olsa, hani derim, ne gerek vardı diye, ama aynı bölümde yaşanan bir olay bile bu sahnede karakterin tepkisini anlamlı kılabilmişti. Gibi gibi. Anlatmaya çalıştığım, bölümde yaşanan olayın atlanıp atlanmaması kararının hikayenin uzunluğuna göre göreceli olabilmesi. Ama istisnalar (fiiler'lar, recap'ler vs) haricinde sahne atlayan/ileri saran birisi ile sarmayanın aynı eserden beklediği şeyleri aynı oranda alabileceğini -şahsen- düşünmüyorum.
  12. Welcome to the NHK (NHK ni Youkoso) gerçek olaylara dayanan ve yazarı Tatsuhiko Takimoto'nun, terapi çerçevesinde 2001’e kadarki eve kapanma sürecinde yaşadıklarını romanlaştırmasıyla ortaya çıkan ve 2004’de Manga’ya, 2006’da ise Anime’ye uyarlanarak büyük ses getiren bir Light Novel'dir. Konu: Satou Tatsuhiro, Tokyo’da tek başına yaşayan bir gençtir. Üniversitedeki ilk yılının sonunda, bir gün okula giderken etraftaki herkesin ona güldüğünü düşünmüş, bu baskıya dayanamayarak kendisini küçük apartman dairesine kapatmıştır. Bu olaydan sonra okulu bırakmış ve bir daha dışarı çıkmamıştır. Öyle ki geçimini bile sadece ailesinin gönderdiği parayla sağlamaktadır. Yani Japonya’da bilinen ismiyle bir “hikikomori”, kendi gibi tanıdıklarının tabiriyle de bir "NEET" olmuştur. Bu şekilde yaklaşık 3 sene geçirir. Bu süre zarfında devamsızlık nedeniyle üniversiteden uzaklaştırılır ve ailesi bile onun ne yaptığını merak eder hale gelir. Artık içinde bulunduğu bu durumdan nefret eden Satou, bunun sorumlusunu da kendince keşfetmiştir: NHK! Japonya’nın en büyük televizyon kanallarından biri olan biri olan NHK’nin açılımının “Nihon Hikikomori Kyoukai” olduğunu ve NHK'nın yayınladığı anime'lerle insanların hayatını kararttığını düşünmektedir. Satou, kendisi ve kendisi gibi olanları sonsuza kadar küçücük odalarında yaşayan bir hikikomori olmaya zorlayan bu şeytani kuruluşun planlarını bozmak için hayatını değiştirmeye ve öncelikle bir iş bulmayı düşünmeye başlar. Tüm gün son sesi açıp bir bishoujo şarkısı dinleyen komşusunun kapısını çalmak için evinden dışarı çıkmak için yaptığı ilk denemesinde karşısına genç bir kız çıkar. Yanlış bir anlaşılmanın ardından Misaki ismindeki bu genç kız, Satou’nun bir hikikomori olduğunun farkına varır ve daha sonra ona bu durumdan kurtulmak için yardım etmeyi teklif eder. Sorunundan utanan Satou ise, başta Misaki’yi kandırmaya düşünür. Uzun zamandır tek kişilik bir dünyada yaşayan Satou’nun hayatı, başta bir anime parçasını gün boyu son seste dinleyen yeni komşusunun ve tatlı Misaki’nin varlığıyla, sonra da yıllardır görmediği sempai'si Hitomi'nin geri dönüşüyle değişmeye başlayacaktır: Satou, büyük şeytan NHK'ya karşı saldırıya geçmeye karar verirken aniden Misaki'nin "projesine" dahil olur, bir yandan da eski okul arkadaşı ile bir eroge yapmaya ve sonra da hayatında daha birçok büyük değişikliğe karar verir. Öte yandan tüm hikaye, onun kendi içindeki boşluktan kurtulup kurtulamayacağı hakkındadır. Yorum: Seriyi bundan 10 yıldan uzun süre önce bir haftasonu tesadüfen HDD temizliği yaparken bulup karşılaştım. Konusuna dair hiçbirşey bilmeden izlemeye başladım ve ertesi gün bitirdim. Benim askerlik dönüş yılıma (2006) denk geldiğinden farkedememiştim ve ve bu zamana dek içeriğinden haberim olmamıştı. Açıkçası izlerken lanet ettim kendime... "Neden bu harika Anime'den bu kadar zaman haberim olmadan yaşamışım" diye? Zira karşımda şu yaşıma dek izlediğim tüm o Anime serilerini geçin, tüm o okuduğum/izlediğim kurgusal (?) anlatıların içinde en zirvede duran şey duruyordu. Öyle başarılı bir kurguydu ki, aslında gerçeğin kendisi olduğundan şüpheleniyordum. Karakterler öylesine canlı, öylesine olması gereken tepkiler veriyorlardı ki, hiç yaşanmamış ve yaşanmayacak tiplemeler olması imkansızdı. Ve espriler o kadar başarılıydı ki pratogonist'in yaşadığı o syntax error durumlarının aynını hayatımın bir kısmında mutlaka yaşadığım için ekran karşısında acı acı sırıtıyordum. İki yüzlü bir bıçak gibiydi bu seri. Aynı duruma ne olduğunu tam olarak anlayana dek kahkahalarla gülebiliyor, yada elinizi alnınıza götürüp acı acı gülümsüyorsunuz. Diyebilirim ki, sizi işte böyle hem kahkahalarla hem acı acı güldüren, hem bilinçlendirip size birşeyler katan, hem de sizi hayatın içinde bambaşka bir hayatı gösteren çok fazla yapım bulamazsınız. Satou'nun, klişe bir abazan genç tiplemesi değil bir "tutunamayan" olması, şizofreniyle zalim gerçek dünyanın duvarları arasında çarpıp duran bir hikayeye sahip olması, onu anlamamızı hatta sahiplenmemizi ve onunla daha iyi empati kurmamızı sağlıyor; "kaybeden" olmayı kof bir tanım olmaktan çıkarmayı ve sonuçlarını değil nedenlerini göstermeyi başarıyor bu seri. Az yada çok görünseler bile her karakterin ayrı bir hikayesi ve seriye kattıkları birşeyler olduğunu göreceksiniz. Ben özellikle Hitomi (Satou'nun sempai'si) ile ilgili hikayeden etkilendim ve seri bittikten sonra onla ilgili her sahneyi yeniden izledim: Eğer sizin de -az yada çok- Satou'ya benzer bir geçmişiniz olduysa ve en azından hayatınızın bir döneminde sosyal uyum problemleri yaşadıysanız, hayatınızın saniyelerle ölçülen bir kısmında gösterdiğiniz iradesizlik nedeniyle hala pişmansanız bu yan hikayenin bağlandığı her bölüm sizi ayrıca etkileyecektir. Ayrıca hikayenin tek bir temada geçmemesi de çok güzel bir artı. Değil, bölümler arası, bölüm içinde kullanılan temalar bile birbirini gerçek anlamda tekrarlamıyor. (Örnek vermek gerekirse 9. bölümde Kaoru'nun çocukluk flashback'i ve akabinde "bir insanın neden Kamen Rider izlediğini" özetleyen 5-6 saniyelik sahneyi hala çevirip çevirip izlerim) Eğer tıpkı Belye Nochi, Hearts in Atlantis, Breakfast Club yada KKNJ gibi insanın toplum içindeki yerini ve olgunlaşma sürecini sorgulayan bir "analiz" kurguları arıyorsanız Welcome to NHK, geçmişi andıkça daha iyi empati yapacağınız karakterleri ile bunu oldukça güzel yapıyor. Seride sevginin ne olduğundan Tanrı'ya, gündelik hayatın manik depresif haline getirdiği insanlardan MMO oynarken ölenlere, eroge oyun sektörünün durumundan toplu satış yapan şirketlerin aldatmacalarına, new age intiharlardan psikotrop ilaçların yarattığı kişilik bozukluklarına, ailelelerin aşırı beklentilerinin çocuklarda yarattığı çöküntüden çocukların olabildiğince erken çalışmalarının onların iyiliğine (?) olduğuna dek sayısız hikaye ve ders var, dahası bu temaların izleyiciye bilinçlendirici, yol gösterici, uyanış sağlayıcı, ama bunların pragmatik şekilde değil dostça anlatarak yapılması; karakterlerin her birinin geçmişten yaralı yada hastalıklı kişilikler olması ve bunu süreç içinde anlamamız oldukça güzel. Şahsen okuyun yada okumayın diyemem, bu tarz ağır tasvirleri kaldırmakta zorlandığım için eğer ki merak ederseniz ve mideniz gerçekten sağlamsa gözatın diyebilirim. Welcome to the NHK işte böyle bir seri. Aslında hepimizin yaşadığı birşeyleri samimiyetten ödün vermeden harika bir şekilde harmanlayıp aslında hepimize tanıdık gelecek karakterlerle donatarak "hayat tadında" bir iş çıkartılmış. Öyle bir seri ki -en azından benim adıma bile- yazacak resmen milyon tane şeyi var, bu yüzden -bu yazıda da olduğu gibi- hakkında birşeyler yazmaya çalışmak resmen zor, çok zor; yaşamanız, hissetmeniz gerek. Bu yüzden sevdiğiniz tür ne olursa olsun, yarın, hayır bugün, hayır hemen şimdi bir yerlerden bulun ve izleyin! Zira bu yapıt, -en azından benim için- hayatımda izlediğim en iyi şey; daha doğrusu, şu ana değin hayatımda izlediğim tüm Anime'lerin, dizilerin, filmlerin, hatta tüm kitapların toplamından daha yüksek değerde bir yerde durmakta. not-1: Bu seriyi izleyip sevenlere Netflix'deki Bojack Horseman serisini öneriyorum. Her iki seri de birbiriyle anafikir olarak oldukça benzeşiyor aslında. not-2: Shin NHK ni Youkoso adlı devam romanı 21 Mayıs 2021'de piyasaya sürülecekmiş.
  13. Akuma_Blade

    Bir Film/Dizi Vardı?

    Bir gün ilkokula giderken afişinde gaz maskesi takmış iskelet (yada zombi?) olan bir film afişi görüp çok korkmuştum çocukken. Tarih tahminimce 1988-1992 arası olması lazım. Böyle bir film bileniniz var mı.
  14. Akuma_Blade

    Animeye Karşı Ön Yargı

    Anime'ye antipati çok abartılacak birşey değil. Ona bakarsan Anime atraksiyonlarına laf eden insanların manga uyarlaması olduğunu bilmedikleri Oldboy filmini yada zaten Ghost in the Shell tribute'u gibi birşey olduğunu yönetmenlerinin de saklamadığı The Matrix'i övdüğünü sıkça görmüşümdür çünkü. Asıl sıkıntı bana göre osurarak kale duvarı yıkan karakterlerin olduğu animeler yada twitter'de trend topic olmuş leş seriler filan övüp o community içinde gerçek anlamda mainstream olmayan ne varsa yoksayan, anime öneri başlıklarını kanserleştiren insanlar. Atıyorum, "şu şu özelliklere sahip seri önerin" diyorlar, yazıyorsun birşeyler, "ben robotlu seriler izlemiyorum" deyip başka başlıkta "High School DxD yeni sezon ne zaman?", "Kimetsu no Yaiba filmi ne zaman düşer?" filan diye soruyor, yada "1990 öncesi serilerin çizimleri çok eski, izleyemiyorum" deyip sırf yeni diye göz kırpma animasyonu bile olmayan seriler önerenler. beni de bu kahrediyor. Tek tek saydırmayın şimdi. özet: Anime önyargısından ziyade Anime izleyip de community'i tektipleştiren insanlar sıkıntı.
  15. Akuma_Blade

    Sidonia no Kishi / Knights of Sidonia

    Filmin ilk 5 dakikası yayınlandı.

Yasal Duyuru

5651 sayılı kanun kapsamında, Paticik.com, işbu sayfadaki mesajların ve içeriğin Yer Sağlayıcısıdır. Yayınlanan içeriklerden doğabilecek her türlü sorumluluk içeriği üreten kullanıcıya aittir. Şikayet ve talepleriniz için buraya tıklayıp bize ulaşabilirsiniz. Alternatif olarak [email protected] e-posta adresinden bize ulaşabilirsiniz.

×
×
  • Yeni Oluştur...